Rusya, çeşitli Avrupa ülkeleri ile ittifak kurarak Napolyon Fransası'na karşı savaştı.În diverse alianțe cu țările europene, Rusia a luptat împotriva Franței lui Napoleon.
Shore House karakterini Sherlock Holmes'la paralellikler kurarak yazdı.Salonul lui Sherlock Holmes a rămas expus în mod identic.
Budapeşte Müzik Okulu’nu kurarak onun ilk başkanı oldu.A fost primul îndrumător de doctorat în domeniul muzică din București.
Mişima özel bir ordu kurar ve amacının imparatoru yeniden devletin başına geçirmek olduğunu ilan eder.El a cerut organizarea unei lovituri de stat, care să restituie Împăratului puterea sa inițială.
Çepniler savaşarak Ordu’da Bayram beyli Beyliğini kurarlar.Peripețiile bravului soldat Biriș în război.
Her türlü insanla bağlantı kurar.El vine în contact cu tot felul de oameni.
Shore House karakterini Sherlock Holmes'la paralellikler kurarak yazdı.House karakterét részben Sherlock Holmes inspirálta.
Yüksek ağaç tepelerinde yuva kurarlar.A magas fákon kialakított házaikban élnek.
Orada milli mücadele taraftarlarıyla bağlantı kurar.Ezekbe a belpolitikai küzdelmekbe kapcsolódott bele Compagni.
1959 yılında Filistin Kurtuluş Cephesini kurar.1949-ben váltotta fel a palesztin fontot.
Kendi şirketini kurarak ticaret işiyle uğraştı.Ő végezte a cég kereskedelmi tevékenységének irányítását.
Diğer tanrılar onu saklandığı yerden çıkarmak için bir oyun kurarlar.Felszólítják, hogy küldje ki azt a valamit, amit rejteget.
Aynı zamanda Paul, çocuk bakıcısı Katie ile, onu bilinmeyen sonlara doğru götürecek bir ilişki kurar.Eközben Paul a gyermeke bébiszitterével igyekszik kiépíteni egy kapcsolatot, mely ismeretlen célokhoz vezet.
Daha sonra bu şirketi satarak Paris'te Automobiles Darracq S.A. şirketini kurarak otomobil üretmeye başladı.A cég kezdetben Nápolyban gyártotta a Darraq autókat.
Çepniler savaşarak Ordu’da Bayram beyli Beyliğini kurarlar.Pusmognak a köcsögök – Pintér Béla a Katonában.
Atabasklara göre insanlar ve hayvanlar biribirine çok benzerdir ve hayvanlar yegalarla iletişim kurarlar.Így a nézőben maradt egy kép, mely szerint a majmok és emberek talán békésen élnek majd egymás mellett.
Gine ve Cape Verde’nin Bağımsızlığı için Afrika Partisini (PAIGC) kurar.Alapítója volt a Guinea és a Zöld-foki Köztársaság függetlenségéért küzdő Afrika Pártnak (PAIGC).
Bir ağaç veya duvardaki bir delikte yuva kurar.A fészek a barlang vagy épület falára van száradva.
Aralarında kız kardeşinin sevgilisi de olan üç arkadaşı ile bir plan kurarlar.Itt szeretné bemutatni, fiainak az új barátnőjét is.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Hisz az álmaiban, és meg akarja valósítani őket.
Kendi dedektif bürosu olan Angel Investigations'ı kurar ve "yardıma muhtaçlara yardım eder".A Narumi Nyomozó Irodát felhívja valaki, akinek segítségre van szüksége.
Rohan'ın bu bölgelerinde çobanlar her yıl kamp kurarak at sürülerini otlatır.Fulanit laiduntavat siellä karjaansa muuttaessaan vuosittain alueelta toiselle.
Gauguin, Camille Pissarro ile arkadaşlık kurar.Erityisen tärkeäksi muodostui ystävyys Camille Pissarron kanssa.
Bunun dışında manastır içinde dış dünyaya bağlı olmadan kendi kendilerine yetecek bir hayat kurarlar.Täysin suljetuissa luostareissa puolestaan eristäydytään ulkona olevasta maailmasta loppuelämäksi.
Jesse: Bazen iyi bir baba ve iyi bir eş olmak üzerine hayal kurarım.Usein pyritään löytämään suvun kannalta hyvä aviomies tai vaimo.
Çoğunlukla saf ormanlar kurar.Se muodostaa yleensä laajoja puhtaita metsiköitä.
Unutmamak için telefonuna alarm kurar.Se ylläpitää vastaamattomien puheluiden lokia.
Bazen geniş koloniler kurarlar.Päälliköt rakennuttivat joskus suuria monumentteja.
Bir ağaç veya duvardaki bir delikte yuva kurar.Valkopäätiainen pesii puussa tai seinässä olevaan koloon.
Diğer tanrılar onu saklandığı yerden çıkarmak için bir oyun kurarlar.Pelin tarkoitus on auttaa heidät pois sieltä.
