Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun.You disappoint me.
Senin hayal kırıklığına uğrattım.I'm disappointed in you.
Tom Mary'ye kırık sandelyeyi tamir etmesini ne zaman söyledi?When did Tom tell Mary to fix the broken chair?
Tom otoparktaki her kirli araba ön camına adını yazdı.Tom wrote his name on every dirty car windshield in the parking lot.
Tom, kırmızı ve beyaz çizgili kravat taktı.Tom wore a red and white striped tie.
Mary'nin arabasının ön camını kıran kişi Tom'du.Tom was the one who broke the windshield of Mary's car.
Tom bir dedektif kiralamak istedi.Tom wanted to hire a detective.
Tom genellikle kirli tabakları bir hafta kadar biriktirir, sonra onları yıkar.Tom usually lets dirty dishes pile up for a week, then he washes them.
Tom kirli bulaşıkları çoğunlukla lavaboda bırakır.Tom often leaves dirty dishes in the sink.
Tom odalarından birini bir üniversite öğrencisine kiralayarak ekstra para kazandı.Tom made some extra money by renting one of his rooms to a college student.
Tom kira parasını kaybettiği cüzdana koymuştu.Tom had his rent money in the wallet he lost.
Tom hayal kırıklığına uğramış hissetti.Tom felt frustrated.
Tom hayal kırıklığına uğramak istemiyor.Tom doesn't want to be disappointed.
Tom mutfak zeminini temizleyerek çok iyi bir iş yapmadı. O hâlâ kirli.Tom didn't do a very good job cleaning the kitchen floor. It's still dirty.
Tom şehir hayatından vazgeçmeye ve kırsalda yaşamaya karar verdi.Tom decided to give up city life and live in the country.
Tom kırılmış bazı camların üstünde kendini kesti.Tom cut himself on some broken glass.
Tom kesinlikle izleyiciyi hayal kırıklığına uğratmadı.Tom certainly didn't disappoint the audience.
Tom onların istediği türde kirayı göze alamaz.Tom can't afford the kind of rent they're asking for.
Tom armonikayla "Kırmızı Nehir Vadisi"'ni çalabilir.Tom can play "Red River Valley" on the harmonica.
Tom Mary'nin klarnetini kırdı.Tom broke Mary's clarinet.
Tom Mary'nin klarnet dilini kırdı.Tom broke Mary's clarinet reed.
Tom bacağını kırdı.Tom broke his leg.
Tom gözlüğünü kırdı.Tom broke his glasses.
Tom'un cesareti kırıldı.Tom became discouraged.
Birisi Tom'u bir buz kıracağı ile zımbaladı, fakat o şimdi iyi.Someone stabbed Tom with an ice pick, but he's OK now.
Bu ayın kirasını ödemesi için Mary'ye ödünç para verdim.I lent Mary the money to pay this month's rent.
Sanırım bacağımı kırdım.I think I broke my leg.
Kırmızılı kız, merhaba!Hello, girl with the red dress!
Onun kendini beğenmişliği kırıcı.His smug behavior is offensive.
Onun kendini beğenmiş davranışı kırıcıdır.His smug behavior is offensive.
Onun kendini beğenmiş tavırları kırıcı.His smug behavior is offensive.
Onun yeni filmi hayal kırıklığına uğratıcıdır.His new movie is disappointing.
İki kırmızı balığım var.I have two red fish.
Et kirlenmiş olabilir.The meat might be contaminated.
Bir gökkuşağı kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit ve mordan oluşur.A rainbow consists of red, orange, yellow, green, blue, indigo and violet.
Kiramızı yükselteceklerini duydum.I heard they're going to raise our rent.
Büyük, eski, güzel, kırmızı bir yün İran halısı satın aldım.I bought a beautiful large ancient red Iranian woolen carpet.
Kırmızı şarap, geleneksel olarak balıkla servis edilmez.Red wine is not traditionally served with fish.
Kırsal bölgeyi görmek istiyorum.I want to see the countryside.
Bütün elmalar kırmızıdır.All apples are red.
Gözün niçin kırmızı?Why is your eye red?
Okyanus kirli.The ocean is dirty.
Su kirliliği başka bir sorundurWater pollution is another problem.
Sadece aşk kalbini kırabilir.Only love can break your heart.
Her yaz kırsala giderim.Every summer I go to the countryside.
Seni hayal kırıklığına uğratmamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my very best not to disappoint you.
Kırsalda yaşamaktan hoşlanacağımı hiç düşünmemiştim.I never thought I would enjoy living in the country.
Tom seni hayal kırıklığına uğratmayacaktır.Tom won't let you down.
Tom hayal kırıklığına uğradı.Tom was disillusioned.
Tom biraz hayal kırıklığına uğramıştı.Tom was a little disappointed.
Tom bacağının kırık olduğunu düşünüyor.Tom thinks his leg is broken.
Tom kirli çamaşırlarını ayırdı.Tom sorted his laundry.
Tom şapkasındaki bir parça kiri fırçaladı.Tom brushed a bit of dirt off of his hat.
Doktor Tom'a kırmızı et tüketimini azaltmasını söyledi.The doctor told Tom to reduce his red meat consumption.
Doktor Tom'a yediği kırmızı et miktarını azaltmasını söyledi.The doctor told Tom to lower the amount of red meat that he ate.
Bir kırgın işçinin bombayı koyan kişi olduğunu düşünüyoruz.We think a disgruntled employee was the one who planted the bomb.
Tom kiralayacak iyi bir yer bulamadı.Tom couldn't find anyplace decent to rent.
Bir yat kiralamak istiyorum.I would like to charter a yacht.
Kiraz ağacı bu yıl normalden daha erken çiçek açtı.The cherry tree blooms earlier this year than usual.
Tom onun ev sahibi kirayı düşürdüğü için mutlu oldu.Tom was happy that his landlord lowered the rent.