Binlerce gönüllü topladı ve kiliseden gelen para ile teçhiz edildi.Тысячи добровольцев были снаряжены и обучены на деньги церкви.
Kadınlar ve çocuklar kilisede kilitli bırakıldı ve köy yağmalandı.Женщины и дети были закрыты в церкви, деревня была разграблена.
Daha sonra babası aynı kilisede papaz olmuştur.Затем сам стал священником той же церкви.
Köylüler kiliseden çıkmaya başlarlar.Гости едут из церкви.
Kiliseden soyutlanma olarak değil.Об отлучении от Церкви.
Önce eski bir hamamda, sonra da eski bir kilisedeydi.Он находится в Гааге, в Старой церкви.
Olağan Pazar günleri mutlaka iki kiliseden birinde kantat seslendirilirdi.Они исполнялись в пятницу страстной недели попеременно в двух церквах.
Kadın çocuğunu kilisede çalışması için verir.Он понес ребёнка в церковь.
Anlaşmazlıklardan sonra kilisede inşaat çalışmaları bir süreliğine askıya alınmıştır.После пожара богослужения в церкви на некоторое время прекратились.
Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.Она стоит отдельно от других скамеек церкви.
Böylece kilisede bir kargaşa çıkar ve içerisi boşaltılır.Вечером в церкви заперлись рабочие и начали разбирать её изнутри.
Adını kiliseden aldığı sanılmaktadır.Как говорят, они познакомились в церкви.
17 Ağustos 2014'te kilisede 1922'den sonra ilk kez Meryem'in Göğe Çıkışı için bir ayin düzenlendi.25 апреля 2018 года впервые с момента закрытия церкви состоялось венчание.
Kilisedeki insanlar dağılmıştı.Пол в церкви перекопан.
Bunun sonucu olarak, kilisedeki kargaşalar yatıştı.Обострились противоречия в церкви.
1966'da kilisedeki konfirmasyonunun ardından konfirmasyon adı olarak adına Veronica eklendi.وفي عام 1966، وبعد اعتمادها من الكنيسة تم اقرار اضافة اسم فيرونيكا على اسمها.
Köyün ismi kiliseden geldiği söylenir.لذا يقال أن اسم القرية جاء من اسم النجم..
Daha sonra babası aynı kilisede papaz olmuştur.خلال فترة عمله كاهناً في الكنيسة.
Elisabeth, onu Röcken bei Lützen'deki kilisede babasının yanına defnettirdi.دفنته إليزابيث بجانب والده في كنيسة في لوتزن.
Aralık 2008'de kilisede restorasyon çalışmaları başladı.في عام 1995، بدأت أعمال إعادة الإعمار في الكنيسة.
Binlerce gönüllü topladı ve kiliseden gelen para ile teçhiz edildi.Milhares de voluntários foram reunidos e equipados com dinheiro da Igreja.
Yeni bir patrik seçildi, ilahiyat okulları açıldı, binlerce kilisede ibadet edilmeye başladı.Um novo patriarca foi eleito, escolas teológicas foram abertas, e milhares de igrejas voltaram a funcionar.
GBT, Amerika Birleşik Devletleri çapında 44,000 kilisede toplam 16.6 milyon üyesi olduğunu beyan etmektedir.A Convenção afirma ter mais de 16,6 milhões de membros, em 44.000 igrejas por todo Estados Unidos.
Leon Ashley'nin küçük bir kilisede olduğunu öğrenir ve onu kurtarır.Leon descobre que Ashley está sendo mantida presa em uma capela, e consegue resgatá-la.
9 yaşından 17 yaşına kadar kilisede şarkı söyledi.Ele cantou na igreja desde os 3 anos de idade.
Kilisede ayrıca İmparator Büyük Konstantin ve annesi Azize Helena’yı canlandıran resimler bulunmaktadır.As pinturas das paredes mostram, entre outros, o imperador Constantino e a sua mãe Santa Helena.
Aralık 2008'de kilisede restorasyon çalışmaları başladı.Em fevereiro de 2013, foram iniciadas obras de restauração na igreja.
Önce eski bir hamamda, sonra da eski bir kilisedeydi.Terá sido erigida no lugar de uma antiga capela.
Kiliseden kaçtıktan sonra, Peder Gabriel (Seth Gilliam) bir okula ulaşır.De volta à igreja, Gabriel (Seth Gilliam) continua a andar no bosque indo em direção à escola.
2005 yılına ait verilere göre Güney Kore'de 280 kilisede 1,13 milyon takipçisi vardır.Em 2005, a religião tinha cerca de 1.130.000 seguidores e 280 igrejas na Coreia do Sul.
