Fakir bir köylüden başka bir şey değilim.I am nothing but a poor peasant.
Kitabı rafına geri koydum.I returned the book to its shelf.
Bir koyun sürüsü gördüm.I saw a flock of sheep.
Zaman yalanın yanı sıra gerçeği de ortaya koyar.Time reveals truth as well as falsehood.
Bisikletini bir kenara koy.Put away your bicycle.
Eşyalarını yerine koy.Put away your things.
Yumurtaları kaynar suyun içine koyun.Put the eggs into the boiling water.
Arabayı garaja koyun.Put the car into the garage.
Kafasını erkeğin omuzuna koymuş olan kız şaşkın şaşkın etrafına bakındı.The girl, who had her head on the boy's shoulder, looked around in surprise.
Küçük bir köy büyük bir şehre dönüştü.A small village grew into a large city.
Köylüler hükümdara karşı ayaklandılar.The peasants rose up in rebellion against the ruler.
Oğlan bir avuç yer fıstığı topladı ve onları küçük bir kutuya koydu.The boy gathered a handful of peanuts and put them in a small box.
Çocuk koyunları izliyordu.The boy was watching the sheep.
Ceketimi masanın üzerine koydum.I put my coat on the table.
Manzara Batı Virginia'nın uzak bir kesimindeki küçük bir dağ köyüydü.The scene was a tiny mountain village in a remote section of West Virginia.
Yeni köprü köylülerin kasabaya gitmesini kolaylaştırdı.The new bridge made it easy for the villagers to go to town.
Eski şişelere yeni şarap koymayın.Do not put new wine into old bottles.
Arada sırada kendinizi başkasının yerine koymak iyidir.It's good to put yourself in someone else's place now and then.
Bir grup insan kar botlarıyla yola koyuldular.A group of people started off in snow boots.
İnsanlar köylerde yaşıyordu.People lived in villages.
Kendinizi aptal yerine koymayın.Don't kid yourself.
Hükümet sigaraya yeni bir vergi koydu.The government imposed a new tax on cigarettes.
Hükümet şaraba yeni bir vergi koydu.The government has imposed a new tax on wine.
Hükümet çiftçilere yeni vergi koydu.The government imposed a new tax on farmers.
Bir zamanlar köyün çıkışında küçük güzel bir ev varmış.Once upon a time, there was a pretty little house way out in the country.
Uzun zaman önce köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.Long, long ago, there lived an old man in a village.
Nehir ve tepe arasında bir köy var.There is a village between the river and the hill.
Nehir şehirlere ve köylere su sağlar.The river supplies cities and villages with water.
Bütün köy yangın tarafından yanıp kül oldu.The whole village was consumed by the fire.
Bütün köy yanıp kül olduThe whole village was consumed by the fire.
Onların hepsini büyük bir çantaya koyar mısın?Could you put all of them in a large bag?
Her şeyi sepetime koy.Put everything in my basket.
Eğer en iyi ayağınızı öne koyarsanız, başarılı olursunuz.If you put your best foot forward, you will succeed.
Büyük babasına hürmeten ona Thomas adını koyduk.We named him Thomas after his grandfather.
Ellerinizi pencerenin dışına koymayın.Don't put your hands out the window.
Tarlada koyuna bakan birine ne diyorsun?What do you call a man who takes care of sheep in the field?
Köyde hiç kimse yoktu.There were no people in the village.
Köyün merkezinde eski bir kule var.There's an old tower in the center of the village.
Köylülerin çevrede yaptığı tartışma oldukça canlıydı.The discussion the villagers had on the environment was quite lively.
Köylülerin çevre üzerine yaptıkları tartışma oldukça hararetliydi.The discussion the villagers had on the environment was quite lively.
Köydeki herkes ona hayranlık besler.Everybody in the village looks up to him.
Köydeki herkes ona saygı duyar.Everybody in the village looks up to him.
Tüm köylüler kazayı biliyorlar.All the villagers know of the accident.
Köyün doğusunda bir göl var.There is a lake on the east of the village.
Köy postanesi bir kilometreden daha az mesafedeydi.It was less than one kilometer to the village post office.
Rüzgarlar köye dadanmaktadır.Winds haunt the village.
Köye giden yol çok engebeli.The road to the village is very rough.
Bu köye giden uzun bir yoldur.It is a long way to the village.
Köylüler ölümden sonraki bir hayata inanıyorlar.The villagers believed in a life after death.
Festival köylüler tarafından dört gözle bekleniyor.The festival is looked forward to by the villagers.
Köylüler bizi dışlamaya çalıştı.The villagers tried to freeze us out.
Köylüler özellikle balıkçılık ile meşguldürler.The villagers are occupied mainly with fishing.
Köylüler kayıp çocuğu aramaya gittiler.The villagers went in search of the missing child.
Köylüler yabancıyı düşmanları olarak göz önüne aldı.The villagers regarded the stranger as their enemy.
Köy halkı suyu kuyudan elle pompalamak zorundaydı.The village people had to pump water from the well by hand.
Köylüler ziyaretçilerine karşı nazikti.The villagers were kind to their visitors.
Köylülerin her gelene karşı bir önyargısı vardı.The villagers had a bias against any newcomer.
Köydeki herkes onu tanırdı.Everybody in the village knew him.
Köylüler yeni yolu destekledi.The villagers supported a new road.
Tüm köy onları karşılamaya çıktı.The whole village came out to welcome him.