Ancak, kendilerine bakan kişi ile bağ kurarlar.لا يقبل المحاربون (الذين هم دائمًا ذكور في الغالب) سوى غيرهم من الذكور ليكونوا قادتهم.
1954 - Vietnam'da komünistler ülkenin kuzeyinde egemenlik kurarak Vietnam Demokratik Cumhuriyeti'ni kurdu.وفي عام 1953م أحكم الشيوعيون سيطرتهم على المناطق الزراعية في شمالي فيتنام.
Aynı yıl Sosyalist Halk Cephesini kurar.وغادرت رئاسة الحزب الاشتراكي في تلك السنة.
Bu yaklaşım biçimi teoriler arasında bir süreklilik ilişkisi kurar.وهكذا نشأ النزاع الدائم بين هذا النوع من النظريات والممارسة الفعلية.
Padişah ise çeşitli kişilerden oluşan komisyonlar kurarak, bu tasarının incelenmesini istedi.أمَّا السُلطان فقد شكَّل لجانًا مُكوَنة من أشخاص مُختلِفة لدراسة هذه المُسودة.
Bitki liflerinden ördüğü yuvasını ağaçların çatallı dallarının arasına kurar.تعهيش منفردة في حجرها الذي تحفره بين جذور الأشجار.
Lucent, 1 Aralık 2006'da Alcatel-Lucent'ı kurarak Fransa'nın Alcatel SA'yla birleşti.في 1 ديسمبر 2006، تم دمج لوسنت مع شركة ألكاتيل الفرنسية في اندماج متكافئ بين الطرفين وتشكيل الكاتيل-لوسنت.
Yâni, iki öğe arasında bir bağ kurar.مسلسل بيني وبينك - جزئين.
1893'ten sonra Osmanlı İmparatorluğu İstatistik-i Umumi İdaresi'ni kurarak demografik bilgileri araştırmıştır.في عام 1831 ميلاديًا، أجريت أحصائية تعداد السكان لمعرفة عدد سكان الدولة العثمانية.
Bu sırada Abdi Ağa Hatçe'yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar.الغارمون: والغارم هو الذي تراكمت عليه الديون، فيأخذ من الزكاة ما يفي دينه.
Bazı insanlar klasik fizik ve din arasında bir köprü kurar.مجموعة من الشعراء الذين كانوا يمثلون جسرًا بين الكلاسيكية والرومانسية.
Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.ويمكرون ويمكر الله والله خير الماكرين.
Craven ve eşi Christine bir şirket kurarak lambaları üretmeye başladılar ve adını da Crestworth koydular.Craven e a sua esposa marjorie fundaram uma empresa para produzir as lâmpadas, denominando-a de Crestworth.
1945 yılında Şili katolik okulları federasyonunu kurar ve onun ilk başkanı olur.Em 1945, ele fundou a Federação de Escolas Católicas no Chile e tornou-se seu primeiro presidente.
Kendi kendine hayal kurarken "belki ABD başkanı olurum" dedi.Confessou: "Quando crescer, vou ser o Presidente dos Estados Unidos da América."
Aaltonen karargahlarını Helsinki'de kurarken, o da karargahlarını Vaasa'ya yerleştirmişti.Ele situou seu quartel-general em Vaasa, enquanto Aaltonen situou o seu em Helsinque.
İstemci, sunucunun 21 numaralı portundan kontrol bağlantısı kurarak FTP sunucusuna bağlanır.Um cliente realiza uma conexão TCP para a porta 21 do servidor.
16-18. yüzyıllarda mutlak monarşiler millî kiliseler kurarak güçlerini artırdılar.Durante os séculos XVI e XVII, diversos pensadores buscaram justificar o poder absoluto dos monarcas.
"Register" iki uç arasında bağlantı kurar.Relação que existe entre dois registros.
Doktor, Alpha Centauri ile bağlantı kurarak Buz Savaşçılarına yardımcı olur.Em seguida o Doutor chama Alpha Centauri para ajudá-los.
2007 yılında Antonio Marcegaglia, Katar’ın Doha kentinde Marcegaglia Gulf’u kurar.No Catar, em 2007, a Marcegaglia constitui o Marcegaglia Gulf em Doha.
Birlikte, lisede arkadaşları ile birlikte Mizusawa Karuta Kulübü'nü kurarlar.Juntos, eles formam o Clube de Karuta Mizusawa.
SolarCity, ABD'de konutlar ve ticari kullanım için güneş panelleri pazarlar, üretir ve kurar.A SolarCity comercializa, fabrica e instala painéis solares residenciais e comerciais nos Estados Unidos.
Basit bir bilgisayar üzerine bile kurarak kolayca kullanılabilir.As soluções podem ser facilmente geradas por um programa de computador simples.
Burada Şili yeraltı örgütü Frente Patriótico Manuel Rodríguez 'i kurar.Além disso, atuou como porta-voz da Frente Patriótica Manuel Rodríguez.
Bir gün Sıkeyvler ona tuzak kurarlar ve yakalamaya çalışırlar.Eles juram que vão rastreá-lo e matá-lo.
Ajan Mahone'nun kurduğu tuzaktan kurtulur ve FBI ona tekrar tuzak kurar.No entanto, ele acabou por ser uma armadilha criada pelo agente Mahone do FBI na tentativa de recapturá-lo.
Sosyalistlerin amacı işçi olarak ve Kibbutzlar kurarak topraklara sahip olmaktı.Tiveram, portanto, que ganhar a vida como trabalhadores ou artesãos.
