Ana içeriğe geç
Sözlük

kente ile cümle

kente kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Učenci njegovi so namreč odšli v mesto, da kupijo živeža.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Vì môn đồ Ngài đã đi ra phố đặng mua đồ ăn.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Vì môn_đồ Ngài đã đi ra phố đặng mua đồ_ăn .
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Διοτι οι μαθηται αυτου ειχον υπαγει εις την πολιν, δια να αγορασωσι τροφας.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Ибо ученики Его отлучились в город купить пищи.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.Ученики бо Його пійшли в город, щоб купити ті.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.כי תלמידיו הלכו העירה לקנות אכל׃
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.لان تلاميذه كانوا قد مضوا الى المدينة ليبتاعوا طعاما.
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.那 時 門 徒 進 城 買 食 物 去 了
İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.那 時門徒 進城 買 食物 去了
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Als er aber des Morgens wieder in die Stadt ging, hungerte ihn;
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.A rano wracając się do miasta, łaknął.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.De volgende morgen ging Hij weer naar Jeruzalem. Onderweg kreeg Hij honger.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Dimineaţa, pe cînd Se întorcea în cetate, I -a fost foame.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Keď potom za včasrána zase išiel do mesta, zlačnel.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.이른 아침에 성으로 들어오실 때에 시장하신지라
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Kun hän varhain aamulla palasi kaupunkiin, oli hänen nälkä.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.La mattina dopo, mentre rientrava in città, ebbe fame
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Le matin, en retournant à la ville, il eut faim.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Men da han om Morgenen igen gik ind til Staden, blev hen hungrig.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.När han sedan på morgonen gick in till staden igen, blev han hungrig.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Om morgenen, da han gikk til byen igjen, blev han hungrig,
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Ora, de manhã, ao voltar � cidade, teve fome;
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Pagi-pagi keesokan harinya, dalam perjalanan kembali ke kota, Yesus lapar
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Ráno pak navracuje se do města, zlačněl.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Reggel pedig, a városba visszajövet, megéhezék.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Sáng mai, khi trở lại thành thì Ngài đói.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Sáng_mai , khi trở_lại thành thì Ngài đói .
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Volviendo a la ciudad por la mañana, él tuvo hambre
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Zjutraj pa, vračajoč se v mesto, postane lačen.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Οτε δε το πρωι επεστρεφεν εις την πολιν, επεινασε
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.А на сутринта, когато се връщаше в града, огладня.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Поутру же, возвращаясь в город, взалкал;
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.Уранцї ж, вертаючись у город, зголоднїв.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.ובבקר שב אל העיר והוא רעב׃
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.وفي الصبح اذ كان راجعا الى المدينة جاع.
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.早 晨 回 城 的 時 候 、 他 餓 了
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı.早晨 回城 的 時候 、 他餓了
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.(106:4) Они блуждали в пустыне по безлюдному пути и не находили населенного города;
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Ada yang mengembara di padang belantara, dan tak tahu jalan ke tempat kediaman di kota
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Andaram desgarrados pelo deserto, por caminho ermo; não acharam cidade em que habitassem.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Błądzili po puszczy, po pustyni bezdrożnej, miasta dla mieszkania nie znajdując.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Bloudili po poušti, po cestách pustých, města k přebývání nenacházejíce.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Blúdili po púšti, po pustej ceste, kde nenašli mesta na bývanie.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Bujdostak a pusztában, a sivatagban; lakó-város felé utat nem találtak vala.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.De fór vill i ørkenen, i et uveisomt øde, de fant ikke en by å bo i.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.De irrade omkring i öknen på öde stigar, de funno ingen stad där de kunde bo;
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Die irregingen in der Wüste, in ungebahntem Wege, und fanden keine Stadt, da sie wohnen konnten,
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Ei pribegeau prin pustie, umblau pe căi neumblate, şi nu găseau nicio cetate, unde să poată locui.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Er waren mensen die ronddwaalden in de woestijn, op eenzame plaatsen. Zij hadden geen plek om te wonen.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.He harhailivat erämaassa, autiossa, tiettömässä maassa, löytämättä asuttua kaupunkia.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Họ lưu lạc nơi đồng vắng, trong con đường hiu quạnh, Không tìm thành ở được;
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Họ lưu_lạc nơi đồng vắng , trong con đường hiu_quạnh , Không tìm thành ở được ;
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.I den øde Ørk for de vild, fandt ikke Vej til beboet By,
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Ils erraient dans le désert, ils marchaient dans la solitude, Sans trouver une ville où ils pussent habiter.
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.저희가 광야 사막 길에서 방황하며 거할 성을 찾지 못하고
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Perdidos anduvieron por el desierto, en el sequedal; no hallaron camino hacia una ciudad habitada
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Tavali so po puščavi, po potih samotnih, mesta za prebivališče niso našli;
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Vagavano nel deserto, nella steppa, non trovavano il cammino per una città dove abitare
Issız çöllerde dolaştılar, Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.Περιεπλανωντο εν τη ερημω, εν οδω ανυδρω ουδε ευρισκον πολιν δια κατοικησιν.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod