Daha sonra size bu komik anektdotu anlatmayı sağlayacak Britney Spears'ı görürdünüz.След това виждате образ на Бритни Спиърс, което ви напомня за този смешен анекдот, който искате да кажете.
Daha sonra size bu komik anektdotu anlatmayı sağlayacak그 다음에는 브리트니 스피어스의 모습인데
Daha sonra size bu komik anektdotu anlatmayı sağlayacakואז הייתם רואים תמונה של בריטני ספירס
Daha sonra size bu komik anektdotu anlatmayı sağlayacakوبعدها سترى صورة لبريتني سبيرز
Daha sonra size bu komik anektdotu anlatmayı sağlayacak面白いエピソードを思い出します
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Altre persone l'hanno trovata divertente.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Andere fanden ihn lustig.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Andere mensen vonden het grappig.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.D'autres personnes ont trouvé que c'était drôle.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Inni ludzie uznają rysunek za zabawny.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Jiní si mysleli, že to bylo legrační.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.다른 사람들은 이것이 재미있다고 생각했습니다.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Người khác lại thấy nó buồn cười.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Otras personas pensaron que era divertida.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Outras pessoas acharam engraçado.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Άλλοι το βρήκαν αστείο.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Іншим людям було смішно.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.Остальные нашли карикатуру смешной.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.אנשים אחרים חשבו שזה מצחיק.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.آخرون اعتبروا ذلك طريفًا.
Diğer insanlar komik olduğunu düşündü.これがユーモアの分布の本質で
Diğer taraftan, yöneticiler ve güvenlik görevlileri bunu komik bulmadı.De managers en beveiligers vonden het echter niet erg grappig.
Diğer taraftan, yöneticiler ve güvenlik görevlileri bunu komik bulmadı.반면에, 매니저와 경비원들은 그다지 재미있어 하지 않았습니다.
Diğer taraftan, yöneticiler ve güvenlik görevlileri bunu komik bulmadı.Naopak, manažéri a bezpečnostná služba to nepovažovali za zvlášť smiešne.
Diğer taraftan, yöneticiler ve güvenlik görevlileri bunu komik bulmadı.המנהלים והמאבטחים, לעומתם, לא מצאו את העניין מצחיק במיוחד.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Algunos ateos han vociferado señalando que la religión no sólo está mal sino que es algo ridículo.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Beberapa ateis sangat lantang menunjukkan bukan hanya salah, agama juga merupakan hal yang konyol.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Có một vài người vô thần lớn tiếng đã chỉ ra, rằng tôn giáo không những sai lạc, mà nó còn lố bịch.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Kilku ateistów głośno wyraziło swój pogląd, że religia nie tylko jest niewłaściwa, ale również niedorzeczna.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.종교는 간단히 말해 틀렸을 뿐만 아니라 우스꽝스러운 것이라고 강경하게 지적한 무신론자들이
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Někteří ateisté dávali velmi hlasitě najevo, že nejen že je náboženství na omylu, ale že je úplně k smíchu.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Niekoľko ateistov jasne a nahlas povedalo, že náboženstvo je nielen zlé, ale je smiešne.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.З"явилося багато запеклих атеїстів, які заявили, що релігія не лише неправильна, а й безглузда.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.Няколко доста гласовити атеисти са изтъкнали не само, че религията не е наред, но и това, че е смешна.
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.היו כמה אתאיסטים קולניים מאוד אשר הצביעו, לא רק על כך שהדת היא טעות,
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.كان هناك بعض الاصوات شديدة الالحاد ,والذين اشاروا ليس فقط الى ان الدين خطأ
Dinin sadece yanlış olduğunu değil komik olduğunu da söyleyen bazı sesi yüksek çıkan ateistler oldu.宗教は 間違っているだけでなく 馬鹿げていると言っています
Dışarda gayet komiktin, çocuklar sana bayıldı.Je ne sais pas...
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Akorát kreslení, ale stejně to není dost vtipné.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Bien dibujado, aunque no muy divertido.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Desenat bine, neamuzant. Nu.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Desenho perfeito, mas não tem muita graça.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Esagerata a sufficienza, ma non abbastanza divertente.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Genau richtig gezeichnet, aber nicht lustig genug.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.딱 맞게 그렸지만, 충분히 웃기지가 않아.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Net goed getekend, maar niet grappig genoeg.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Très bien dessiné, mais pas encore assez drôle.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Vẽ được, nhưng vẫn chưa đủ hài hước.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.W porządku, ale dalej nie śmieszne.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Σχεδιασμένο όσο πρέπει ωστόσο όχι αρκετά αστείο.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Зображено якраз, але таки несмішно.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.Нарисовано хорошо, но всё равно недостаточно смешно.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.מצויר במידה הנכונה, אבל עדיין לא מצחיק.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.الرسم صحيح، ولكن ليس طريفا.
Doğru oranda çizilmiş, ama yine de yeterince komik değil.だめ だめ
Doktoramın yaklaşık üçüncü yılında, ofise giderken komik bir şey oldu, ki bu hayatımı değiştiren bir olaydı.그리고 석사 3년차 때 사무실로 가던 중 특별한 사건이 있었고 제 삶을 송두리 째 바꾸었습니다
Doktoramın yaklaşık üçüncü yılında, ofise giderken komik bir şey oldu, ki bu hayatımı değiştiren bir olaydı.Byl jsem ve 3. ročníku studia a na cestě do práce se mi stala zvláštní věc, která mi změnila život.
Doktoramın yaklaşık üçüncü yılında, ofise giderken komik bir şey oldu, ki bu hayatımı değiştiren bir olaydı.Kolmisen vuotta opiskeltuani sattui hassu juttu matkalla toimistoon. Se muutti elämäni.
Doktoramın yaklaşık üçüncü yılında, ofise giderken komik bir şey oldu, ki bu hayatımı değiştiren bir olaydı.אחרי שלוש שנים של לימודים דבר מצחיק קרה לי בדרך למשרד, שלמעשה שינה את מסלול חיי.
Doktoramın yaklaşık üçüncü yılında, ofise giderken komik bir şey oldu, ki bu hayatımı değiştiren bir olaydı.حسنا, حوالي ٣ سنوات في طور شهادتي شيء مضحك حصل لي في طريقي للمكتب والذي غير مجرى حياتي تماما