müziğe ile cümle
müziğe kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
2016-günümüz: Müziğe ara verme, yan projeler ve yeniden birleşme2016–present: Hiatus, side projects, and reunion
Genç Laima müziğe ve dansa düşkündü.Young Laima was fond of music and dancing.
Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi gösterdi.From an early age he showed an interest in music.
Tarzı, öncelikle müziğe ayarlanmış spoken word şeklindedir.Her style is marked primarily by spoken word poetry set to music.
'Ekmek ve Güller' şiiri birkaç kez müziğe uyarlanmıştır.The poem 'Bread and Roses' has been set to music several times.
Okulun kurulduğu yıllarda hemen hemen tüm müzik okulları öncelikle klasik müziğe odaklanmaktaydı.Zu der Zeit ihrer Gründung konzentrierten sich fast alle Musikschulen hauptsächlich auf klassische Musik.
1853 yılında Giuseppe Verdi, La traviata operasını besteleyerek müziğe uyarladı.1853 übernahm Giuseppe Verdi das Thema für seine Oper La traviata.
1970 yılında tiyatroyu terk eder ve tamamen müziğe yoğunlaşır.Ab 1970 verließ er das Theater und konzentrierte sich auf die Musik.
Ancak bir süre sonra, sinemayı bırakıp müziğe yönelir.Nach einer Zeit verschwindet der Text und die Musik stoppt.
16 yaşındaki karısı doğum sırasında ölünce kendini tümüyle müziğe vermiştir.16 Jahre vor ihrem Tod erblindete sie.
Bu dans, hemen her tür müziğe uydurulabilir.Zu jedem Tanz ist die entsprechende Musik beigegeben.
Çağdaş müziğe önem verdi.Sie zählt heute zur Alten Musik.
Tarkan'ın müziğe olan ilgisi ise çocukluk yıllarında başladı.Lukans erste Auseinandersetzung mit Musik begann schon in seiner Jugend.
Kendisi ise müziğe odaklanmak istiyordu.Er beschloss jedoch, sich auf die Musik zu konzentrieren.
Sadece müziğe bakmıyor, sese de bakıyor.Dabei hat er weder das Abitur gemacht, noch Musik studiert.
Fakat hepsinin müziğe ilgileri var.Alles ist gut, wenn die Musik angeht.
Müziğe olan ilgisi, Jeff Buckley'nin Grace adlı albümünün bir kopyasını aldığında başladı.Son intérêt musical s'accroit lorsqu'elle écoute une copie de l'album Grace de Jeff Buckley.
Grup, müziğe 1989'da "Amputation" adıyla ve bir death metal grubu olarak başlamıştır.L'histoire d'Immortal commence en 1989 en tant que groupe de Death metal, Amputation.
Celebrity Tour tamamlandıktan sonra, grup 2002'de müziğe ara verdi.Après la fin du Celebrity Tour, le groupe devient inactif en 2002.
Daha sonra yeniden müziğe döndü.Il retourne ensuite à la musique.
Schuldiner müziğe döner, Control Denied'daki çalışmalarını sürdürür.Schuldiner continua à travailler sur sa musique, ainsi que sur son projet avec Control Denied.
Onun yeni zorlukları amansız takibi klasik müziğe geniş bir dinleyici kitlesi getirdi.Sa raréfaction actuelle signifie une grave menace à la musique classique.
Sefarad Yahudisi bir ailenin çocuğu olan Bonomo, müziğe sekiz yaşında gitar çalarak başladı.Issu d'une famille juive séfarade, Can Bonomo commence à jouer de la guitare à l'âge de huit ans.
Anouk küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyuyordu çünkü annesi bir şarkıcıydı.Anouk s’intéresse à la musique en écoutant sa mère, une chanteuse de blues.
Bir şekilde kaçıp müziğe yarandım."Je suis tombé amoureux de cette musique ».
Ancak müziğe tutkulu olan iki gencin arkadaşlıklarının önüne hiçbir şey geçeceğe benzemiyordu.Les deux jeunes gens n'ont rien en commun, sauf leurs goûts musicaux.
Müziğe karşı özel bir yeteneği vardır.Il montre, cependant, un talent tout particulier pour la musique.
1960'ların sonunda müziğe adım atmıştır.La fin des années 1960 sourit au chanteur.
Tarkan'ın müziğe olan ilgisi ise çocukluk yıllarında başladı.L'intérêt de Cook pour la musique a débuté à un jeune âge.
Onun desteğiyle hayata ve müziğe geri döndü.Il s'est dit sauvé par la musique et la religion.
