Birlikte Üniversite hayatı keyifli olurdu.Ne-am fi bucurat de studentie impreuna.
Birlikte Üniversite hayatı keyifli olurdu.Nous aurions pu profiter de notre vie d'étudiants tous ensemble.
Birlikte Üniversite hayatı keyifli olurdu.Vi kunde ha njutit av collage livet tillsammans.
Birlikte Üniversite hayatı keyifli olurdu.Θα μπορούσαμε να απολαύσουμε τη ζωή στο κολλέγιο μαζί.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.A face lucruri, stiti... a face lucruri imi ofera mie foarte multa placere.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.At lave ting, I ved -- At lave ting giver mig faktisk stor glæde.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Dingen maken, weet je -- ...dingen maken geeft me echt veel plezier.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Faire des choses... Faire des choses me rend très heureux.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Fare delle cose, sapete -- creare delle cose dà veramente un sacco di gioia.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Hacer cosas, saben - hacer cosas me da una mucha alegría.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.뭔가를 만드는건, 뭔가를 만든다는 것은 제겐 엄청난 기쁨을 줍니다
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Na realidade, fazer coisas, faz-me mesmo muito feliz
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Sachen zu machen, wisst ihr -- Sachen zu machen bereitet mir viel Freude.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Tạo ra những thứ mới, các bạn biết đấy -- thật sự đem lại cho tôi nhiều niềm vui.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Tworzenie czegoś daje dużo frajdy. Tworzenie czegoś daje dużo frajdy.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Ustvarjanje, veste... v ustvarjanju dejansko zelo uživam.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.Да направя нещо, знаете- да създавам неща ме прави щастлив.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.שנייה, בלי. ליצור דברים - ליצור דברים מביא המון אושר.
Bir şeyler yapmak, bilirsiniz -- bir şeyler yapmak aslında bana çok keyif veriyor.أنا لن - انتظروا. صنع الأشياء، كما تعلمون - صنع الأشياء فعلا يعطيني الكثير من المتعة.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.C'est drôle de faire des choses.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Dat is leuk.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.E distractiv să faci lucruri.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Es divertido hacerlas.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Es macht Spass.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Fare cose è divertente.
Bir şeyler yapmak keyiflidir. Ve bu yüzden personel edinme yeteneğimi asla geliştiremedim.Tworzenie to świetna zabawa, dlatego też nigdy nie zatrudniłem zespołu, któremu zlecałbym pracę.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Việc đó khá thú vị.
Bir şeyler yapmak keyiflidir.Забавно е да измисляш неща.
Bir şeyler yapmayı severiz. Bir şeyler yapmak keyiflidir.우리는 무엇을 만드는 것을 좋아합니다. 뭔가를 만들어 내는 건 재밌잖아요.
Bir şeyler yapmayı severiz. Bir şeyler yapmak keyiflidir.Нам нравится создавать вещи и это забавно.
Bir şeyler yapmayı severiz. Bir şeyler yapmak keyiflidir.אנחנו אוהבים ליצור דברים. זה כיף ליצור דברים.
Bir şeyler yapmayı severiz. Bir şeyler yapmak keyiflidir.نحن نحب ابتكار الأشياء، من الممتع ابتكار الأشياء.
Bir şeyler yapmayı severiz. Bir şeyler yapmak keyiflidir.私はスタッフを抱えた事はありません
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Deşi ne plimbam prin jurul Pieţii Harvard.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Ik heb genoten van Bono's opmerking toen hij een hippie wijk in San Francisco koppelde aan Silicon Valley.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.보노가 한 이야기 가운데 하이트-애쉬버리와 실리콘 밸리를 빗댄 이야기가 재미있었습니다.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Líbil se mi také Bonův komentář připodobňující Haight-Ashbury [centrum hippies] k Silicon Valley.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Mi e' piaciuto il commento di Bono che collegava Haight-Ashbury alla Silicon Valley.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Mir hat Bonos Kommentar gefallen, in dem er das Haight-Ashbury Viertel mit dem Silicon-Valley verbindet.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Z najlepszymi studentami używając najlepiej rozwiniętego sprzętu ukończyliśmy 1/10 000 projektu.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.Хареса ми коментара на Боно за свързването на Хейт-Ашбъри със Силиконовата долина.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.נהניתי מההערה של בונו על הקישור בין הייט-אשבורי לעמק הסיליקון.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.لقد استمتعت بتعليق "بونو" رابطاً هايت - آشبورى مع وادي السليكون.
Bono'nun Haight Ashbury ile Silikon Vadisi'ni birleştiren yorumundan çok keyif aldım.シリコンバレーをつなげた ボノのコメントは愉快でした マサチューセッツの ハイテクコミュニティの出身者として
Bu açıklamalar, babası tarafından, kısmen, ilk keyifli bir şey vardı ki, GregorEzek a magyarázatok az apja volt, részben, az első kellemes dolog, hogy Gregor
Bu açıklamalar, babası tarafından, kısmen, ilk keyifli bir şey vardı ki, Gregor아버지의 이러한 설명은, 부분, 첫 번째 즐거운 일이라고 그레거
Bu açıklamalar, babası tarafından, kısmen, ilk keyifli bir şey vardı ki, Gregorהסברים אלה על ידי אביו היו, בין השאר, הדבר הראשון גרגור מהנה
Bu açıklamalar, babası tarafından, kısmen, ilk keyifli bir şey vardı ki, Gregorوكانت هذه التفسيرات من قبل والده ، في جزء منه ، فإن أول شيء ممتع أن غريغور
Bu açıklamalar, babası tarafından, kısmen, ilk keyifli bir şey vardı ki, Gregor彼の投獄以来を聞く機会がありました。
Bu adamlara ihtiyaçları olan 1 milyar doları vermekten büyük keyif alırım. -Me encantaría prestarles a estos tipos el $1 billión de dólares que necesitan.
Bu adamlara ihtiyaçları olan 1 milyar doları vermekten büyük keyif alırım. -彼らもそれを必要としています。 彼らは進んで8%の金利を払うとしていますが、
Bu bir keyif ifadesi değil.Asta nu este expresia bucuriei.
Bu bir keyif ifadesi değil. Bunda başka bir şey daha var.Itu bukan ekspresi kebahagiaan. ada sesuatu yang lain di sana.
Bu bir keyif ifadesi değil.Ce n'est pas une expression de joie.
Bu bir keyif ifadesi değil.Das ist kein Ausdruck der Freude.
Bu bir keyif ifadesi değil.Det er ikke noget, der udtrykker glæde.
Bu bir keyif ifadesi değil.Đó không phải là biểu hiện của sự sung sướng.
Bu bir keyif ifadesi değil.Er zit iets anders in.
Bu bir keyif ifadesi değil.Ez nem az öröm kifejezése.
Bu bir keyif ifadesi değil.그것은 기쁨의 표현이 아니에요.