konuşma ile cümle
konuşma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Tom Mary'nin çocuklarıyla ilgili yaşadığı problem hakkında John'la konuşmasını istedi.Tom wanted Mary to talk to John about the problem she was having with his children.
Tom konuşmaya çalıştı, ama yapamadı.Tom tried to speak, but couldn't.
Tom Mary ile konuşman gerektiğini düşünüyor.Tom thinks you should talk to Mary.
Mary odaya geldiğinde Tom konuşmayı durdurdu.Tom stopped talking when Mary came into the room.
Tom Mary ile konuşmaktan gerçekten hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom seems to really enjoy talking with Mary.
Tom yapayalnız oturan bir kız gördü, bu yüzden onunla konuşmaya gitti.Tom saw a girl sitting all alone, so he went over to talk to her.
Tom herhangi birini görmek ya da konuşmak istemediğini söyledi.Tom said that he didn't want to see or speak to anyone.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary ile konuşmayı planladı.Tom planned to talk to Mary the first chance he got.
Tom asla onun hakkında konuşmak istemedi.Tom never wanted to talk about it.
Tom bir günde yaklaşık elli telefon konuşması yapar.Tom makes about fifty phone calls a day.
Tom kimle konuşmamamız gerektiğini oldukça netleştirdi.Tom made it quite clear who we weren't supposed to talk to.
Tom hemen konuşmaya başladı.Tom immediately began talking.
Tom yıllarca Mary ile konuşmadı.Tom hasn't talked to Mary in years.
Tom'un doğal bir konuşma yeteneği var.Tom has a way with words.
Tom'un böylesine büyük bir izleyicinin önünde konuşma hakkında hiç endişesi yoktu.Tom had no qualms at all about speaking in front of such a large audience.
Tom bir konuşma yaptı.Tom gave a speech.
Tom konuşmak için Mary'yi eğlenceli buldu.Tom found Mary fun to talk to.
Tom Mary ile konuşmak istemiyor.Tom doesn't want to talk to Mary.
Tom, özel hayatı hakkında konuşmak istemiyor.Tom doesn't want to talk about his private life.
Tom çok konuşmaz.Tom doesn't talk much.
Tom genç olduğu zaman hakkında çok konuşmaz.Tom doesn't talk much about when he was young.
Tom hiç Fransızca konuşmaz.Tom doesn't speak any French.
Tom gerçekten sorunları hakkında fazla konuşmaz.Tom doesn't really talk about his problems much.
Tom işi hakkında konuşmayı sevmiyor.Tom doesn't like to talk about his work.
Tom'un şimdi seninle konuşmak için zamanı yok.Tom doesn't have time to talk to you now.
Tom'un şu anda birisiyle konuşmak için vakti yok.Tom doesn't have time right now to talk to anyone.
Tom bana onunla konuşmak için bir fırsat vermedi.Tom didn't give me a chance to talk to him.
Tom'un canı konuşmak istemiyordu.Tom didn't feel like talking.
Tom Mary'nin Fransızca konuşmayı öğrenmesi için elinden geleni yaptı.Tom did his best to help Mary learn French.
Tom savaş hakkında konuşmamaya karar verdi.Tom decided not to talk about the war.
Tom konuşmasını bir atasözü ile bitirdi.Tom concluded his speech with a proverb.
Tom kesinlikle Mary ile konuşmaktan hoşlanıyor gibi görünüyor.Tom certainly seems to enjoy talking with Mary.
Tom kesinlikle güzel konuşan bir konuşmacı.Tom certainly is an eloquent speaker.
Tom kesinlikle hepimiz için konuşmaz.Tom certainly doesn't speak for all of us.
Tom konuşmamıza zorla girdi.Tom broke into our conversation.
Tom geçimini sağlamak için ne yaptığı hakkında konuşmaya başladı.Tom began talking about what he did for a living.
Tom açış konuşması için zamanında burada olacağına beni temin etti.Tom assured me that he would be here in time for the opening speech.
Tom Mary'den telefonunda hiç şehirlerarası konuşma yapmamasını rica etti.Tom asked Mary not to make any long-distance calls on his phone.
Ortak dil konuşmadıkları için Tom ve Mary o zaman birbirleriyle konuşamadılar.Tom and Mary couldn't talk to each other then because they didn't speak a common language.
Tom ve Mary olay hakkında hiç konuşmamakta hemfikir oldular.Tom and Mary agreed never to talk about the incident.
Yüksek sesle konuşmak zorunda değilsin. Seni çok net şekilde duyabiliyorum.You don't have to speak so loudly. I can hear you very clearly.
Muhabirler, belediye başkanının neden onlarla konuşmak istemediğini bilmek istediler.The reporters demanded to know why the mayor wouldn't talk to them.
Ben onun hakkında konuşmak istemiyorum.I don't want to talk about it.
Preem Palver ilk konuşmacıdır.Preem Palver is the first speaker.
Jones ilk konuşmacı değil.Jones is not the first speaker.
Ben yokken hakkımda konuşma.Please don't talk about me when I'm gone.
Kilisenin nerede olduğunu söyleyebilir misiniz? Ben rahip ile konuşmak zorundayım.Can you tell me where the church is? I have to speak with the priest.
Bir yabancı dili konuşmak kolay değil.It's not easy to speak a foreign language.
Konuşmayı severim.I like talking.
Ben Lojbanca konuşmak istiyorum.I want to talk in Lojban.
Şu anda Lojban konuşmak istiyorum.Right now, I want to speak Lojban.
Seninle özel olarak konuşmak istiyorum. Beni ara.I wish to speak with you in private. Call me.
Sizinle konuşmak bir zevkti.It's been a pleasure talking to you.
O şu anda beninmle konuşmak istemiyor ve neden bilmiyorum.He doesn't want to talk to me now, and I don't know why.
O şimdi benimle konuşmak istemiyor ve sebebini bilmiyorum.She doesn't want to talk to me now, and I don't know why.
Bugün Mısır hakkındaki tüm bu konuşma oraya gitmemi istetiyor.All this talk of Egypt today makes me want to go there.
Sorun hakkında onunla konuşup konuşmamam gerektiğini merak ediyorum.I wonder if I should talk to her about the problem.
Tom başka bir şey hakkında konuşmak istedi.Tom wanted to talk about something else.
Tom tam bir konuşmacı.Tom is quite a talker.
Jean'le konuşmak istiyorum.I'd like to talk to Jean.