Ölüm sebebi kronik bronşitti.Crisis agudas de bronquitis crónica.
Kronik Kitap.«II Libro de Crónica.
Kronik kalp krizi hastalığına yakalanmıştır.¿Cómo está el estrés ligado a la enfermedad cardíaca?
Kronik bir hastalığı sebebiyle de askerlik yapmadı.No hizo el servicio militar a causa de su enfermedad.
Gürcü kronikleri yeni ve eski Kıpçaklar arasında ayrım yapar.Una cruce híbrido entre lo viejo y lo nuevo.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Il test non è in grado di distinguere tra infezioni acute e croniche.
Bu yaygın bir problemdir ve kronik günlük baş ağrısına yol açabilir.Questo è un problema comune e può portare a sviluppare cefalea cronica quotidiana.
Ölüm sebebi kronik bronşitti.Kasturba soffriva di bronchite cronica.
Bunların toksisitesi akut faz ile sınırlı değildir, ancak kronik etkiler uzun zamanda gözlemlenir.La loro tossicità non si limita alla fase acuta, ma provocano notevoli effetti cronici.
Kronik migren, nüfusun yaklaşık olarak %1,4’ünden %2,2’sine kadar görülür.Le emicranie croniche si verificano tra il circa 1,4% e il 2,2% della popolazione.
12 yaşından beri kronik uykusuzluk sorunu var.Dall'età di dodici anni soffre di Paralisi nel sonno.
Nötrofili akut ya da kronik olarak ortaya çıkabilmektedir.L'ipertensione polmonare può essere acuta o cronica.
Vakainamelerini (kronik) burada yazmıştır.Sono qui riportate in ordine cronologico.
Kronik bakteriyel enfeksiyonlar da bu yangısal duruma eklenebilir.Inoltre, possono anche aggiungersi infezioni batteriche croniche.
Kronik hastalık ise kanda T. cruzi antikorunun bulunmasıyla teşhis edilir.La madre deve essere sieropositiva per T. cruzi.
(Pitezel alkolik ve kronik depresif idi.)(Il viaggio spinse ulteriormente Clementina a indebitarsi.)
Bu yaygın bir problemdir ve kronik günlük baş ağrısına yol açabilir.Эта проблема распространена и может стать причиной хронической ежедневной головной боли.
12 yaşından beri kronik uykusuzluk sorunu var.До 12 лет он страдал хроническим энурезом.
Kronik hastalık ise kanda T. cruzi antikorunun bulunmasıyla teşhis edilir.Хроническая стадия заболевания диагностируется при обнаружении антител к T. cruzi в крови.
Kronik migren, nüfusun yaklaşık olarak %1,4’ünden %2,2’sine kadar görülür.Хроническая мигрень развивается приблизительно у 1,4–2,2 % населения.
İlk altı ay içinde yapılan tedavi, Hepatit C’nin kronik hale gelmesinden sonra yapılana göre daha etkilidir.العلاج خلال الأشهر الستة الأولى أكثر فعالية من العلاج بعد أن يصبح التهاب الكبد ج مزمناً.
Bu yaygın bir problemdir ve kronik günlük baş ağrısına yol açabilir.هذا النوع من الصداع قد يحدث يوميا، ومن الممكن أن يكون مؤلما جدا وسببا للصداع اليومي المزمن.
Kronik periodontitis 2010'da yaklaşık 750 milyon insanı ya da popülasyonun %10.8'ini etkilemektedir.أمراض دواعم السّن المزمنة تؤثر في حوالي 750 مليون شخص أو حوالي 10.8% من السكان اعتبارا من عام 2010.
Kronik migren, nüfusun yaklaşık olarak %1,4’ünden %2,2’sine kadar görülür.ويحدث الصداع النصفي المزمن لدى حوالي 1.4 إلى 2.2٪ من السكان.
Ayrıca hastanelerde yoğun bakım ünitelerindeki kronik hastaları monitörize etmek için de kullanılır.كما أنها تستخدم في المستشفيات لمراقبة المرضى المزمنين في العناية المركزة.
Birleşik Devletler'de, diş çürükleri astımdan beş kat daha yaygın olup en yaygın kronik çocukluk hastalığıdır.في الولايات المتحدة، تُعتبر النخور السنيّة أشيع أمراض الطفولة المزمنة، و هي أكثر بخمس مرات تقريباً من الربو.
Kronik bakteriyel enfeksiyonlar da bu yangısal duruma eklenebilir.وقد تضاف أيضاً العدوى البكتيرية المزمنة إلى هذه الحالة الالتهابية.
Bu tedavi kronik hastalıkta uygulandığında son aşama belirtilerini geciktirebilir ya da önleyebilir.في الحالات المزمنة من المرض يمكن أن تنجح تلك الأدوية في تأخير أو منع تطوّر أعراض المرض للمرحلة النّهائيّة.
Hayatı ile ilgili çok az bilinen vardır; kronik bir hastalık sebebiyle 1928’de ölmüştür.لا يُعرف الكثير عن حياتها، توفي زوجها بسبب الحمى الصفراء عام 1798.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Os exames não conseguem distinguir entre infecções agudas ou crónicas.