Norton bir tuzak kurarak kaçıyormuş süsü verdirdiği Tommy'i ortadan kaldırıyor.Norton faz com que Hadley assassine Tommy sob o disfarce de uma tentativa de fuga.
Dolaylı da olsa önceki filmleri ile sıklıkla bağlantılar kurar.Exemplo: Conheço até os filmes antigos.
O da Kartaca'nın denizdeki üstünlüğünü yeniden kurarak Roma ordusunu temelinden koparmayı başardı.Ele conseguiu cortar o exército romano de sua base e restabelecer a supremacia naval cartaginesa.
Kendi şirketini kurarak ticaret işiyle uğraştı.Com isto, ele resolve montar seu próprio negócio.
Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye doğru kurar.Pronoia brengt de mens tot inzicht over zijn herkomst en bestemming.
Ancak, kendilerine bakan kişi ile bağ kurarlar.Krijgers gehoorzamen slechts (hun eigen) Meesters.
Unutmamak için telefonuna alarm kurar.Haar telefoontjes worden niet beantwoord.
Burada Şili yeraltı örgütü Frente Patriótico Manuel Rodríguez 'i kurar.De aanslagen worden opgeëist door de linkse guerrillabeweging Patriottisch Front Manuel Rodriguez.
Sorguçlarıyla iletişim kurarlar.In gesprek met zoekers.
Bu paralı askerlerin bir kısmı Nil Deltasına kendi şehirlerini (4 adet) kurarak yerleşmişlerdir.4 van deze dekenaten bedienen de stad Nice zelf.
Ancak sonradan Sweet ve CJ Grove Street'i yeniden kurarlar.Samen gaan Sweet en CJ terug naar Grove Street om het terug te winnen.
1997 yılında D-Generation X takımını kurarak WWF'in "Attitude Era" adlı döneminin büyük bir parçası oldu.D-Generation X werd eind 1997 gevormd tijdens het Attitude Era van de WWF.
Yeni bir grup kurarak profesyonel hayata geçmeye karar verdiler.Een nieuwe groep van beroepswiskundigen trad toe.
1981 yılında kendi plak şirketini kurarak Gırgıriye serisine başladı.In 2000 is zij voor zichzelf begonnen met haar bedrijf Taste to Taste.
Kendi işini kurarak mobilya ve dekorasyon üzerine çalıştı.Na zijn wielerloopbaan ging hij werken in zijn eigen meubelzaak.
Meg, daha sonra Jennifer adındaki bir kız ile arkadaşlık kurar.Meg, die moeite heeft om vrienden te maken, raakt bevriend met een meisje genaamd Jennifer.
Bu yaklaşım biçimi teoriler arasında bir süreklilik ilişkisi kurar.Daartoe is een voortgaande oplossing rondom theologische standpunten noodzakelijk.
Kontrol kabinine yerleştirilen dayanıklı bir bilgisayar MFC kartı sayesinde robot sistemi ile iletişim kurar.In de besturingskast bevindt zich een industriële PC, die via de MFC met het robotsysteem communiceert.
Latinus’un kızı Lavinia ile evlenerek Lavinium kentini kurar.Hij trouwt er met Lavinia en sticht daar met haar de stad Lavinium.
1978 yılında yeni bir hükûmet kurarak tekrar başbakan olmuştur.In 1978 werd er opnieuw een parlement ingericht.
Lennie'yi korur ve onunla birlikte daha iyi bir hayat sürmenin hayallerini kurar.Charlotte verveelt zich en droomt van een beter leven.
Daha çok pusu kurarak avlanır.Hierdoor moet meer worden gejaagd.
Ancak, 1996'da radikal Arnavutlar Kosova Kurtuluş Ordusu'nu kurarak silahlı eylemlere başladılar.In 1996 nam het Kosovaarse Bevrijdingsleger de wapens op.
O da kendine okuldaki öğrencilerden oluşan yeni bir grup kurar.Hierdoor wordt ze zelf ook gepest door de andere leerlingen op school.
Beni anlamıyorsan, seninle köpeklerle yaptığım gibi iletişim kurarım.Als je me niet begrijpt, communiceer ik met je zoals ik met 'n hond zou doen.
Ocak 2017'de Montez Ford ile kurarak adını The Street Profits olarak belirledi.W styczniu 2017 uformował drużynę z Montezem Fordem jako The Street Profits.
Bazen geniş koloniler kurarlar.Czasami mogą powstać duże, rozgałęzione kolonie.
Aynı yıl, "Sanat Film"i kurarak yapımcılığa geçti ve "Pusu" filmini yaptı.Rok później zagrała epizod w filmie Klik: I robisz, co chcesz.
Ve insan, bu bırakılmışlık içinde tercihler ve seçimleriyle kendi yaşamını ileriye doğru kurar.Uchodził za człowieka próżnego, przykładającego wagę do przepychu i zbytku.
2011 seçimlerinde Liberal Parti ile koalisyon hükümeti kurarak kazandı.W wyborach w 2011 partia tworzyła koalicję wyborczą z Chorwacką Czystą Partią Prawa.
Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar.Kolejnym jest szkoła publiczna najprawdopodobniej z tego samego okresu co wyżej wymieniony kościół.
Kendi şirketini kurarak ticaret işiyle uğraştı.W wyniku kłopotów zakłada własną firmę.