Bunun sonucu olarak, kilisedeki kargaşalar yatıştı.Estas excepções criaram, no entanto, problemas na organização da Igreja.
Kadın çocuğunu kilisede çalışması için verir.Ainda quando criança ia à igreja para rezar.
Bu kilise üyeleri zamanla kilisede yapılan toplu ibadetlerde bir öncelik sahibi olmaya başlamışlardır.Estes anciãos se encontram em um nível local na Sessão de igreja.
Benedict rahipleri hala kilisede resmi görevlerini yerine getirmektedirler.De Benedictijner-monniken houden nog godsdienstoefeningen in de kerk.
Köylüler kiliseden çıkmaya başlarlar.De wandelingen vertrekken vanaf de kerk.
Kilisede aynı zamanda Mareşal Otto Christoph von Sparr'ın da mezarı yer alır.De Marienkirche herbergt de graftombe van veldmaarschalk Otto Christoph von Sparr.
Luther hakkındaki yasaklamalar kaldırıldı ve o da Wittenberg'e dönerek kilisede vaaz vermeye başladı.In de predella is Luther afgebeeld terwijl hij preekt voor de gemeente van Wittenberg.
Aynı zamanda Venedik'te birkaç kilisede organist olarak görevde de bulundu.Hij verzorgde ook diensten als organist aan verschillende kerken.
Bu kilisede olan en önemli olay ise Rus Çarı II. Aleksandr'ın öldürülmesidir.Ze was verantwoordelijk voor de moord op tsaar Alexander II van Rusland.
Çok geçmeden Mauricius ve ailesi saklandıkları kilisede bulundular.Enige tijd later werd Mauricius en zijn familie onthoofd.
Bir kilisede genellikle org bulunur.Meestal is er in een kerk een orgel.
Köylüler kiliseden çıkmaya başlarlar.Wieśniacy wychodzą z kościoła.
Binlerce gönüllü topladı ve kiliseden gelen para ile teçhiz edildi.Tysiące ochotników zebrano i wyposażono za pieniądze kościelne.
Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.Ja znam inny Kościół.
Önce eski bir hamamda, sonra da eski bir kilisedeydi.Początkowo na Woli, później zaś na Starym Mieście.
17 Ocak tarhinde kilisedeki çalışmalara başlandı.17 stycznia następnego roku rozpoczęto prace w kościele.
24 Nisan 2004 'te ise Windsor Sarayı'na ait küçük bir kilisede vaftiz edildi.27 kwietnia 2004 w kaplicy zamkowej Pałacu w Oslo odbył się jej chrzest.
Keşişler sadece kilisede dua etmek için hücre evlerinden çıkarlar.Potem zostawiono więźniów samych w kaplicy, aby mogli się pomodlić.
Kadınlar ve çocuklar kilisede kilitli bırakıldı ve köy yağmalandı.Kobiety wraz z dziećmi zostały zamknięte w kościele, który został podpalony.
Sonunda da bir kilisede Indiana Jones ile evlenir.W mandze ostatecznie żeni się z Hinagiku.
Eko da bunun üzerine Londra’ya gider ve oradan Avustralya’ya bir kilisede çalışmaya gider.Ściąga go więc do Londynu i wysyła z misją do Iranu.
Kendisine sığınması için verilen bir kilisede yaşamaya başladı.Pokazuje im pokój w którym był przetrzymywany.
Cavaradossi'de onunla birlikte kiliseden ayrılır.Potem radzi mu, aby razem wyjechali z Casablanki.
Kadın çocuğunu kilisede çalışması için verir.On zadecydował, że jego siostrzeniec rozpocznie karierę w Kościele.
Arkadaşı şaşırarak neden bahsettiği sordu ve Swift "Biliyorsun, şu kilisedeki söz...Helt förbryllad bad vännen om en förklaring och Swift svarade "Du vet, storma kyrkan.
Homer'ın kilisede futbol maçını dinlemesi, Keith Jackson'a dayanmaktadır.I kyrkan lyssnar Homer på en amerikansk fotbollsmatch vars kommentator är baserat på Keith Jackson.
Diğer bir kilisede Keldani Kilisesidir.Här finns Glemminge kyrka.
17 Ocak tarhinde kilisedeki çalışmalara başlandı.Den 17 januari påbörjades arbetet med kyrkan.
Çocuklardan biri anlatıcının kilisede dikkatini çeken kız, diğeri ise yedi yaşlarında bir oğlan çocuğudur.I romanen är ett av nyckelvittnena en pojke i samma ålder.
Kadınlar ve çocuklar kilisede kilitli bırakıldı ve köy yağmalandı.Kvinnorna och barnen stängs in i kyrkan och utsätts för samma behandling.