Burada Laf Çok.Từ ngữ này rất đa nghĩa.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.だから、あなた方は他の者を多神教徒と非難してはならない。
Erken şartlı tahliye karşılığında Valentin'in ağzından laf almakla görevlendirilmiştir.リスナーから送られてきた早口言葉にチャレンジするコーナー。
Laffing Gas adıyla da bilinir.「Gas」の名で知られる。
Promo keserken laf dalaşı olmuş.ミモシンは融解すると分解される。
Çok laf yedik, tepki çektik.即日上演され、大反響を呼んだ。
Sokak ortasında kadınlara laf atan (bir) garip adam(dı).桐生しげ子:高畑淳子 別居中の保之の妻。
Ne hallere düştük' diye laf attı.」とどやされたと話している。
Pardon toprağı laf gelişi!クイズ地球どんぶり!
Galeries Lafayette (), Fransız grand magasin (büyük mağaza) firması.ギャルリー・ラファイエット (Galeries Lafayette) はフランスの百貨店企業である。
Gezmeden laf açılmışken, Kobe'ye hiç gittin mi?旅行といえば、神戸に行ったことはありますか。
Şimdi laf değil iş iktiza eder.今必要なのは言葉ではなく行動だ。
Lafı gelmişken, Shakespeare'i hiç okudun mu?シェークスピアといえば、あなたは彼の作品を読んだことがありますか。
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.癸酉,诏禁淮北人不得侵掠,犯者以大辟论。
Aracın rakipleri LaFerrari ve Porsche 918'dir.迈凯伦P1的竞争对手为法拉利的LaFerrari和保时捷的保时捷 918 Spyder。
Ağacın dallarında Arapça harfleri ile Allah lafzı bulunmaktadır.《古兰经》是真主的语言,是人类绝无能力创造的妙文。
Marquis de Lafayette savunmaya yardım için 1200 asker gönderdi.拉法葉侯爵也與1200人的部隊朝南方的方向前去支援攻勢。
Ağzında hiç laf tutamaz direk söyler.沒有嘴巴卻能說話。
Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir.所謂人們所說的東西,不是相同,就是相異。
Çok laf yedik, tepki çektik.常令有余,备敌覆我。
Lafarge, merkezi Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan ve inşaat malzemeleri üreten şirket.拉法基(Lafarge)是一間總部位在法國巴黎的公司,以生產建築材料為主。
Lafları duymuyorlardı.皆不聽。
Lafayette 20 Mayıs 1834'te öldü.라파예트는 1834년 5월 20일 사망하였다.
Sokak ortasında kadınlara laf atan (bir) garip adam(dı).첩(妾)은 아내가 있는 남자가 데리고 사는 내연녀(內緣女)를 말한다.
Ne hallere düştük' diye laf attı.무엇 때문에 남여를 타고 다닙니까'하며 따지기도 했다.
Galeries Lafayette (), Fransız grand magasin (büyük mağaza) firması.갤러리 라파예트(프랑스어: Galeries Lafayette)는 프랑스의 백화점 기업이다.
Burada Laf Çok.그러나 이설도 많다.
Çok ağır laflar eden bir öğretmendir.차별이 매우 심한 교사다.
Ağzında hiç laf tutamaz direk söyler.단신에 주걱턱으로 외모는 보잘것 없다.
Lafları duymuyorlardı.나는 엿듣지 않았다.
Bunlar lafla olmaz.이것은 헛소리로 말했던 것은 아니다.
Var mı başka bir kitapta böyle bir laf.ישנם עוד מילים מסגנון דומה בספר.
Pardon toprağı laf gelişi!פתחי רחמך, אדמת נגב!
Marquis de Lafayette savunmaya yardım için 1200 asker gönderdi.סולפיקיוס שלח עשר ספינות ו-1,000 חיילים לעזרת האתונאים.
Lafargue'ler 1911'de birlikte intihar ettiler.אוסוואלד פרייזלר התאבד בשנת 1939.
Ev denmesi lafın gelişidir.Развити са домашните занаяти.
Lakin İbrahim'in bu nisvandan pek hoşnut olduğu için onları yegane lafları ile tenkid edebiliyordu.Ibrahim je tada, prema predaji, bacao kamenčiće na vraga kako bi ga otjerao od sebe.
Lafları duymuyorlardı.Nisu glazirane.
Son lafım budur, teşekkürler, teşekkürler." sözlerinden oluşur.Navodno su joj zadnje riječi bile "Merci, monsieur".
Kızı Asteria'ya veda eder ve Tamerlano'ya ağır tenkit edici laflar atıp onu azarlar.Lúči sa s dcérou a Andronico a Asteria ho vynášajú von z miestnosti.
Lakin İbrahim'in bu nisvandan pek hoşnut olduğu için onları yegane lafları ile tenkid edebiliyordu.Ko je Ibrahimu bilo naročeno žrtvovati, je za to vzel Izmaela.
Ancak bu bölünme yalnızca laftaydı ve esas otorite Gratianus'un elinde kaldı.Delitev je bila bolj kot ne nominalna, ker je realna oblast ostala v Gracijanovih rokah.
Yerel bir pazarda, bir kasap Lady Murasaki'ye lafla tacizde bulunur.Nekega dne lady Murasaki na lokalni tržnici v javnosti užali prostaški mesar.
Lafeu - Bir yaşlı asilzade.Abelard: Človek v srednjem veku.
Laf Lafı Açıyor.Ikvėpiančios kalbos.
Lafont, 74 yaşında kalp rahatsızlığı sonucu ölmüştür.Meyerson suri 74-aastaselt infarkti.
William Bruce Rose, Jr. olarak Lafayette, Indiana'da dünya'ya geldi.William Bruce Rose, Jr. sündis Indiana osariigis Lafayette'is planeerimata raseduse tagajärjel.
Ağdalı laflar etmekte Duk-chun'un üstüne yoktur.Deok-cheon ist ein Meister der überflüssigen Worte.
Ağdalı laflar etmekte Duk-chun'un üstüne yoktur.Duk-chun e expert în a spune chestii inutile.
Ağdalı laflar etmekte Duk-chun'un üstüne yoktur.Duk-chun jest ekspertem w mówieniu zbędnych rzeczy.
Ağdalı laflar etmekte Duk-chun'un üstüne yoktur.Il est très doué pour dire des choses inutiles.
Ağdalı laflar etmekte Duk-chun'un üstüne yoktur.Ο Duk-chun είναι ειδικός στο να λέει περιττά πράγματα.
Ama uzun lafın kısası, bence bu oldukça etkileyici bir fotoğraf.I tak je to podle mě naprosto nádherná fotografie.
Ama uzun lafın kısası, bence bu oldukça etkileyici bir fotoğraf.Mimo to uważam, że to naprawdę niesamowite zdjęcie i piękne w każdej skali.
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.Elektrony są dosłownie wyrywane z wody.
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.Jadi, Anda benar-benar melucuti elektron dari air.
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.그러므로, 말그대로 물에서 전자를 벗겨먹는 겁니다
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.Por lo tanto, literalmente se están desnudando electrones fuera del agua.
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.Takže ty chybějící elektrony doslova sebereme vodě.
Ama uzun lafın kısası, boşalan bu yer için sudan elektronlarını koparıp alıyoruz.Так розкуркулюють воду на електрони.