Müzikte konsonans, kulağa hoş gelen yumuşak seslerdir.Por música se entende a combinação de sons de modo agradável ao ouvido.
Kulakları ve gözleri küçüktür.Possui orelhas e olhos pequenos.
Karı'ya yüksek değer verildiğinden özellikle göz kulak olunurdu.A virgindade era particularmente valorizada.
Uzun sarkık kulakları ve büyük kafasıyla diğerlerinden farklıydı.A cabeça e orelhas compridas são distintas.
Tavşanın kulakları eşeğin gibi sivrice ve uzun.As orelhas do coelho são compridas.
Kulağa geldiği gibi kolay değildi.Só que nada foi tão fácil quanto ela imaginava.
Kulak İltihabıCaros Ouvintes.
Mihrap tabanı manzara desenleriyle bezenmiş olan Kula seccadeleri en göze çarpan örneklerdir.Óculos escuros com armações quadradas eram os mais cobiçados.
Harabi gördügü eğitimden dolayı, dilini çok iyi kulanan bir Bektaşi dervişidır.Devido a uma série de razões, Garhwali é uma das línguas que está desparecendo muito rapidamente.
Burada kelime oluşurken verilen anlam, kulağın eşeğe benzediğine göredir.Ele relata que o povo fala uma língua que, para seus ouvidos, assemelhava-se ao persa.
Diğer önemli fark kulaklarının büyüklükleridir.Uma outra característica do animal são as orelhas grandes.
9. Kudüs'teki bazı Yahudilerin Yahudi olmayanlar ile evlendiği Ezra'nın kulağına çalınır.Esdras é informado de que alguns dos judeus que já estavam em Jerusalém se casaram com mulheres não-judias.
Kahrolası, kulağa hoş geliyor, onu küçük canavalara yaptık."Soa tão bem, conseguimos little monsters."
Kulağı düşük köpekler ırk yarışmalarına alınmaz ve üremesi için izin verilmez.O corte de orelhas não é permitido, e os cães com orelhas cortadas não podem competir em exposições.
Uzun kulakları vardır.Por isso, têm orelhas maiores.
Kulakları kesilmişti.Costumam ter as orelhas cortadas.
Üç kısımda incelenir: Dış kulak, Orta kulak, İç kulak.O ouvido humano é dividido em três regiões anatômicas: ouvido externo, ouvido médio e ouvido interno.
Valar’ın onlardan korktuğunu kulaklarına fısıldadı.Temem o que os oráculos lhes predizem.
Bir başka, daha karmaşık bir yöntem ise güçlü bir sera gazı olan amonyak kulanmak.Outro método mais complicado usa amônia como um poderoso gás de efeito estufa.
Van Gogh'un kulağını keserek kendini yaralamasına giden olaylar silsilesi tam olarak bilinmemektedir.Não se sabe a exata sequência de eventos que levaram à mutilação da orelha esquerda de Van Gogh.
10.Sol kulağın çınlaması.Memórias de um sino 10.
Jamil işitme kaybı ve labirentit ile doğdu bu nedenle kulaklarıyla ilgili birçok operasyon geçirdi.Nasceu com perda auditiva congênita e labirintite, e passou por várias operações para corrigir.
Yapraklar basit, almaşık, kulakçık yoktur.As janelas deveriam ser simples, sem divisões e sem vitrais.
Kolaksay: Kuş yemeği yer ve Kulaçay’da oturur.Agradecido, o pássaro botou ovos em homenagem a Eostre.
Koklea veya kulak salyangozu, iç kulağın işitsel kısmıdır.A otite interna ou labirintite, envolve o ouvido interno.
Böylelikle kulakçıklar ile karıncıkların aynı anda kasılması engellenir.No começo existirão mineradores e validadores atuando ao mesmo tempo.
Onun kulağına bir şey fısıldadı.Ele cochichou algo para ela.
Yeremya'nın uyarılarına kulak asmayan İsrailoğulları tövbe etmedi.Verleid geen Israëliet tot afgoderij.
Kulaklar kapanabilir.Ze kunnen hun oren sluiten.