Daha sonra bir tiyatro grubu kurarak doğaçlama oyunlar sergilemeye başladı.He alkoivat suunnitella teatteriryhmän perustamista.
Claudius hemen bir kumpas kurar.Claudius antoi kuitenkin teloittaa Aureoluksen välittömästi.
Coventry 2000'li yıllarda yerel ekonomisini yeni endüstriler kurarak geliştirmek için büyük çabalar gösterdi.Viime vuosina Coventry on toipunut lamasta kun uudet teollisuudenalat asettuvat kaupunkiin.
Kontrol kabinine yerleştirilen dayanıklı bir bilgisayar MFC kartı sayesinde robot sistemi ile iletişim kurar.Laitekaappiin sijoitettu suojattu teollisuustietokone kommunikoi robotin kanssa MFC-kortin välityksellä.
Kurumsal şirketlerin takım kurarak katıldığı kategoridir.Rakennusprojekteja, joihin yhtiö on ottanut osaa.
"Kırmızı Urbalı"lara karşı kendi askeri birliklerini kurarlar.(TVNZ) Παραδίδονται στις δυνάμεις του στρατού οι διαδηλωτές "Κόκκινα Πουκάμισα".
Daha sonra bu şirketi satarak Paris'te Automobiles Darracq S.A. şirketini kurarak otomobil üretmeye başladı.Η εταιρεία ξεκίνησε την παραγωγή οχημάτων Darracq στην Νάπολη.
Bir süre sonra, arkadaşları ile İlk Sahne Tiyatro'sunu kurarlar.Κι αργότερα, με ένα συνάδελφο, φτιάξαμε την πρώτη κλαδική των ηθοποιών.
Zaman içinde İsa, Meryem ile samimi bir ilişki kurar.Εκείνος ήθελε από καιρό να δει τον Ιησού από κοντά.
Başka bir söylenti ise onları Hoysala İmparatorluğu'yla aralarında bir bağlantı kurar.Το επίθετο παλατινός αναφέρεται σε κάτι, που σχετίζεται με το ανάκτορο του Αυτοκράτορα.
Aynı yıl Sosyalist Halk Cephesini kurar.Γίνεται την ίδια αυτή χρονιά αντιπρόεδρος της Σοσιαλιστικής Διεθνούς.
Meg, daha sonra Jennifer adındaki bir kız ile arkadaşlık kurar.Ο Χάκ έχει σχέση με μία κοπέλα, τη Μέγκ.
Craven ve eşi Christine bir şirket kurarak lambaları üretmeye başladılar ve adını da Crestworth koydular.Craven og hans kone Christine startede et firma til produktion af lampen, som de kaldte Crestworth.
Bazen geniş koloniler kurarlar.Nogle gange yngler den i store kolonier.
Shore House karakterini Sherlock Holmes'la paralellikler kurarak yazdı.House er delvis inspireret af Sherlock Holmes.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Der lægges store planer og drømmene skal stå deres prøve.
İnsanlar onu denizin derinliklerinden çağırarak iletişim kurarlar.De spurgte ham efter dybden i det dybeste hav.
Kendi krallığını Tiryns'e kurar ve burada ayrıca Mycenae ve Midea'nın kurucusu olur.Selv overtok han dennes kongeriket i Tiryns, og grunnla også Mykene og Midea i det samme området.
Başka ırklarla çok nadiren temas kurarlar.Disse er sjelden tilknyttet det øvrige jernbanenettet.
Bununla birlikte tanımadıkları, ya da hoşlanmadıkları kişilerle daha uzaktan iletişim kurarlar.De skulle verken ta imot råd eller stille spørsmål til folk de ikke kjente.
Birtakım hayaller kurar ve sonra bu hayallere kendisini inandırır.Filmen handler om å følge dine drømmer og tro på deg selv.
Kediler, sesli ve görsel iletişimin yanında koklayarak ve dokunarak iletişim kurarlar.Asiatisk svartbjørn kommuniserer både visuelt og gjennom lyd.
Kendi işini kurarak mobilya ve dekorasyon üzerine çalıştı.Senere fikk han seg eget firma som drev med dekorasjoner på møbler og annet.
Kıyılar ve göllerde beslenir, yerde veya uçurumlarda yuva kurar.Båstad, eller Botzstadaedae (Bådsted) betyder båtplass eller sted.
Levililer 20:13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur.Mos 20,21: «Når en mann gifter seg med sin brors kone, er det en skammelig gjerning.
Aynı yıl kendi atölyesini kurarak sanatsal çalışmalarına başladı.Samme år opprettet han sitt eget verksted.
Sorguçlarıyla iletişim kurarlar.Ibukotanya adalahPruszków .
İhtilalciler bir cumhuriyet kurarak Belçika Birleşik Devletlerine müttefik olarak katıldı.Para pemberontak mendirikan sebuah republik yang bergabung dengan Belgia Serikat.
Unutmamak için telefonuna alarm kurar.Dia memintanya untuk mengangkat teleponnya.
Tümleme ise doğru ve yanlış arasında birebir ilişki kurar.Per fas et nefas Melalui yang benar dan yang salah.