Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th "najem naše koče je le ena" threepence "To je kot pullin" oko, zob , da dobim.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th "prenájom chaty je len jeden" tri pence "Je to ako Pullin" oko zuby aby si to.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th "pronájem chaty je jen jeden" tři pence "Je to jako Pullin" oko zuby aby si to.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th 'vuokra meidän mökki on vain yksi "threepence" Se on kuin pullin' Eye-hampaat saada se.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th 'wynajęcia naszego domku jest tylko jeden "trzy pensy" to jak pullin "oko zęby do niego dostać.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th 'аренда нашем коттедже только один "три пенса" это все равно, втягивание "глаз-зубы чтобы получить его.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th наем на нашата вила е само един "три пени" като pullin око зъби да го получите.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.Th 'оренда нашому котеджі тільки один "три пенси" це все одно, втягування "око-зуби щоб отримати його.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.ה 'השכרה של הקוטג' שלנו הוא רק אחד "שלושה פני" זה כמו משכתי העין שיניים כדי לקבל את זה.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.ال 'استئجار كوخ لدينا ليست سوى واحد منهم كان" threepence تكون 'وانها مثل pullin' العين الأسنان للحصول عليه.
Pe üç peni 'bizim kulübe kiralanması, sadece bir göz-diş Pullin gibi' bir ' olsun.それを取得する。 今私はちょうど彼女の腰に手を入れて"、のsomethin'と考えてきました。
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Chúng tôi mua căn nhà nhỏ này ở Santa Monica và với 50 000 đô tôi xây một biệt thự ở đó.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Comprammo questo piccolo bungalow a Santa Monica e, con circa 50.000 dollari, ci costruii una casa attorno.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Comprámos uma minúscula vivenda em Santa Mónica e por cerca de 50 mil dólares construí uma casa à volta dele.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Kupiliśmy ten mały, malusieńki bungalow w Santa Monica do wieku prawie 60 lat budowałem wokół niego dom.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Ne-am cumpărat o casuţă în Santa Monica şi cu aproximativ 50 000 de dolari am construit o casă în jurul ei.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Wir kauften einen sehr kleinen Bungalow in Santa Monica und ich habe für ca. 50 000 ein Haus drumrum gebaut.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Купихме едно мъничко бунгало в Санта Моника и за около 50-тина хиляди аз построих къща около него.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık. 50 bin dolara falan etrafına bir ev inşa ettim.Мы купили это крошечное бунгало в Санта-Монике, и где-то за 50 тысяч долларов я построил дом вокруг него.
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık.5万ドルくらいで 傍に小さな家を建てた
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık.산타 모니카에 조그만 방갈로를 사서
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık.קנינו ביתן קטנטן בסנטה מוניקה
Santa Monica'da ufacık bir kulübe aldık.اشترينا كوخاً صغيراً في سانتا مونيكا
Şefkat hakında düşünürken, aklıma birden çizgi filmin bir bölümü geldi. Kulubede uzanmış yatıyor, ve diyor ki,Kiedy pomyślę o współczuciu natychmiast przypomina mi się komiks, w którym leży i mówi:
Şefkat hakında düşünürken, aklıma birden çizgi filmin bir bölümü geldi. Kulubede uzanmış yatıyor, ve diyor ki,Поэтому когда я думаю о сострадании, я сразу мысленно вспоминаю отрывок из мультика, где он лежит и говорит:
Şefkat hakında düşünürken, aklıma birden çizgi filmin bir bölümü geldi. Kulubede uzanmış yatıyor, ve diyor ki,Тож, коли я роздумувала про співпереживання, одразу пригадувала собі момент у мультику, де він лежить і каже:
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.Dans ton village, une personne a le téléphone, et c'est l'opérateur du kiosque téléphone.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.En tu aldea solo hay una persona con teléfono, y éste es el operador de la centralita telefónica.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.I din by finns det en person med en mobiltelefon i en telefonkiosk.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.In dem Dorf ist eine Person mit Telefonanschluss, und diese Person ist der Betreiber des Telefonladens.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.In jouw dorp is één iemand met een telefoon, en dat is de bediende in de belwinkel.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.우리 고향 마을에는 휴대폰을 가지고 있는 사람이 하나 있는데, 유료 공중전화 관리인이지요.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.Na aldeia de June, há lá uma pessoa com telefone, que é o operador do quiosque de telefone.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.Nel tuo villaggio c'è una sola persona nel villaggio con un telefono ed è il chiosco dell'operatore telefonico
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.Tylko jedna osoba posiada telefon w wiosce w której mieszkasz i jest nim operator budki telefonicznej.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.В твоето село има едно лице с телефон, това е операторът от телефонната будка.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.אז, בכפר שלך, יש אדם בכפר עם סלולרי, וזה מפעיל קיוסק הטלפון.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.حسنا، يوجد في قريتك شخص واحد يملك هاتفًا، وهو مشغل كشك الهاتف.
