İletişim kurmak için bir anadil konuşuru gibi ses çıkarmak zorunda değilsin.You don't have to sound like a native speaker in order to communicate.
Anlaşılmak için yerli konuşmacı gibi konuşmana gerek yok.You don't need to sound like a native speaker in order to be understood.
Anlaşılmak için bir yerli konuşucu gibi ses çıkarmana gerek yok.You don't need to sound like a native speaker to be understood.
Bütün bu şikayetten ne kadar usandığım konusunda bir fikrin yok.You have no idea how tired I am of all this complaining.
İngilizceyi gerçekten oldukça iyi konuşuyorsun.You really do speak English quite well.
Hey, Ayako! Lütfen daha yüksek sesle konuş.Hey, Ayako! Please speak louder.
Hey, Ayako. Lütfen yüksek sesle konuş.Hey, Ayako. Please speak up.
İspanyolca konuşmam.I don't speak Spanish.
Profesör Brown konuları çok iyi açıklıyor.Professor Brown explains things very well.
İngilizce konuşmak kolay değildir ama ilginçtir.Speaking English isn't easy, but interesting.
Bütün akşamı onlarla konuşarak harcadık.We spent the whole evening talking to them.
Ben o konuyu unuttum.I forgot about that.
Onun konuşma tarzı benim sinirimi bozuyor.The way she talks gets on my nerves.
Bizim sütümüz Piyemontece konuşuyor.Our milk speaks Piedmontese.
Ailenin içinde genellikle nasıl konuşursun?How do you usually speak in your family?
Biraz yüksek sesle konuşmanızda bir sakınca var mı?Would you mind speaking a little louder?
Biraz daha yüksek sesle konuşur musunuz?Would you mind speaking a little louder?
Konuşacak birisine ihtiyacım var.I need someone to talk to.
Biraz Slovence konuşuyorum.I speak a little Slovenian.
Kırık bir İngilizceyle konuştu, onu anlamak zordu.He spoke in a broken English that was hard to understand.
O on dil konuşuyor.He speaks ten languages.
O kötü Fransızca konuşur.He speaks poor French.
Amacım konuşmanıza kulak misafiri olmak değildi.I didn't mean to eavesdrop on your conversation.
Giysiler hakkında Aki'yle biraz konuştum.I talked a little to Aki about clothes.
O, yüksek sesle konuşuyor.She speaks loudly.
Onun o konuyla ilgili açıklaması seninkine uyuyor.Her explanation concerning that matter matches yours.
O, konuyu açıkça belirtmiştir.He clearly stated that point.
O başka bir kızla konuştuğunda kıskanıyordu.She was jealous from him talking to another girl.
Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese.
Konuştuğun bayan benim kız kardeşimdir.The lady, whom you talked to, is my sister.
Hepiniz aynı zamanda konuşmayın.Don't all speak at the same time.
Mandarin dili iyi konuşamıyorum.I cannot speak Mandarin well.
Eliana ile konuşmak bir duvarla konuşmak gibi.Talking to Eliana is like talking to a wall.
Hayır, İngilizce konuşamıyorum.No, I can't speak English.
Sana Tom'un bir anadil konuşuru olmadığını düşündüren nedir?What makes you think Tom isn't a native speaker?
Tom bu konuda ne yapmak niyetinde?What does Tom intend to do about it?
Tom'un bu konuda yapması gereken nedir?What does Tom have to do with this?
Tom en önemli konunun ne olduğunu düşünüyor?What does Tom consider to be the most important point?
Tom'un konuşma şekli sinirlerime dokunuyor.Tom's way of talking gets on my nerves.
Tom'un konuşması oldukça ilginçti.Tom's speech was quite interesting.
Keşke Tom daha iyi bir Fransızca konuşanı olabilse.Tom wishes that he could be a better French speaker.
Tom bazı komşularla konuşuyordu.Tom was speaking to some neighbors.
Tom hapse konuldu.Tom was put in jail.
Tom bir yerli Japonca konuşuru ile Japonca çalışmak istedi.Tom wanted to study Japanese with a native Japanese speaker.
Tom yaşlı bir adam gibi konuşur.Tom talks like an old man.
Tom okul hakkında konuştu.Tom talked about school.
Tom ailesi hakkında konuştu.Tom talked about his family.
Tom Fransızcayı o kadar kötü konuşuyor ki çoğunlukla yanlış anlaşılıyor.Tom speaks French so badly that he is often misunderstood.
Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşur değil mi?Tom speaks French fairly well, doesn't he?
Tom Fransızcayı benden daha iyi konuşur.Tom speaks French better than I do.
Tom Fransızcayı sınıftaki diğer öğrencilerin herhangi birinden daha iyi konuşur.Tom speaks French better than any of the other students in his class.
Tom beş dil konuşuyor ama onların hiçbirinde nasıl nazik olunacağını bilmiyor.Tom speaks five languages, but doesn't know how to be polite in any of them.
Tom seninle konuşmam gerektiğini söyledi.Tom said I was supposed to talk to you.
Tom yapacak önemli bir telefon konuşması olduğunu söyledi.Tom said he had an important call to make.
Tom gerçekten çok konuşur.Tom really does talk a lot.
Tom geniş kitlenin önünde konuşma yapmaktan hoşlanmaz.Tom really does detest giving speeches in front of large audiences.
Tom Fransızca konuşmayı tercih eder.Tom prefers speaking French.
Tom sık sık köpeğiyle konuşur.Tom often talks to his dog.
Tom konuşulmadıkça asla konuşmaz.Tom never speaks unless spoken to.
Tom'un konuşmak için birine ihtiyacı var.Tom needs someone to talk to.