Uyakları kimi zaman göz için, kimi de kulak içindir.Hierdoor hebben de luisteraars in ieder geval goed zicht op de uitvoerenden.
Fakat Yezid sonunda etrafındakilere dayanıp bu nasihatlere kulak asmadı.(Het bevel om zich te verwijderen had hij niet gehoord omdat hij doof was.)
Kulak enfeksiyonları, vakaların %30'unda baş gösterir.Oorinfecties treden op in 30% van de gevallen.
Radyoyu kulaklıktan çalma - 24 saate kadardır.Op den duur zond Radio Annen 24 uur per dag uit.
Ayrıca, bazı türlerin kulakları oldukça iyi duymaktadır.Daarnaast beschikken veel soorten over een goed gehoor.
Köpeklerin kuyruk ve kulaklarının kesimi günümüzde aralarında Türkiye'nin de olduğu pek çok ülkede yasaktır.Het couperen van oren en staart is in veel Europese landen intussen verboden.
Dedem ve anneannemin anlattığı masal ve öyküler hâlâ kulaklarımda.Over hoe Pap en Mam elkaar leerden kennen bestaan meerdere verhalen.
Genellikle iri kulaklı ve uzun burunludurlar.De mannen hebben meestal grote neuzen en oren.
Kulak arkasında sigarayla dolaşır.Zich achter de oren krabben.
Mitral kapak: Sol karıncık ve sol kulakçık arasında bulunur.De mitralisklep bevindt zich tussen de linkerhartboezem en linkerhartkamer.
Kulakepçeleri büyüktür.De oren zijn groot.
Hadım kuvvetler ise gözlere, kulaklara ve diğer uzuvlara dağılmıştır.En dat onderscheidt de nabootsing van bedrog en trompe-l'oeil.
Müzik kulakları çok gelişmiştir.De muziekstroming heeft zich wel ontwikkeld.
Kulak İltihabıBeluister het motet
Müzik kulağını geliştirdi, fakat hiçbir zaman müziği yazmayı öğrenemedi.Hij wilde moderne muziek schrijven, maar dat werd niet altijd gewaardeerd.
Bacakları ve kulakları bayağı uzundur.De oren en poten zijn vrij groot.
İşte kulağın farklı müzik aletlerini birbirinden ayırmasını sağlayan bu harmoniklerdir.Het museum laat de tonen van verschillende muziekinstrumenten horen.
İkinci bölüm: Duvarların kulağı var mı?De muren hebben oren.
Kulakların bir kısmı da çalışma kamplarına (gulag) gönderildi.Veel van de genen zijn georganiseerd in clusters (operons).
Kulak düşüklüğü istenmeyen bir durumdur.Oren die afhangen zijn ongewenst.
Taç, kemer ve külah.Vermeulen, Weert en Alkmaar.
Kulakları iridir.Er wel oren naar hebben.
15. yüzyıldan bu yana süregelen luthierlik mesleği, iyi bir kulağa sahip olmayı gerektirir.Vanaf de 15e eeuw vormde Geffen een heerlijkheid.
Kulak kepçeleri yoktur.Er zijn geen leestekens.
Valar’ın onlardan korktuğunu kulaklarına fısıldadı.Hij had over de misbruiken en twisten onder hen gehoord.
Purim'de "Haman'ın kulakları" denen üçgen şeklinde hamur tatlıları ikram edilir.Daarbij worden symbolisch de oren van Haman gegeten.
Eğer boynuzları olursa da asla kulakların uzunluğunu aşmaz.Indien platgelegd komen de oren niet verder dan de neus.
Wonka kulaklarına inanamaz.De zanger gelooft zijn oren niet.
Daha iri ve yuvarlak olan kulakları ile biraz katıra benzer.Daardoor lijkt hij op de koningsstern die echter groter is en een iets dikkere snavel heeft.
Köleler bamya tohumlarını kulaklarının arkasında saklayarak Afrika ve Asya'ya getirip ekmişlerdir.Vogels zouden de zaden vervolgens verder in Afrika en Azië hebben verspreid.
Babası Yoşiyahu'nun tavsiyelerine kulak asmadı.Icarus luisterde echter niet naar de adviezen van zijn vader.