Senin köyünde, telefonu olan bir kişi var, ve bu telefon kulübesi işletmecisi oluyor.いわば公衆電話端末のオペレータです
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.Con cái Si-ôn bị bỏ lại như lều vườn nho, như chòi ruộng dưa, như thành bị vây.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.Con_cái Si-ôn bị bỏ lại như lều vườn nho , như chòi ruộng dưa , như thành bị vây .
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.E a filha de Sião é deixada como a cabana na vinha, como a choupana no pepinal, como cidade sitiada.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.És úgy maradt a Sion leánya, mint kunyhó a szõlõben, mint kaliba az ugorkaföldön, mint megostromlott város.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.In hči sionska je ostala zapuščena kakor koča v vinogradu, kakor hišica na kumarišču, kakor oblegano mesto.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.I została córka Syoóska jako chłodnik na winnicy, jako budka w ogrodzie ogórczanym, i jako miasto zburzone.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.I zůstala dcera Sionská jako boudka na vinici, jako chaloupka v zahradě tykevné, a jako město zkažené.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış."딸 시온은 포도원의 망대 같이, 원두밭의 상직막 같이, 에워싸인 성읍같이 겨우 남았도다"
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.kým dcéra Siona pozostala jako búdka vo vinici a jako nočný úchylok na uhorkovom poli, jako obľahnuté mesto.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.La hija de Sion ha quedado como una cabaña en una viña, como una choza en un melonar, como una ciudad sitiada
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.Zions Datter er levnet som en Hytte i en Vingård, et Vagtskur i en Græskarmark en omringet By.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.И осталась дщерь Сиона, как шатер в винограднике, как шалаш в огороде, как осажденный город.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.И сионовата дъщеря е оставена като колиба в лозе, Като пъдарница в градина с краставици, Като обсаден град.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.ונותרה בת ציון כסכה בכרם כמלונה במקשה כעיר נצורה׃
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.فبقيت ابنة صهيون كمظلة في كرم كخيمة في مقثأة كمدينة محاصرة.
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.僅 存 錫 安 城 、 〔 城 原 文 作 女 子 〕 好 像 葡 萄 園 的 草 棚 、 瓜 田 的 茅 屋 、 被 圍 困 的 城 邑
Siyon kızı bağdaki çardak, Salatalık bostanındaki kulübe gibi, Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.僅存錫 安城 、 〔 城 原文 作 女子 〕 好像 葡萄園 的 草棚 、 瓜田 的 茅屋 、 被 圍困 的 城邑
Sizler savaş esirisiniz. Ve hava düzelene kadar bu kulubede bizimle kalıyorsunuz.Είστε αιχμάλωτοι πολέμου... και θα μείνουμε εδώ έως ότου ο καιρός καλυτερέψει.
Snoopy'nin kulubesinde oturup, uzanmasını ve hayata dair büyük düşünceler tasarlamasını seviyorum.Adoro a forma como ele se senta na sua casota e fica a contemplar as grandes coisas da vida.
Snoopy'nin kulubesinde oturup, uzanmasını ve hayata dair büyük düşünceler tasarlamasını seviyorum.Ich finde es toll, wie er auf seiner Hundehütte liegt und über die grossen Fragen des Lebens brütet.
Snoopy'nin kulubesinde oturup, uzanmasını ve hayata dair büyük düşünceler tasarlamasını seviyorum.Ik hou van de manier waarop hij op zijn hok zit en ligt en de grote zaken van het leven overpeinst.