Müzik daha ağır basınca futbolu bıraktı ve tamamen müziğe yöneldi.L'année suivante, il abandonne le foot et se consacre entièrement à la musique.
Daha sonra ise caz, elektronik ve rock müziğe yöneldi.Leur musique est alors orientée rock psychédélique et électronique.
Bengü 1988 yılında müziğe ara verdi.C'est vraiment en 1998 que nous avons décidé de faire de la musique.
2000 yılında müziğe başlamıştır.Il est sorti en 2000. musique
Musıkiden müziğe: Osmanlı/Türk müziği: gelenek ve modernlik;(makaleler-kaynaklar-metinler).Chanson/Musique de jazz : Sax and Violence.
Schuldiner müziğe döner, Control Denied'daki çalışmalarını sürdürür.Schuldiner continuó trabajando en su música, continuando su trabajo con Control Denied.
Profesyonel anlamda müziğe The Wailers grubu ile başlamıştır.Ha cantado con el grupo The Wailers.
Fakat hepsinin müziğe ilgileri var.Todos ellos tienen relación con la música.
Üniversite öğrencisiyken Mariah Carey sayesinde müziğe ilgi duymaya başladı.Como estudiante de la escuela secundaria, ella se enamoró de la música a través de Mariah Carey.
Anouk küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyuyordu çünkü annesi bir şarkıcıydı.Anouk se interesó por la música porque su madre era y es una cantante de blues.
Kendi otobiyografi kitabında tanımladığı gibi, genç aktrisin içgüdüsel bir şekilde müziğe yatkınlığı vardı.Su autobiografía detalla cómo la joven actriz tenía un oído instintivo para recrear sonidos musicales.
2010'da müziğe devam etmek ve köklerine daha yakın olmak için Güney Kore'ye taşındı. ^Se mudó a Corea del Sur en el 2010 para continuar su carrera y estar más cerca de sus raíces.
On beş yaşındayken Christina "müziğe sahip çıktığını ve asla geriye bakmadığını" söylemiştir.Cuando se encontró a Christian diez horas más tarde, ella "no respondía".
Müziğe karşı özel bir yeteneği vardır.Tiene una visión muy particular de la música.
Müziğe 2015'te başlamıştır.Música en 2015.
Tarzı elektronik müziğe benzemektedir.Es casi tan perfecto como la música electrónica.
Daha sonra müziğe ağırlık vermek için bıraktı.Más tarde decidió dedicarse a la música.
Müziğe org çalarak başladı.Comencé a tomarme la música más en serio.
Fakat müzik ağır bastı ve bu meslekten vazgeçerek kendini müziğe verdi.Las cosas comenzaron a irle bien, de manera que abandonó la música.
16 yaşında lise ikinci sınıftayken, okul korosuna katılarak müziğe başladı.A los doce años, el paso de la primaria a la secundaria supone una revolución.
Diziden dolayı müziğe bir süre ara vermiştir.Por si acaso dejé la música por un tiempo.
Genç Armin’in müziğe ve bilgisayarlara ilgisi vardı.Además de la música, Armin se interesó en la tecnología y la computación.
Daha sonra yeniden müziğe döndü.No, responde otra vez la Música.
16 yaşındaki karısı doğum sırasında ölünce kendini tümüyle müziğe vermiştir.Aparentemente, cuando los jóvenes de aquel mundo cumplían 16 años, ellos colapsaban súbitamente.
İki kardeş de küçük yaşta müziğe ilgi duymuşlar ve 7 yaşında ilk şarkılarını yazmışlardır.Desde muy pequeña demostró interés por la música, tal es así que escribió su primera canción a los 7 años.
Shin müziğe olan tutkusu ve yakışıklılığıyla ün salmıştır.Shin es conocido por su buena apariencia, personalidad arrogante y fuerte pasión por la música.
Edward Furlong, çocukluğundan beri müziğe ilgi duymaktaydı.Eddie Ashworth sviluppa interesse per la musica sin da bambino.
Cemal Reşit'in müziğe yeteneği o yıllarda ortaya çıktı.La musica di Keiko Matsui è evoluta negli anni.
Takumi Hikohito Alaska ve Chip'in rap müziğe şaşırtıcı bir yeteneği olan arkadaşı.Takumi Hikohito Un sorprendentemente talentuoso MC e amico di Alaska e Chip.
2012'de Blur, Müziğe Olağanüstü Katkılarından Brit Ödülü almışlardır.Nel 1990 il cantante è stato premiato per il significativo contributo alla musica britannica.