kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Onun yeni evini beğeniyorum ama onun bu kadar küçük olmasını beklememiştim.I like his new house, but I had not expected it to be so small.
Deyim yerindeyse, o büyümüşte küçülmüş bir bebek.He is, as it were, a grown up baby.
O ihtiyaçlarını karşılamak için bir karıya ve iki küçük çocuğa sahiptir.He has a wife and two young children to provide for.
O oda 418'in, çok küçük bir oda, boş olduğunu hatırladı.He remembered that Room 418, a very small room, was empty.
İtalya'da küçük bir kasabada doğdu.He was born in a small town in Italy.
O her zaman küçük şeyler hakkında kendini rahatsız eder.He always troubles himself about minor things.
O küçük erkek kardeşimle samimiydi.He's been friendly with my kid brother.
O, oyunda küçük bir bölümü oynadı.He played a minor part in the play.
O, küçük kızı evlatlık aldı.They adopted the little girl.
Onun kitapla ilgili en küçük bir fikri yoktu.He didn't have the least idea of the book.
New York'ta bir sürü para yaptı ve doğduğu küçük kasabaya geri döndü.He made a lot of money in New York and went back to the small town where he was born.
O, Küçük John adında büyük bir adamdı.He was a big man called Little John.
O küçük gelirini en iyi şekilde değerlendirdi.He made the best of his small income.
Küçük bir maaşla büyük bir aileyi geçindirmesi gerekiyor.He has to maintain a large family on a small salary.
Yaşça kendinden küçük olanlara tepeden bakar.He is haughty to his juniors.
Kyoto'da küçük bir ev satın aldı.He bought a small house in Kyoto.
Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.He lived in a small town nearby.
Kyushu'da küçük bir köyde yaşar.He lives in a small village in Kyushu.
O, trafik sinyalinin üzerindeki küçük kamerayı fark etmedi.He didn't notice the small video camera above the traffic signal.
Küçük bir dağ kasabasından geldi.He came from a tiny mountain town.
O bizi her ziyaret etmesinde bize küçük bir hediye getirdi.He brought us a small gift each time he called on us.
O beni küçük erkek kardeşim sanıyordu.He mistook me for my younger brother.
O, küçük kız kardeşimle nişanlıdır.He is engaged to my younger sister.
Her zaman odasının küçük olmasından yakınır.He is always complaining of his room being small.
Odasının küçük olmasından yakındı.He complained of his room being small.
Küçük rahat bir evde yaşıyor.He lives in a little cozy house.
O küçük, ama güçlüydü.He was small, but strong.
Küçük odasında büyük bir masası var.He has a large desk in his small room.
Küçük bir tekne ile nehri geçti.He crossed the river in a small boat.
Küçük bir teknede Atlantik'i geçti.He came across the Atlantic in a small sailboat.
Küçük bir ev inşa edebildi.He was able to build a small house.
O küçük bir köpek kulübesi yaptı.He made a small dog house.
O suda küçük bir bot ile denize açılıyor.He is sailing a little boat on the water.
O, küçük bir köyde büyüdü.He grew up in a little village.
Küçük bir çocuğu boğulmaktan kurtardı.He saved a little boy from drowning.
Onun küçük bir çerçevesi vardır.He has a small frame.
Küçük bir çocukken çok yaramazdı.He was very naughty when he was a little boy.
Osaka yakınındaki küçük bir kentte yaşıyor.He lives in a small town near Osaka.
O, Nagano'da küçük bir kasabadandır.He is from some small town in Nagano.
Küçük erkek kardeşiyle karıştırıldı.He was mistaken for his younger brother.
Küçük bir sanatçıdan başka bir şey değildir.He is nothing but a minor artist.
Sadece küçük bir bestecidir.He is nothing but a minor composer.
Hayatı pahasına küçük kızı kurtardı.He rescued the little girl at the cost of his life.
O, yoksuldu ve küçük bir kabinde yaşardı.He was poor and lived in a small cabin.
Odanın çok küçük olmasından yakınıyor.He complains of the room being so small.
Refah içinde yaşayan insanları küçümsedi.He despised those who lived on welfare.
Annesinin tavsiyesini küçümsedi.He flouted his mother's advice.
Onların kendi çocukları olmadığı için küçük bir kızı evlat edinmeye karar verdiler.Since they had no children of their own, they decided to adopt a little girl.
Onların küçük protestosu kitlesel bir gösteriyi tetikledi.Their small protest triggered a mass demonstration.
Onlar Tom'un yeni teorisini küçümsüyorlar.They are crying down Tom's new theory.
İngiltere'de küçük bir köyde yaşıyorlar.They live in a little village in England.
Onlar kurulduğundan beri bu küçük oteli çalıştırdılar.They have run this small hotel since it was established.
Onun küçük geliriyle yaşamak zorundalar.They have to live on his small income.
Onlar çok küçük giysi giyiyorlar.They wear very little clothing.
Bana küçük bir oda tahsis ettiler.They have assigned me a small room.
Onlar küçük çocuklar değiller.They are not little children.
Onlar uzun gri bir sokağın sonunda çok küçük bir evde yaşıyordu.They lived in a very small house at the end of a long, gray street.
Bazı öğrencileri ona hayrandı, diğerleri ise onu küçümsüyordu.Some of his students admired him, and others despised him.
Onun çok yakında geleceğine dair küçük bir umut yok.There is little hope of her getting well soon.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
İlgili Sayfalar