kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bunu kardeşlerin en küçüğü söyledi.The smaller of the brothers said this.
O, küçük ve güçsüz.He is small and weak.
Küçük çocuk kazara bardağı kırdı.The little boy accidentally broke the glass.
Küçük çocuklar taşınmaktan hoşlanırlar.Small children like to be carried.
Tom evi küçük olarak tanımlardı.Tom would describe the house as small.
Onlar büyük bir öğle yemeği ve küçük bir akşam yemeği yer.They have a big lunch and a small dinner.
Küçük çocuğun bir hayali var.The little boy has a dream.
Küçük bir şirket 50 kişi çalıştırmaktadır.A small company employs 50 people.
Küçük gruplar halinde ödev üzerinde çalışın.Work on the assignment in small groups.
Her küçük çocuğun bir kahramana ihtiyacı vardır.Every little boy needs a hero.
Onlar Yunanistan kıyılarında küçük bir adada yaşıyorlar.They live on a small island off the coast of Greece.
Küçük çocuklar çok gürültülü olabilir.Young children can be very loud.
Bu bizim büyük ulusal sorunlarımıza kıyasla küçük bir sorundur.This is a minor issue compared to our big national problems.
Bazı çiftler küçük sorunlarla ilgili olarak tartışırlar.Some couples argue over minor issues.
Küçük bir şeyden büyük bir sorun yaratma.Do not make a major problem out of a minor one.
Amerika'da 18 yaşın altındaysanız küçüksünüzdür.In America, you are a minor if you are under 18 years old.
Küçük bir çocuğa sigara satmak yasal değil.It is illegal to sell cigarettes to a minor.
Tom gömleği iade etti çünkü çok küçüktü.Tom returned the shirt because it was too small.
Tom gömleği iade etti; çünkü o küçüktü.Tom returned the shirt because it was too small.
Küçük kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Küçük bir kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Ben küçükken babam beni havaya atardı.When I was small, my father used to throw me up in the air.
Küçük kız ayakkabı giymeyi sevmez.The little girl doesn't like to wear shoes.
Uzaydan, dünya çok küçük görünür.From space, the world looks very small.
Küçük oğlan hayvanat bahçesinde.The little boy is at the zoo.
Londra, Tokyo'ya kıyasla küçüktür.Compared to Tokyo, London is small.
Londra Tokyo'dan küçüktür.London is smaller than Tokyo.
Hangi ayakkabılar çok küçük?What shoes are too small?
Oynayalım, küçük kardeşlerim!Let's play, little bro!
Evimize hoş geldin, küçük erkek kardeşim!Welcome home, little brother!
Küçük erkek kardeşim oturma odasında çırılçıplak koştu.My little brother ran through the living room stark naked.
Benim ayaklarım seninkiyle karşılaştırılınca küçük.My feet are small compared to yours.
Küçük çocuklar çok meraklıydılar.The little kids were very curious.
İdrar örneğimi küçük plastik bir bardakta topladım ve onu hemşireye verdim.I collected my urine sample in a small, plastic cup and gave it to the nurse.
Büyük şeyler küçük paketlerde gelir.Big things come in small packages.
Onun sekizleri küçük harf "g" lere benziyordu.His eights looked like lowercase Gs.
Bill, küçük erkek kardeşini hayvanat bahçesine götürdü.Bill took his little brother to the zoo.
Dünya güneşten daha küçüktür.The earth is smaller than the sun.
O, benden beş yaş küçük.She is five years younger than me.
Gözlerinde yaşlar olan küçük bir kız annesini arıyordu.A little girl, with tears in her eyes, searched for her mother.
" Bu kadar küçük oda için 30 Yuan çok pahalı," diye düşündü."30 Yuan is far too expensive for that little room", he thought.
Annem küçük erkek kardeşime sarı bir şemsiye aldı.My mother bought my little brother a yellow umbrella.
Sol diz üzerinde küçük bir alçı gördü.He saw a small plaster on her left knee.
O küçük kız kardeşine odasının duvarını boyamasına yardım ettirdi.He had his younger sister help him paint the wall of his room.
Bizim kız arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya yolculuk etti.Our girlfriend traveled to a small town last week.
Bizim bir bayan arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya bir seyahat yaptı.A woman friend of ours took a trip to a small town last week.
Ben küçük bir kasabada yaşıyorum.I'm living in a small town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Küçük ahmak büyük bir kabak aldı.The little bumpkin bought a big pumpkin.
Onun oyuncağı onun küçük kızkardeşi tarafından kırıldı.Her toy was broken by her little sister.
Benim bahçem küçüktür.My garden is small.
Seni küçümsüyorum.I look down on you!
Çiftliklerde ya da küçük kasabalarda yaşadılar.They lived on farms or in small towns.
Nasıl oy vereceklerine dair küçücük soru vardı.There was little question how they would vote.
Küçük çocuklar neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu belirleyemez.Young children cannot determine what is right and what is wrong.
Teksas'ta küçük şehirlerde büyüdü.He grew up in small towns in Texas.
Kirpi küçük bir hayvandır.The hedgehog is a small animal.
Ronald Reagan, Illinois'in küçük Tampico kasabasında, 1911 yılında doğdu.Ronald Reagan was born in 1911, in the little town of Tampico, Illinois.
Ordu küçük muhalefetle karşı karşıya geldi.The army faced little opposition.
Bu fotoğraf küçük bir gıda mağazası sahibi olan bir adamı gösteriyor.This photo shows a man who owns a small food store.
İlgili Sayfalar