Tom Park Caddesinde bir daire kiraladı.Tom rented an apartment on Park Street.
Tom yeniden bir şey mi kırdı?Tom broke something again?
Tom yine bir şey kırdı.Tom broke something again.
Tom yine bir şey mi kırdı?Has Tom broken something again?
Tom yine bir şeyleri kırmış.Tom has broken something again.
Genç bitkiler kırağılı havadan korunmalıdır.Young plants should be protected in frosty weather.
Kırsal bölgede çok ağaç var.There are lots of trees in the countryside.
Seni hayal kırıklığına uğrattıysam üzgünüm.I'm sorry if I disappointed you.
Kırk farklı dili kabaca konuşabilirsin.You can speak roughly forty different languages.
Pencereyi kıran kişi Tom'dur.Tom's the one who broke the window.
Elvis'e benzeyen ve Elvis gibi söyleyen yarışmacılar gösteri için kiralandılar.The contestants who looked and sounded like Elvis were hired for the show.
Neden kalbimi kırmaya bu kadar heveslisin?Why do you want to hurt me so much?
O belli ki kırgın.She is obviously offended.
Cam, saydam ve çok kırılgan bir maddedir.Glass is a transparent and easily breakable material.
Vazoyu kıran o.It is he who broke the vase.
Senin ağladığını görmek kalbimi kırar.It breaks my heart to see you crying.
Saatim kırılmış görünüyor.My watch seems to be broken.
Siyah alaca sığır sürüsü İngiliz kırsalında bir tarlada otlar.A herd of friesian cattle graze in a field in British countryside.
Tom pencereyi kıran kişi olmadığını söylüyor.Tom says that he wasn't the one who broke the window.
Çiçek saksısı kırık.The flower pot is broken.
Eski kırık aynamı bulmak istiyorum.I want to find my old cracked mirror.
Önce, ben hayal kırıklığına uğradım.At first, I was disappointed.
Hepimiz hayal kırıklığına uğradık.We're all disappointed.
Çin astrolojisine göre 2016 kırmızı maymun yılıdır.2016 is the year of the Red Monkey according to Chinese astrology.
"Pencereyi kim kırdı?" "O kırdı.""Who broke the window?" "She did."
"Pencereyi kim kırdı?" "O.""Who broke the window?" "She did."
Koyun kırpan kimse koyunları kırptı.The shearer sheared the sheep.
O kırmızı bir gömlek ve siyah bir etek giydi.She wore a red shirt and a black skirt.
Arabaların artışıyla hava kirliliği kötüleşti.With the increase of cars, the air pollution has gotten worse.
Tom donmuş kırağı üzerinde kaydı.Tom slipped on black ice.
Tom pencere camını kıran kişi olduğunu kabul etmek istemedi.Tom didn't want to admit that he was the one who broke the window.
Amerika Birleşik Devletlerinde yiyeceklerin yüzde kırkı israf edilmektedir.Forty percent of food in the United States is wasted.
SWAT ekibi koçbaşı ile ön kapıyı kırdı.The SWAT team broke down the front door with a battering ram.
Fincanın kulpu kırıldı.The handle of the cup has broken off.
Kendini hayal kırıklığına uğratma!Don't disappoint yourself!
O kırmızı ipeklinin metresi ne kadar?How much does a meter of that red silk cost?
Onu kırdın mı?Did you break it?
Yumurtaları kır ve sarıları ve beyazları ayır.Break the eggs and separate the yolks and whites.
Geri dönüşüm kirlenmeyi ve atığı azaltır.Recycling reduces pollution and waste.
Hem Tom hem de Mary üzgün ve hayal kırıklığına uğramış görünüyordu.Both Tom and Mary looked upset and disappointed.
Tom Mary'nin hayal kırıklığına uğramış gibi göründüğünü söyledi.Tom said that Mary seemed disappointed.
Performansın ile hayal kırıklığına uğradım.I'm disappointed with your performance.
Şaşırmış ya da hayal kırıklığına uğramış değildim.I wasn't surprised or disappointed.
Ben gerçekten, gerçekten hayal kırıklığına uğradım.I was really, really disappointed.
İnsanların hayal kırıklığına uğramadığını umuyorum.I hope people aren't disappointed.
Tom çok hayal kırıklığına uğramış gibi görünmüyordu.Tom didn't seem too disappointed.
Hiç kimse benim kadar hayal kırıklığına uğramadı.No one was as disappointed as me.
Hayal kırıklığına uğramamamın nedeni bu.That's why I'm not disappointed.
Hayat hayal kırıklıkları ile dolu.Life is full of disappointments.
Hayal kırıklığı, değil mi?It's a disappointment, isn't it?
Bu, hayal kırıklığı bile değildi.It wasn't even a disappointment.
Umarım hayal kırıklığına uğramışsındır.I hope you aren't disappointed.
Kayıp hayal kırıklığıydı.The loss was a disappointment.
Bu yüzden hayal kırıklığına uğradım.That's why I was disappointed.
Bazı kişiler hayal kırıklığına uğradı.Some people are disappointed.
Kaybetmek hayal kırıklığıydı.It was disappointing to lose.
Eminim ki Tom hayal kırıklığına uğradı.I'm sure Tom is disappointed.
Tom'un hayal kırıklığına uğradığından eminim.I'm sure Tom is disappointed.
Hayal kırıklığına uğramamın nedeni bu.That's why I'm disappointed.
Kimse hayal kırıklığına uğramayacak.No one will be disappointed.