kuçu ile cümle
kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Açgözlü küçük çocuk tüm yemeği yedi.The greedy little child ate all the food.
Yeni bir iş ararken gazetedeki küçük ilanları okumayı unutma.When looking for a new job, do not forget to read the want ads in the newspaper.
Allah asla küçük bir iyiliği bile unutmaz.God never forgets even a small kindness.
İnsan vücudu milyarlarca küçük hücrelerden oluşmaktadır.The human body is composed of billions of small cells.
Suda yüzen bazı küçük balıkları görebiliyorum.I can see some small fish swimming about in the water.
Bu küçük bir dünya.It's a small world.
Sık sık dünyanın giderek küçüldüğü söylenir.It is often said that the world is becoming smaller and smaller.
Bu küçük bir dünya!It is a small world!
Bir zamanlar küçük bir adada yaşlı bir kadın yaşıyordu.Once there lived an old woman on a small island.
Uzun zaman önce, küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.A long time ago, there lived an old king on a small island.
Bu tepede küçük bir kale vardı.There used to be a small castle on this hill.
Genç insanlar toplumun kurallarını küçümserlerdi.Young people used to look down on the rules of society.
Bir zamanlar köyün çıkışında küçük güzel bir ev varmış.Once upon a time, there was a pretty little house way out in the country.
Uzun zaman önce küçük bir adada yaşlı bir kral yaşarmış.Long, long ago, there lived an old king on a small island.
Bebeğin güzel küçük parmakları var.The baby has pretty little fingers.
Bu sadece küçük bir hediye, ama lütfen onu kabul ediniz.This is just a small gift, but please accept it.
Benim oğlum yaşına göre küçük.My son is small for his age.
Küçük ayak parmağımda ağrı var.I have a pain in my little toe.
Küçük ayak parmağımda bir ağrı var.I have a pain in my little toe.
Birçok bilim adamı bu küçük köyde yaşıyor.Many scientists live in this small village.
Birçok küçük şirketler iflas etti.Many small companies went bankrupt.
Güneşle karşılaştırıldığında dünya küçüktür.The earth is small compared with the sun.
Büyük mü yoksa küçük mü?Large or small?
Onun geliri büyük ailesini geçindiremeyecek kadar çok küçüktü.His income is too small to support his large family.
Büyük balık küçüğü yer.The great fish eat the small.
Büyük uluslar, küçük uluslara müdahale etmemelidirler.The big nations should not interfere with the smaller nations.
Bizim büyük, orta ve küçük boyutlarımız var. Ne boyutta istiyorsunuz?We have large, medium, and small. What size do you want?
Küçük çocukları kaçıran insanlar hakkında duymak kanımı kaynatıyor.Hearing about people kidnapping little children just makes my blood boil.
Adam küçük çocukları çok korkuttu.The man terrified the little children.
Dünya küçük ama güzel bir gezegendir.The Earth is a small but beautiful planet.
Küçük bir deprem tehlikesi var.There is little danger of an earthquake.
Küçük işletmeler ayakta kalmak için kemerlerini sıkacaklar.Small businesses will have to tighten their belts to survive.
Avlumda küçük bir meyve bahçem var.I have a small vegetable garden on my patio.
Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.The audience was largely made up of very young children.
Caddeyyi geçerken küçük kız kardeşimle el ele tutuştuk.I took my little sister by the hand when we crossed the street.
Küçük kız kardeşim caddeyi geçerken elimi tuttu.My little sister took my hand when we crossed the street.
Küçük erkek kardeşim biraz para istedi.My little brother asked for some money.
Bob sporlarda iyi olmadığı için erkek kardeşini küçümsüyor.Bob looks down on his brother for not being good at sports.
Küçük erkek kardeşim dün gece korkunç bir rüya gördüğünü söylüyor.My little brother says that he had a dreadful dream last night.
Benim küçük erkek kardeşim on iki yaşında.My kid brother is twelve.
Küçük erkek kardeşim hep oyuncak ayısı ile yatıyor.My little brother always sleeps with his teddy bear.
Küçük erkek kardeşim İngilizce okuyabilir.My little brother can read English.
Benim küçük erkek kardeşim ilkokula gidiyor.My little brother goes to an elementary school.
Erkek kardeşim küçük ama güçlüdür.My brother is small but strong.
Kışın evimize yakın küçük bir tepede kızakla kaymayı seviyorum.In the winter, I like to sled down the small hill close to our home.
Yoldaki büyük ve küçük taşlar için dikkatli ol!Watch out for big and small stones on the road!
İki küçük kız papatyaları topluyorlar.Two little girls are picking daisies.
Japonya'daki satışlar Avrupa'dakilerle karşılaştırıldığında küçüktür.The sales in Japan are small in comparison with those in Europe.
Japon evleri küçüktür.Japanese houses are small.
Japonya, dört büyük ada ve daha küçük birçok başka adadan oluşur.Japan consists of four main islands and many other smaller islands.
Japonya Kanada'dan daha küçüktür.Japan is smaller than Canada.
Ben gerçekten sert düştüm ve dizimde küçük bir çürüğüm var.I fell down really hard and got a black bruise on my knee.
Onu sevimli, parlak, küçük bir çocuk olarak hatırlıyorum.I remember him as a cute, bright little boy.
Onun evi küçük ve eski.His house was small and old.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Onun şirketi, bölgedeki en başarılı küçük işletme olarak seçildi.His company was singled out as the most successful small business in the region.
Onun küçük oyununa maddi destekte bulundum.I saw through his little game.
Arabası küçük ve az yer kaplıyor.His car is small and takes up little room.
Geliri ailesine bakamayacak kadar çok küçük.His income is too small to support his family.
Onun hizmetkarları onu küçümsedi.His very servants despised him.
İlgili Sayfalar