kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Balinalar plankton ve küçük balıklarla beslenirler.Whales feed on plankton and small fish.
Balinalar küçük balıklar ile beslenirler.Whales feed on small fish.
Köpek küçük çocuğa saldırdı.The dog attacked the little boy.
Modern iletişim ve ulaşım sistemleri sayesinde dünya küçülüyor.Because of modern communication and transportation systems, the world is getting smaller.
Ötede küçük bir ada gördük.We saw a small island beyond.
Okul bahçesi çok küçüktü.The schoolyard was very small.
Şimdiki evimiz çok küçük, bu yüzden taşınmaya karar verdi.Our current house is too small, so we decided to move.
Hayatımda hiç böyle küçük düşürülmedim.I was never so humiliated in my life.
Bugün yalnızca küçük bir izleyici kitlesi var.There is only a small audience today.
Bu akşamüstü küçük bir parti veriyoruz.We are giving a small party this evening.
Sol bacağından küçük bir operasyon geçirdi.He had a little operation on his left leg.
Modern gemilerin yalnızca küçük bir mürettebata ihtiyacı var.Modern ships only need a small crew.
Bu günlerde küçük ailelere doğru bir yönelim var.There's a trend these days towards small families.
Dün gece biri evimin yanındaki küçük dükkana zorla girdi.Last night someone broke into the small shop near my house.
Ben küçük bir çocukken okuldan sonra beyzbol oynardım.When I was a little child, I used to play baseball after school.
Küçük çocuklar onun için çok fazlaydı.The little children were too much for her.
Küçük köpek bir çukur kazdı ve yiyeceğini onun içine gömdü.The small dog dug a hole and buried his food in it.
Aldığım taksi çok eski ve küçüktü.The taxi I took was very old and small.
Bizim sınıfımız küçük bir sınıf.Our class is a small one.
Okul kütüphanemiz küçük ama yeni.Our school library is small, but new.
Dünyamız gittikçe küçülüyor.Our world is getting smaller and smaller.
Birbirimize sık sık küçük hediyeler verirdik.We would often give each other little presents.
Küçük bir tekne ile nehirden aşağıya doğru gittik.We went down the river in a small boat.
Küçük evimizi en iyi şekilde değerlendirmek zorunda kaldık.We had to make the best of our small house.
Küçük bir odada kaldık.We were made to stay in a small room.
Kasabanın kenarında küçük bir otelde kaldık.We put up at a small hotel just on the edge of the town.
Avluda zavallı küçük bir kedi bulduk.We found a poor little cat in the yard.
Onun yeteneklerini küçümsemiş olabiliriz.We might have underestimated his ability.
Hokkaido'da küçük bir kasabaya vardık.We arrived at a small town in Hokkaido.
Ailem küçük.My family is small.
Benim kot yıkamada küçüldü.My jeans shrank in the wash.
Sadece küçük bir bahçem var.I have only a small garden.
Evimin arkasında küçük bir gölet var.There is a small pond in back of my house.
Evimin küçük bir avlusu var.My house has a small yard.
Benim ev onunkinin yanında küçük görünüyor.My house seems small beside his.
Erkek kardeşim küçük bir köyde yaşıyor.My brother lives in a small village.
Tasarruflarım o kadar küçük ki onlar çok fazla dayanmayacak.My savings are so small that they won't last much longer.
Küçük erkek kardeşim kazada yaralandı.My little brother was injured in the accident.
Benim odam çok küçük.My room is very small.
Odam çok küçük.My room is very small.
Benim küçük kardeşim geçen geceden beri diş ağrısından kıvranıyordu.My little sister has been suffering from a toothache since last night.
Küçük kızı elinden tuttum.I took the little girl by the hand.
Caddeyi tek başına geçen küçük bir erkek çocuğu gördüm.I saw a young boy crossing the street by himself.
Nara adlı küçük bir kasabada doğdum.I was born in a small town called Nara.
Birini ben aldım, diğer elmaları ise küçük kız kardeşime verdim.I took one, and gave the other apples to my little sister.
Midwest'teki küçük bir kasabadan geliyorum.I come from a small town in the Midwest.
Ben küçük bir tartışmaya karıştım.I was involved in a petty argument.
Ben bu küçük kasabada büyüdüm.I grew up in this small town.
Ben bu küçük odayla ilgili en iyisini yapmak zorundayım.I have to make the best of that small room.
Ben onu küçük bir çocuğa verdim.I gave it to the little boy.
Koşan küçük bir çocuk gördüm.I saw a little boy running.
Küçük bir aylıkla geçinebilirim.I manage to get along on a small salary.
Çok küçük gelirimle yaşamak zorundayım.I have to live on my very small income.
Bir ağabeyim ve bir küçük kız kardeşim var.I have one elder brother and a younger sister.
Küçük bir çocukkenden beri Tom'u tanıyorum.I have known Tom since I was a little boy.
Küçükken çikolatayı severdim.I used to like chocolate when I was small.
Küçükken yatağımı ıslatırdım fakat yedi yaşına gelmeden önce vazgeçtim.I used to wet the bed when I was small, but I grew out of it by the time I was seven.
Küçük Mary'yi gazyağı ısıtıcısına dokunmaması için uyardım.I warned little Mary to leave the kerosene heater alone.
Küçük bir kızın ağladığını duydum.I heard a little girl crying.
Küçük bir kasabada yaşıyorum.I live in a small town.
İlgili Sayfalar