kuçu ile cümle

kuçu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Küçük bir balık boş bir tabaktan daha iyidir.Better a small fish than an empty dish.
O çalışma masası Meg için çok küçük.That desk is too small for Meg.
Onu daha küçük yap.Make it smaller.
Küçüklerin girmesine izin verilmez.Minors aren't allowed to enter.
Lütfen küçük bir porsiyon jambon ve bir fıçı birası.A small portion of ham, please, and a draught beer.
Küçük porsiyonların var mı?Have you got small portions?
Daha küçük ölçün var mı?Have you got smaller size?
Küçük kız kardeşin nasıl?How's your little sister?
Bu bitkiler çok küçük. Ben onların büyüyeceklerini sanmıyorum.These plants are too small. I don't think that they'll grow.
Küçük bir köyde hayat sıkıcıdır.Life is boring in a small village.
Hayır. Onlar çok küçükler.No. They are too small.
Bizi küçümseme.Don't underestimate us.
Beni küçümseme.Don't underestimate me.
Jessie küçük eşeği ileriye doğru sürdü.Jessie urged the little donkey forward.
Şapka sana iyi uymuyor. Çok küçük.The hat does not fit you well. Is too small.
Tepeler, küçük bir müze, bir park ve büyük bir kilise vardır.There are hills, a little museum, a public garden and a big church.
Bu sandalye çok küçük.This chair is too small.
Bu ceket çok küçük.This coat is too small.
İki küçük şişe, lütfen.Two small bottles, please.
Hangi hayvan küçük?Which animal is small?
Bir ağabeyim ve küçük bir kız kardeşim var.I have one older brother and one younger sister.
Küçük buzdolabı kirli.The little fridge is dirty.
O, benim küçük kız kardeşimin fotoğrafıdır.That's my younger sister's photograph.
Onun uşakları bile onu küçümsedi.Even his servants despised him.
18 yaşından küçükler evlenemez.People under 18 cannot marry.
Bir angstrom, nanometreden daha küçüktür.An ångström is smaller than a nanometer.
Bu küçük bir köpek.It is a small dog.
Lucy'nin annesi ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.Lucy's mother told her to look after her younger sister.
0.44 km²'lik Vatikan, dünyanın en küçük ülkesidir.Vatican City with its 0.44 km² is the world's smallest state.
O benim küçük erkek kardeşimdir.He's my younger brother.
Cesar Chavez 1927 yılında Arizona'da, Yuma yakınındaki küçük bir çiftlikte doğdu.Cesar Chavez was born on a small farm near Yuma, Arizona in 1927.
Rakibini küçümseme.Don't underestimate your opponent.
Küçük erkek kardeşimle iyi geçiniyorum.I get along with my younger brother.
Somon balığını küçük parçalara ayır.Cut the salmon into small pieces.
Küçük kız kardeşimle aynı zamanda mı ayrıldın?Did you leave at the same time as my younger sister?
Politikacılar arasındaki tüm küçük çekişmelerden bıktım.I'm sick and tired of all the petty squabbling among politicians.
Uzun zaman önce terkedilmiş küçük kasaba zamanla donmuş gibi görünüyor.The small town, abandoned long ago, seems frozen in time.
Küçük bir kazanç, büyük bir kayıptan daha iyidir.A small gain is better than a great loss.
Bir bebek deve genç bir deveden daha küçüktür.A baby camel is smaller than a young camel.
ÇHS'ye göre, 18 yaşından küçük tüm insanlar çocuk olarak kabul edilir.According to the CRC, all people under 18 are considered to be children.
Sosyal ağ siteleri, 13 yaşından küçük insanlar için tehlikelidir.Social networking sites are dangerous for people under 13.
Babam annemden iki yaş daha küçük.My father is two years younger than my mother.
Küçük oğlum araba sürebiliyor.My little son can drive a car.
Senden küçük bir yardıma ihtiyacım var.I need a little help from you.
Benim ailem, babam, annem ve küçük kız kardeşimden oluşmaktadır.My family has my father, my mother, and my little sister.
Bir birey toplumun en küçük birimidir.An individual is the smallest unit of the society.
O küçük bir çocukken yaramazdı.He was naughty when he was a boy.
Küçük erkek kardeşim TV izliyor.My younger brother is watching TV.
O biraz küçük değil mi?Isn't it a bit small?
Hatta daha küçük hissettim.I felt even smaller.
Mary'nin postu kar gibi beyaz olan küçük bir kuzusu vardı.Mary had a little lamb whose fleece was white as snow.
Asteroit, dünya'nın atmosferine girerken küçük parçalara bölündü.The asteroid broke up into small pieces as it entered Earth's atmosphere.
Hiç kimse benim küçük kazama gülmedi ve herkes biraz üzgün görünüyordu.No one laughed at my little accident and everyone seemed a little sad.
Ben küçük bir çocuğum.I'm a little child.
O kitap küçüktür.That book is small.
O, rahat küçük bir evde yaşar.He lives in a cozy little house.
İyi şeyler küçük paketlerde gelir.Good things come in small packages.
Mevcut evimiz çok küçük, bu nedenle taşınmaya karar verdik.Our present house is too small, so we decided to move.
Kitap küçüktür.The book is small.
Aşı kolumda komik küçük bir iz bıraktı.The vaccination left a funny little mark on my arm.
İlgili Sayfalar