Onların sonuçlarını aldıktan sonra herkesin cesareti kırıldı.Everyone were discouraged after they got their results.
Ben şiddetli bir hayal kırıklığına uğradım.I was bitterly disappointed.
Kırmızı iplik yok.There's no red thread.
Saksıda kırmızı bir gül var.There's a red rose in the pot.
Bir ay içinde kiranı ödemedin, değil mi?You haven't paid your rent in a month, have you?
O kırmızı bir çiçek tutuyor.She is holding a red flower.
Kırmızı bir bisikletim var.I have a red bike.
Mutluluk kırılgan bir çiçektir.Happiness is a feeble flower.
Bir şey göremiyorum. Ön cam çok kirli.I can't see anything. The windshield is very dirty.
O, sonuçlarla ilgili hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor.He seemed disappointed with the results.
O eve aceleyle gitti ama boş bulduğunda hayal kırıklığına uğradı.He hurried to the house, but was disappointed to find it empty.
Bir tırnak kırdım.I broke a nail.
Hayal kırıklığına uğramış olarak eve geldi.She came home disappointed.
Haberi duyduğumda hayal kırıklığına uğramaktan kendimi alamadım.I couldn't help but feel disappointed when I heard the news.
Bu giysiler kirli ve yıkanması gerekir.These clothes are dirty and need to be washed.
Bu kutular kırılgan.These boxes are fragile.
Etiket kutusunun içeriğinin kırılgan olduğunu uyarıyor.The label warns that the contents of the box are fragile.
Kutunun üstüne oturma!Onu kıracaksın!Don't sit on that box! You'll break it!
Bu kırık vazo onarılamaz.This broken vase cannot be repaired.
Bu yumurtaları kırmamak için dikkatli ol.Be careful not to break these eggs.
Bu robot yumurtayı kırmadan tutabilir.This robot can hold an egg without breaking it.
Yumurtaları sıkı tut yoksa onları kıracaksın.Hold the eggs tight or you'll break them.
Beth o çok kirli olduğu için Chris'in kendini öpmesine izin vermeyecek.Beth won't let Chris kiss her because he's very dirty.
Beth, o son derece kirli olduğu için Chris'in kendisini öpmesine izin vermeyecek.Beth won't allow Chris to kiss her because he's awfully dirty.
George Bush, Amerika Birleşik Devletlerinin kırk birinci başkanıdır.George Bush is the forty-first president of the United States of America.
Bir otobüs kiralamak istedim.I wanted to rent a bus.
Linda o kadar hayal kırıklığına uğradı ki gözyaşlarına boğuldu.Linda was so disappointed that she burst into tears.
Onun gözleri kırmızıdır.His eyes are red.
Kirpiler sevimlidir.Hedgehogs are cute.
Onlar kirli değildiler!They were not dirty!
Sana kırmızı güller getirdim.I brought you red roses.
Tom Mary'nin erkek kardeşiyle bir kavgaya karıştı ve burnunu kırdı.Tom got into a fight with Mary's brother and broke his nose.
Ben kırmızı kapaklı bir kitap buldum ve onu ödünç almaya karar verdim.I found a book with a red cover and decided to borrow it.
Mary kirli bir zihine sahip.Mary has a dirty mind.
Onun kırdığı vazo halamındı.The vase that he broke is my aunt's.
Büyük şehirlerde hava kirlidir.The air is polluted in the big cities.
Kırmızı daha iyidir.Red is better.
Bu kan değil. Sadece kırmızı boya.This isn't blood. It's just red paint.
Kırmızı olanın yerine siyah bisikleti aldım.I bought the black bike instead of the red one.
İrlandalı göz kırptı.The Irishman blinked.
Haberi duyduğumda çok hayal kırıklığına uğradım.I was very disappointed when I heard the news.
Başkente kırk kilometre uzaklıktayız.We are forty kilometers away from the capital city.
Politika kirlidir.Politics is dirty.
Siyaset kirlidir.Politics is dirty.
Mary "sen benim kalbimi kırdın" dedi."You broke my heart", said Mary.
Kırmızı etler, proteinli gıdalardır.Red meats are proteic foods.
Burada kırk kişi için yeterli yer yok.There's not enough space here for 40 people.
Onun kırdığı vazo, halama ait.The vase she broke is my aunt's.
Yeni bir masa alacaktım ama kocam kırık bacağı onardı.I was going to buy a new table, but my husband fixed the broken leg.
Tomurcuklar güzel kırmızı güller oldu.The buds become beautiful red roses.
Hayat kırkında başlar.Life begins when you are forty.
Kırmızı bir mayo giyiyordu.She was wearing a red bathing suit.
O, kırmızı bir mayo giyiyordu.She was wearing a red bathing suit.
O, kırmızı bir buluz giymişti.She wore a red blouse.
O, kırmızı bir bulüz giyiyordu.She was wearing a red blouse.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.One cup of coffee commits one to forty years of friendship.
Eğer mavi ve kırmızıyı karıştırırsanız, menekşe alırsınız.If you mix blue and red, you get violet.
Arabalarından biri mavi, diğerleri ise kırmızı.One of her cars is blue and the others are red.
Bileğim kırıldı.I have a broken wrist.
İyi yaşlı adam atı ile buzu kırdı ve soğuk suya düştü.The good old man broke through the ice with the horse, and fell into the cold water.