kuçu ile cümle
kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
O, benim en küçük erkek kardeşimdir.He is my youngest brother.
Küçük sağanaklar uzun sürer ama ani fırtınalar kısadır.Small showers last long, but sudden storms are short.
Tom küçük bir köyde büyüdü.Tom was raised in a small village.
Küçük kızın bebeği kırık.The little girl's doll is broken.
Küçük bir kız yavru bir kediyle yanıma oturdu.A little girl with a kitten sat near me.
Onun küçük kızı önceki durumlarda çok daha iyi davranmıştı.His little daughter was much better behaved on previous occasions.
Sözlük küçük.The dictionary is small.
Tom küçük bir kasabadan geliyor.Tom comes from a small town.
Küçük bir sebze bahçemiz var.We have a small vegetable garden.
Tom ve ailesi buradan çok uzakta olmayan küçük bir çiftlik evinde yaşamaktadır.Tom and his family live in a small farm house not too far from here.
Yüz yıl önce burası sadece küçük bir tarım kasabasıydı.A century ago, this was just a small farm town.
Küçük şeyler hakkında endişelenmeyi durdurman gerekir.You should stop worrying about the minor stuff.
Sana küçük bir ücretsiz danışmanlık vereyim.Let me give you a little free advice.
Köşede 24 saat açık olan küçük bir dükkan var.There's a small shop on the corner that is open 24 hours a day.
Babamın arabası anneminkinden küçük.My father's car is smaller than that of my mother.
Kuzenimin evi küçüktür.My cousin's house is small.
Bu noktada derinlik küçüktür.At this point the depth is small.
Merkür Güneş sistemindeki sekiz gezegenin en küçüğüdür.Mercury is the smallest of the eight planets in the Solar System.
Daha küçük bir şey ister misiniz?Would you like something smaller?
Küçük kız uyur.The little girl sleeps.
Küçük çocuk oynuyor.The little boy plays.
Tom adında küçük bir çocuk, bana Mary'nin nerede olduğunu sordu.A little boy named Tom asked me where Mary was.
Bu, Tom adındaki küçük bir çocuk hakkında bir hikaye.This is a story about a little boy named Tom.
Fakat insanların küçük bir umudu var.But people have a little hope.
O ödemek için küçük bir ücret.That's a small price to pay.
Bir incitici söz ve bir küçümseme hariç, asla daha yumuşak tutkularla konuşmadı.He never spoke of the softer passions, save with a gibe and a sneer.
Ben küçük bir çocukken, babam ve ben Boston'a babamın dedesini ziyarete gittik.When I was a little boy, my father and I went to Boston to visit my great-grandfather.
Bu, senin için satın aldığım küçük bir şey.This is a little something I bought for you.
Tom bize küçük bir kutu içinde bir şey verdi.Tom gave us something in a small box.
Ben küçükken Tom bana bunu verdi.Tom gave this to me when I was little.
Ben burada küçük bir yardım kullanabilirdim.I could use a little help in here.
Tom bana Mary hakkında küçük bir sır söyledi.Tom told me a little secret about Mary.
Bu sadece bizim küçük sırrımız olacak, tamam mı?It'll just be our little secret, OK?
Bizim küçük sırrımız olacak.It'll be our little secret.
Sana küçük bir sır vereceğim.I'll tell you a little secret.
İşte küçük bir sır.Here's a little secret.
Sana küçük bir sır söyleyebilir miyim?Can I tell you a little secret?
Küçük kız bana gülümsedi.The little girl has smiled to me.
Büyük akıllar fikirleri, ortalama akıllar olayları, küçük akıllar ise kişileri tartışır.Great minds discuss ideas, average minds discuss events, small minds discuss people.
Sadece küçücük bir hata yaptık.We made just one tiny little mistake.
Tom, Mary'nin adını küçük siyah kitabına yazdı.Tom wrote Mary's name in his little black book.
Tom, Mary'ye küçük kahverengi bir çanta verdi.Tom handed Mary a small brown bag.
Tom Avustralya'da küçük bir kasabada büyüdü.Tom grew up in a small town in Australia.
Tom sözcükleri küçümsemez.Tom doesn't mince words.
Benim küçük kız kardeşim okulda cüzdanını çaldırdı gibi görünüyor.It seems that my little sister got her wallet stolen at school.
Sanırım Tom'la küçük bir konuşma yapma zamanımız.I think it's time we had a little talk with Tom.
Küçük bir şirket ister misin?Do you want a little company?
Benim küçük kız kardeşim çok iyi şarkı söyler.My youngest sister sings very well.
Çocuklar meşe oyunları için yerde küçük bir oyuk açtılar.The children made a small hole in the ground for their game of marbles.
Çocuklar bilye oyunları için yerde küçük bir oyuk açtılar.The children made a small hole in the ground for their game of marbles.
O, Avusturya'da küçük bir Alp köyünde yaşıyor.He lives in a small Alpine village in Austria.
Küçük kızlar ağlıyor.The little girls are crying.
Küçük kızlar ağlar.Little girls cry.
Tom ve Mary'nin küçük kızı ilk deneme adımlarını atmaya başlıyor.Tom and Mary's little girl is starting to take her first tentative steps.
Bu file, küçük çocuklar tarafından hayran olunur.This elephant is adored by small children.
Bu fil, küçük çocuklar tarafından çok sevilir.This elephant is adored by small children.
Bu fil küçük çocuklar tarafından sevilir.This elephant is loved by small kids.
Kitap çok küçük.The book is very small.
Büyük çocuklar küçüklere yardımcı oldular.The older children helped the younger ones.
Oda son derece küçük.The room is extremely small.
İlgili Sayfalar