Sami her zaman çok kibardı.Sami was always very nice.
Tom'un annesi ona kibritlerle oynamamasını söyledi.Tom's mother told him not to play with matches.
Doktorum çok kibardır.My doctor is very kind.
Tom genellikle fazla kibardır.Tom is often too polite.
Sami kibar olmaya çalışıyordu.Sami was trying to be nice.
Tom çok kibar görünmüyor.Tom doesn't seem very polite.
Sami, Leyla'ya karşı kibardı.Sami was nice to Layla.
Tom, Mary'den çok daha kibar.Tom is much nicer than Mary.
Tom'un kibirine artık dayanamıyorum.I can't stand Tom's arrogance any longer.
Tom kibar bir adam, değil mi?Tom is a nice guy, isn't he?
Tom kibar bir çocuk, değil mi?Tom is a polite boy, isn't he?
Tom, Mary'den çok daha kibar, değil mi?Tom is much nicer than Mary, isn't he?
Tom her zaman kibar, değil mi?Tom is always polite, isn't he?
Üst çekmecede bir kutu kibrit olması lazım.There should be a box of matches in the top drawer.
Tom'un kibri kendi başını yedi.Tom's arrogance led to his own undoing.
Daima insanlara kibar olmaya çalışıyorum.I always try to be nice to other people.
Öğretmenim çok kibar ve sabırlıydı.My teacher was very nice and patient.
İnsanlar Tom'un kibirli olduğunu düşünüyor.People think Tom is arrogant.
Sami gelmiş geçmiş en kibar adamdı.Sami was the nicest man ever.
Bana karşı neden çok kibarsın?Why are you so kind to me?
Bu çocuk kibar.This boy is polite.
Bu oğlan kibar.This boy is polite.
Kibar olmaya çalışıyordum.I was trying to be polite.
Amerikalılar kibar insanlardır.Americans are kind people.
Daha kibar olmanı istiyorum.I want you to be more polite.
Tom bir şey söyleyemeyecek kadar kibardı.Tom was too polite to say anything.
Çok kibardır.She is very polite.
Bence kibar biri.I think that he is kind.
Onun kibar biri olduğunu düşünmüştüm.I thought that he was kind.
Dört dil bilmesine rağmen hiçbirinde kibar konuşmayı bilmiyor.He speaks four languages, but doesn't know how to be polite in any of them.
Kibrit söndü.The match went out.
Mary kibar olmanı istiyor.Mary wants you to be polite.
Kibrit var mı?Are there matches?
Kibar ol, amın oğlu!Be kind, you asshole!
Keşke o zaman Tom'a daha kibar davransaydım.I wish I'd treated Tom more kindly at that time.
Kibarca Tom'dan sessiz olmasını istedim.I politely asked Tom to be quiet.
Telefonda kibar bir sesi var.He has a nice voice on the phone.
Tom bir kibritle kamp ateşini başlatabildi.Tom was able to start the campfire with one match.
Tom'un masasında bir paket sigara ve bir kibrit kutusu vardı.There was a pack of cigarettes and a book of matches on Tom's desk.
Tom bir kibrit çaktı ve piposunu yaktı.Tom struck a match and lit his pipe.
Tom piposunu yakmak için bir kibrit çaktı.Tom struck a match to light his pipe.
Tom son kibritiyle mumu yaktı.Tom lit the candle with his last match.
Tom mumu son kibritiyle yaktı.Tom lit the candle with his last match.
Çok kibarsýnýz!Oh, you are so kind!
1995 yılında Kibon, Brezilyalı çikolata şirketi Lacta'yı satın aldı.In 1995, Kibon bought Brazilian chocolate company Lacta.
Boone kibarca teklifi reddetti çünkü eşiyle yeni bir hayata başlamak istiyordu.Boone politely refuses because he wants to start a family with his wife.
1990'larda Kibon, İsviçreli Mövenpick şirketi tarafından yapıldı.By the 1990s, Kibon was made by the Swiss company Mövenpick.
Nazik ve kibar bir insandır." demiştir."A kind and courteous man".
Kibon 1941 yılında Amerikalılar Harkson ve John Kent Lutey tarafından kuruldu.Kibon was founded in 1941 by Americans U.S. Harkson and John Kent Lutey.
Kibum istisna olmak üzere bütün üyeler en az bir alt grupta yer buldu.With the exception of Kibum, all of the members were part of at least one subgroup.
25 yaşındayken 1963 yılında, İsrail'in kuzeyinde, Kibbutz Sarid'de gönüllü olarak bir yıl geçirdi.In 1963, at the age of 25, Fischer spent a year volunteering at Kibbutz Sarid, northern Israel.
Kibirli ve soylu bir havası vardır.He has a dignified and noble air.
Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler.Before speaking, each guest politely waits for the current speaker to finish.
Üreticiliği engelleyecek kadar kibir sahibi olma.Don’t force oral production.
Peres, Alumot Kibbutz’unun yapımcılarından biriydi.Peres was one of the founders of Kibbutz Alumot.
1997 yılında, Anglo-Hollandalı Unilever şirketi Kibon'u satın aldı. ^ Wall'sIn 1997, the Anglo-Dutch company Unilever bought Kibon.
Kibon daha sonra çeşitli şekerler, çikolatalar ve sakızla tanıştırdı.Kibon later introduced a variety of candies, chocolates and gum.
Libro de arte coquinaria adlı eseri daha rafine ve kibar bir yemek tarzını tanıttı.His Libro de arte coquinaria describes a more refined and elegant cuisine.
Theodore ve Bitsy Hannigan (Gregory Itzin ve Cristine Rose): Mike'ın zengin ve kibirli anne-babası.Theodore and Bitsy Hannigan (Gregory Itzin and Cristine Rose): Mike's rich, haughty parents.
Thomas "Tom" Buchanan— kibirli bir milyoner ve Daisy'nin kocası.Thomas "Tom" Buchanan—a millionaire who lives in East Egg, and Daisy's husband.