Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.In kralj postane silno žalosten, toda zavoljo prisege in gostov ji ni hotel odreči.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.I zasmucił się król bardzo, wszakże dla przysięgi i dla spółsiedzących nie chciał jej odmówić.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.왕이 심히 근심하나 자기의 맹세한 것과 그 앉은 자들을 인하여 저를 거절할 수 없는지라
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Král pak zarmoutiv se velmi, pro přísahu a pro spoluhodovníky nechtěl jí oslyšeti.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Le roi fut attristé; mais, à cause de ses serments et des convives, il ne voulut pas lui faire un refus.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Om end Kongen blev meget bedrøvet, vilde han dog for Edernes og Gæsternes Skyld ikke afvise hende:
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Vua lấy làm buồn rầu lắm; nhưng vì cớ lời thề mình và khách dự yến, thì không muốn từ chối nàng.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Vua lấy_làm buồn_rầu lắm ; nhưng vì cớ lời thề mình và khách dự yến , thì không muốn từ_chối nàng .
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.И царят се наскърби много; но пак, заради клетвите си и заради седящите с него, не иска да й откаже.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.І зажурившись вельми цар, та задля клятьби й задля тих, що з ним сиділи, не хотів їй відмовити.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.Царь опечалился, но ради клятвы и возлежавших с нимне захотел отказать ей.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.ויתעצב המלך מאד אך בעבור השבועה והמסבים עמו לא רצה להשיב פניה׃
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.فحزن الملك جدا. ولاجل الاقسام والمتكئين لم يرد ان يردها.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.王 就 甚 憂 愁 . 但 因 他 所 起 的 誓 、 又 因 同 席 的 人 、 就 不 肯 推 辭
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi.王 就 甚 憂愁 . 但 因 他 所 起 的 誓 、 又 因 同席 的 人 、 就 不 肯 推辭
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Ale keď vošiel kráľ podívať sa na hodovníkov, videl tam človeka neodiateho svadobným rúchom,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.A wszedłszy król, aby oglądał goście, obaczył tam człowieka nie odzianego szatą weselną;
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Da nu Kongen gik ind for at se Gæsterne, så han der et Menneske, som ikke var iført Bryllupsklædning.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Il re entrò per vedere i commensali e, scorto un tale che non indossava l'abito nuziale
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Împăratul a intrat să-şi vadă oaspeţii; şi a zărit acolo pe un om, care nu era îmbrăcat în haina de nuntă.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.임금이 손을 보러 들어올쌔 거기서 예복을 입지 않은 한 사람을 보고
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Ko pa pride kralj, da pogleda goste, ugleda tu človeka, ki ni bil oblečen v svatovsko oblačilo,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Mas, quando o rei entrou para ver os convivas, viu ali um homem que não trajava veste nupcial;
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Men när konungen nu kom in för att se på gästerna, fick han där se en man som icke var klädd i bröllopskläder.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Mutta kun kuningas meni katsomaan pöytävieraita, näki hän siellä miehen, joka ei ollut puettu häävaatteisiin.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Pero cuando entró el rey para ver a los convidados y vio allí a un hombre que no llevaba ropa de bodas
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Tedy všed král, aby pohleděl na hodovníky, uzřel tam člověka neoděného rouchem svadebním.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Vua vào xem khách dự tiệc , chợt thấy một người không mặc áo lễ ,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Vua vào xem khách dự tiệc, chợt thấy một người không mặc áo lễ,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Εισελθων δε ο βασιλευς δια να θεωρηση τους ανακεκλιμενους, ειδεν εκει ανθρωπον μη ενδεδυμενον ενδυμα γαμου,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.А царят, като влезе да прегледа гостите, видя там един човек, който не бе облечен в сватбарска дреха.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Цар же, ввійшовши подивитись на гостї, побачив там чоловіка, не одягненого у весїлню одежу;
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.Царь, войдя посмотреть возлежащих, увидел там человека, одетого не в брачную одежду,
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.ויהי כבוא המלך לראות את המסבים וירא בהם איש ולא היה לבוש בגדי חתנה׃
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.فلما دخل الملك لينظر المتكئين رأى هناك انسانا لم يكن لابسا لباس العرس.
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.王 進 來 觀 看 賓 客 、 見 那 裡 有 一 個 沒 有 穿 禮 服 的
‹‹Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü.王進來觀 看 賓客 、 見那裡 有 一 個沒 有 穿 禮服 的
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Akkor nem bírja el! - Isten javít a lelkem, lesz, hogy egy lázadás közt a vendég!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Budete ho nesnesou - Bůh opravit mou duši, budete dělat vzpouru mezi mými hosty!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Budete ho neznesú - Boh opraviť moju dušu, budete robiť vzburu medzi mojimi hosťami!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Du kommer inte stå ut med honom - Gud skall laga min själ, kommer du att göra ett myteri bland mina gäster!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Du vil ikke holde ham -! Gud skal reparere min sjæl, vil du lave et mytteri blandt mine gæster!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Du wirst ihn nicht leiden - Gott wird meine Seele zu kitten, erstellen Sie eine Meuterei unter meinen Gästen!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Je zult hem niet verdragen - God zal mijn ziel herstellen, maak je een muiterij onder mijn gasten!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!당신은 그를 견딜 수없는거야 -! 하나님이 내 영혼을 고쳐야한다, 당신은 내 손님들 사이에 반란을거야!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Ne boste ga prenašati! - Bog se Popraviti mojo dušo, boste lahko upor med svoje goste!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Nie będziesz znosić go - Bóg naprawić moją duszę, Zrobisz bunt wśród moich gości!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Non glielo sopportare - Dio è riparare la mia anima, Farai un ammutinamento tra i miei ospiti!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!No voy a soportar - ¡Dios se remendar mi alma, usted va a hacer un motín entre mis invitados!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Nu să-l îndure -! Dumnezeu se îndrepta sufletul meu, Vei face o revoltă în rândul clienţilor mei!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Sinun ei kestä häntä! - Jumala on korjata sieluni Teet kapina keskuudessa vieraitani!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Vous ne serez pas le supporter - Dieu MEND mon âme, vous ferez une mutinerie parmi mes invités!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Вие не ще го издържи! Бог ще оздравее душата ми, ще направите бунт сред моите гости!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!Вы не будете терпеть его - Боже должны исправить мою душу, Вы совершите мятеж среди моих гостей!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!אתה לא מוכן לסבול אותו - אלוהים יהיה לתקן את הנשמה שלי, אתם תעשו מרד בקרב האורחים שלי!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!أنت لا يطيق وسلم --! الله يكون اصلاح نفسي ، يمكنك جعل تمرد بين ضيوفي!
Ona tahammül edeceğiz - Allah ruhumu tamir eder, benim konukları arasında bir isyan yapacağız!あなたが威張ったを設定します!あなたは男ですよ!
Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler.A dovedúc ho do svojho domu dal oslom obrok, a oni, keď umyli svoje nohy, jedli a pili.
Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler.Assim o fez entrar em sua casa, e deu ração aos jumentos; e, depois de lavarem os pés, comeram e beberam.
Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler.És elvezette õt az õ házához és abrakot adott az õ szamarainak. Azután megmosták lábaikat, és ettek és ittak.