konuşmaya ile cümle

konuşmaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım."I have vowed a fast unto the Beneficent, and may not speak this day to any mortal.
O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır.They will not be able to address Him
O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.They will not be able to address Him
Ölüm hakkında konuşmaya geldim.I came to talk about death.
Konuşmaya devam edeceğiz.We will continue to talk.
Tohme, yetkililerin öne sürdüğü bazı söylemler üzerine konuşmaya çalıştı.Tohme tried to address some of the rhetoric put forward by officials.
Harp Okulu'ndaki konuşmaya daha önceden akreditasyon alamamış gazeteciler de katıldı.Present at the War Academy were journalists who previously could not gain accreditation.
Herkesi, çabalarını çatışmaya değil, birbiriyle konuşmaya harcamaya davet ediyorum.I urge everyone to put their efforts into talking to each other, not into confrontation.
"Avrupa mahkemesinin türban konusunda konuşmaya hakkı yoktur."The European court has no right to speak on this issue of headscarves.
Sırpça ve Arnavutça karışık konuşmaya başlıyor ve konuşmasında birçok kez Drago adı geçiyor.He starts talking in a mixture of Serbian and Albanian, saying the name Drago many times.
Bu hafta ayrıca: Makedonya Bulgaristan'ı NATO üyelik hedefinde "olumlu konuşmaya" çağırdı.Also this week: Macedonia urges Bulgaria to put in "a good word" for its NATO accession bid.
Bernice King 17 yaşındayken Birleşmiş Milletler'de konuşmaya davet edildi.King was 17 when she was invited to speak at the United Nations.
Sanrıları yoğunlaştıkça Fiona'nın kafası canlanır ve onunla konuşmaya başlar.As his delusions increase in intensity, Fiona's head comes to life and starts talking to him.
14 yaşında vegan olmak hakkında konuşmaya başladı.At age 14, she began speaking out about being a vegan.
Kendisi gibi konuşmayan Garu adında 13 yaşındaki ninjadan hoşlanıyor.Her love interest is a 13-year-old ninja named Garu, who also does not speak.
Benmerkezci konuşma, dinleyicinin söylediklerine adapte olmayan konuşmaya atıfta bulunuyor. [2]Egocentric speech is referring to the speech that is not adapted to what the listener just said.[2]
Benjamin Franklin (Pa) ve John Rutledge (SC) herkesi fikirlerini özgürce konuşmaya çağırdı.Benjamin Franklin (Pa) and John Rutledge (SC) had urged everyone to speak their minds freely.
Kyon Haruhi ile konuşmaya başlamadan önce Haruhi hakkındaki tüm bilgileri Taniguchi'den öğrenirdi.He was Kyon's original source of information on Haruhi before he started conversing with her.
Açık sözlü doğası ve hükümete karşı konuşmaya istekli olmasıyla tanınır. [1]He is known for his outspoken nature and willingness to speak out against the government.[1]
Akıcı bir Türkçe konuşmaya başladı. [1]He became a fluent speaker of Turkish.[1]
Ciddi bir konuşmaya başladık.Wir begannen eine ernsthafte Unterhaltung.
Öğretmen iki saat boyunca konuşmaya devam etti.Der Lehrer sprach zwei Stunden lang am Stück.
Onunla yalnız konuşmaya ihtiyacım var.Ich muss mit ihm alleine sprechen.
Yemekten sonra birkaç bardak içtiler ve Tom konuşmaya başladı.Nach dem Essen tranken sie ein paar Glas, und Tom fing an zu sprechen.
Seninle konuşmaya çalışıyordum.Ich versuchte, mit dir zu reden.
Kimsenin o şekilde konuşmaya hakkı yok.Niemand hat das Recht, so zu sprechen.
Tom'la konuşmayacağını söyledin.Du sagtest, du werdest nicht mit Tom sprechen.
Sam Norman’la konuşmaya başlar, Lila eve doğru yönelir.Während Sam Norman ablenkt, sieht sich Lila in dem alten Haus um.
Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler.Bevor sie zu sprechen beginnen, warten sie höflich darauf, dass der andere Gast zu reden aufgehört hat.
Daha çok konuşmaya bağlıdır.Sie wollen mehr Mitsprache.
Gerçek hayatta da bir konuşma sırasında katılımcılar konuşmaya başlamak için kısa bir sessizliği beklerler.Für einen kurzen Moment schweigen alle Anwesenden.
Bunları açıkça ifşa etmeye karar verir ve konuşmaya başlar.Sie beschließt, es zu trösten, und spricht es an.
Öteki gelenler ise İngilizce konuşmayan ülkelerdendi.The God Who Wasn’t There, Interviews auf Englisch.
Kadınlar kendi aralarında konuşmaya başladılar.Diese Frauen machten einander an.
Birden onları şaşırtacak olarak mersin çalısı konuşmaya başlar.Dort werden sie jedoch von der plötzlichen Flut überrascht.
Dido ve belında konuşmaya devam ederler.Zeitgleich treffen sich Rik und Laura wieder und sprechen sich aus.
Kral Hirodes'in genç hizmetlisi onunla konuşmaya koyulur.König Joschija stellte sich ihm entgegen.
Bu şekilde konuşmaya utanmıyor musun?Tu n'as pas honte de parler ainsi ?
Hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.Il continua de parler comme si de rien n'était.
Konuşmaya başladımı, onu durdurması zordur.Une fois qu'elle commence à parler, il est dur de l'arrêter.
Kimse benimle konuşmayacak.Personne ne me parlera.
Hiç kimse benimle konuşmayacak.Personne ne me parlera.
Herkes konuşmaya devam etti.Tout le monde continua à parler.
Jorge'la konuşmayalı 6 ay oluyor.Cela fait six mois que je n'ai pas parlé à Jorge.
Bu anlaşmaya göre kızların konuşmaya bile hakları yoktur.Il accepta également que l’accord ne mentionnât pas le droit des femmes.
Kadınlar kendi aralarında konuşmaya başladılar.J'aimerais que les gens discutent entre eux.
Kendi aralarında Pomakça konuşmaya devam ediyorlar.Ils continuent d’avoir des contacts entre eux.
O konuşmaya devam etti.Ella continuó hablando.
Toplum içinde konuşmaya alışkın değilim.No estoy acostumbrado a hablar en público.
Sınıfta asla tekrar konuşmayacağım.Jamás volveré a hablar en clase.
Lütfen benimle konuşmaya gel.Por favor, ven a hablar conmigo.
Bazen İngilizce konuşmaya çabalıyorum.A veces me cuesta hablar inglés.
Tom konuşmaya çalıştı, ama yapamadı.Tom intentó hablar, pero no pudo.
Bob Anne ile konuşmaya çalıştı, ama yapamadı.Bob intentó hablar con Anne, pero no pudo.
Tom konuşmaya başladı.Tom empezó a hablar.
Tom'un Mary ile konuşmaya ihtiyacı var.Tom necesita hablar con Mary.
Ona konuşmayı durdurmasını rica ettikten sonra o konuşmaya devam etti.Siguió hablando después de que le pidiera que parase.
Öğretmen iki saat boyunca konuşmaya devam etti.El profesor siguió hablando durante dos horas.
Konuşmaya devam ettik.Seguimos hablando.
Kimse konuşmayacak.No hablará nadie.
İlgili Sayfalar