Bu tedavi kronik hastalıkta uygulandığında son aşama belirtilerini geciktirebilir ya da önleyebilir.Quando utilizados na forma crônica podem retardar ou prevenir o desenvolvimento de sintomas em fase terminal.
"Anadolu Kronikleri (4): El-Evâmirü'l-´Alâiyye fi'l-Umûri'l-´Alâiyye". bisav.org.tr.Parashot em Vayiqrá: Vayikrá; Tzav; Shemini; Tazria; Metzora; Acharei; Kedoshim; Emor; Behar; Bechukotai.
HCV, hastaların 50–80%’inde kronik enfeksiyonu tetikler.O VHC induz infecção crónica em 50% a 80% dos indivíduos infectados.
Albümde 'A Moment Like This' dışında hiç kronik şarkı yok."Não há crónicas musicais em Spirit, além de 'A Moment Like This'."
Kronik, 952-1136 yılları, üç bölüm olarak anlatıyor.959–963) dividiu o regimento em dois.
Kronik hastalık ise kanda T. cruzi antikorunun bulunmasıyla teşhis edilir.A forma crônica é diagnosticada pela presença de anticorpos para T. cruzi no sangue.
Kronik migren, nüfusun yaklaşık olarak %1,4’ünden %2,2’sine kadar görülür.As enxaquecas crónicas aetam entre 1,4 e 2,2% da população.
Müslüman tarafında çok sayıda kronikçi-tarihçi bu kuşatma hakkında tarih yazmıştır.Há discrepância entre os cronistas muçulmanos sobre as datas desses acontecimentos.
Bu savaşla ilgili ana kaynak Geoffroy de Villehardouin'in kronikleridir.A principal fonte para esta batalha é o relato da "Crônica" de Godofredo de Vilearduin.
Kronik veya akut olarak ortaya çıkabilir.Dit kan acuut of chronisch zijn.
Nötrofili akut ya da kronik olarak ortaya çıkabilmektedir.Melioidose kan als acute of als chronische infectie verlopen.
Gürcü kronikleri yeni ve eski Kıpçaklar arasında ayrım yapar.Men maakt een onderscheid tussen de oude en de nieuwe crypten.
Aşkanian, Sasani kroniklerinden geliyor gibi gözükmektedir.Het lijkt alsof hij praat met de andere klonen.
Kronikler, Cinçukuru, Üni Banban ve Panormos adlarında 4 adet taraftar grubu vardır.Kronikler, Cinçukuru, Üni Banban en Panormos vormen de supportersgroepen van Bandırmaspor.
Herhangi bir kan davası ya da kronik uyuşmazlığı yoktur.Nie ma dowodów na występowanie przypadków przebiegu krwotocznego ani neuroinwazji.
12 yaşından beri kronik uykusuzluk sorunu var.W wieku 12 lat zdiagnozowano u niej nerwicę natręctw.
Gürcü kroniklerine göre, Elena geride iki çocuk bıraktı: VII. Giorgi (ö.Wskutek nieprzewidzianych okoliczności Diane rzuca Harry'ego dla jego druźby - George'a.
Şiddetli kronik ağrılar ve/veya diğer analjeziklere dirençli kanser ağrılarında kullanılır.Stosuje się ja w silnych bólach nowotworowych oraz w bólach o innej etiologii.
HCV, hastaların 50–80%’inde kronik enfeksiyonu tetikler.HCV jest przyczyną przewlekłego zakażenia u 50–80% zakażonych.
Bu ilaçlar bir atak anında kronik olarak kullanılıyorlarsa ilaçların kesilmesi tavsiye edilir.Jeśli leki te są stosowane cały czas w chwili ataku, zaleca się zaprzestanie podawania.
Kronik Kitap.Kronika Łódzka.
İlk altı ay içinde yapılan tedavi, Hepatit C’nin kronik hale gelmesinden sonra yapılana göre daha etkilidir.Behandling under de första sex månaderna är effektivare än efter att hepatit C blivit kronisk.
Bu yaygın bir problemdir ve kronik günlük baş ağrısına yol açabilir.Detta är ett vanligt problem som kan leda till kronisk, daglig huvudvärk.
Yapılan test, akut ve kronik enfeksiyonları birbirinden ayıramaz.Testerna skiljer inte mellan akuta och kroniska infektioner.
Kronik migren, nüfusun yaklaşık olarak %1,4’ünden %2,2’sine kadar görülür.Kronisk migrän förekommer hos ungefär 1,4 till 2,2 % av populationen.
HCV, hastaların 50–80%’inde kronik enfeksiyonu tetikler.HCV ger upphov till kronisk infektion hos 50–80 % av de som infekterats.
Sonuç olarak, SDBY bulunan aHÜS hastalarının çoğu kötü prognozla ilişkili olarak kronik diyalize gider.Följaktligen genomgår de flesta aHUS-patienterna med ESRD kronisk dialys vilket associeras med dålig prognos.
Virüse maruz kalan insanların yüzde sekseninde kronik enfeksiyon görülür.Åttio procent av de som exponeras för viruset utvecklar en kronisk infektion.
5 Nisan 2017'de kronik hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmiştir.Han avled den 5 februari 2017 efter en kort tids sjukdom.
Kroniklerin ve arkeolojik verilerden de bunu anlıyoruz.Detta vet vi säkert både genom arkeologiska och historiska källor.