Her ırkın kendine has özellikleri bulunmaktadır.Każda z ras ma własny sposób walki.
Daha 8 yaşındayken kendine ait olan birkaç büyü keşfetmiştir.Ma 23 lata i nazywa siebie „czarodziejem, który stracił swą magię”.
Bir bakıma Türk halkı kendine yakın olanı seçmiştir.Turcy cypryjscy wybierali spośród siebie wiceprezydenta.
Burada kendine güvenen köyün yiğit atıcıları ustalıklarını göstererek hedefi vurmaya çalışırlar.Do ich górskiej kryjówki przyjeżdża przeszkolony przez terrorystów snajper.
Mum kendi kendine söndü.Świeca sama zgasła.
Tom aynada kendine baktı.Tom patrzył na siebie w lustrze.
Common - Elam Ferguson, dünyada kendine bir yer bulmaya çalışan eski bir köle.Common - Elam Ferguson, en nyligen befriad slav som försöker att hitta sin plats i världen.
1988'de Selena kendine ait bir grubu olan Chris Pérez'le tanıştı.1988 träffade Selena Chris Pérez som hade ett eget band.
Tümünde olmamakla birlikte çoğu durumda sorun kendi kendine düzelir.I många fall, men inte i alla, rättar problemen till sig själv.
Bununla beraber, bu, kendi kendine verilmiş bir unvandır ve diğer beş köy tarafından resmen tanınmaz.Dock var detta en självutnämnd titel och blev inte officiellt godkänd av de fem andra byarna.
Bart umutsuz bir şekilde yürür ve bilinçsizce, kendi kendine Fransızca konuşmaya başlar.Bart går iväg, förtvivlad över sin egen dumhet, sedan börjar han omedvetet tala franska med sig själv.
William’ın tahminlerince, Caroline, kendi kendine gözlemler yapmaya 1782’de başlamıştır.På Williams förslag började Caroline göra egna observationer 1782.
Etrafı yüksek dağlar ile çevrili olduğu için ilçenin kendine özgü bir iklimi vardır.Terrängen runt Çürüklüktəpə Dağı är huvudsakligen bergig, men den allra närmaste omgivningen är kuperad.
Kendine bakar, süsler.Skärp dig, Svensson.
Erik Mongrain, 14 yaşında gitarı kendi kendine öğrenmeye başladı.Erik Mongrain lärde sig att spela gitarr vid 14 års ålder.
Her bir lokasyonda birden çok bölüm ve her bir lokasyonun kendine has final bölümü mevcuttur.Där berättar de om det hemskaste de varit med om och varje avsnitt är en avslutande berättelse.
Evrenin (Büyük) Mimarı, Tanrı kavramı olarak Hristiyanlıkta birçok kez kendine yer bulmuştur.Tanken om Gud som (Hela) Världens Store Byggmästare har använts många gånger i kristendomen.
Kendine has bir kokusu vardır.Den har en stickande lukt.
Ayrıca adanın kendine özgü bir bayrağı da bulunmaktadır.De har t.o.m. en egen flagga.
Mohinder Suresh yetenek almak için kendine bir ilaç enjekte eder Özel güçlere sahip olur.De är nu på jakt efter Mohinder Suresh för att hitta ett botemedel till hennes krafter.
Günümüzde inci dalışı, Mikimoto İnci adasında turistleri kendine çekiyor.Numera är pärldykande ama främst en turistattraktion vid exempelvis Mikimoto Pearl Island.
Böylelikle kendine sadık kalacak büyük bir askeri birlik bulunmasını sağlamıştı.Han lät sedan sätta upp ett nytt bestående av sina egna lojala trupper.
Her bir kampüs kendine ait kütüphane birimlerine sahiptir.En filial ska ha egen bokföring.
Adam, kadının üzerine eteğini veya örtüsünü uzatırsa, kadını kendine almış demektir.Om någon vill processa med dig för att få din skjorta, så ge honom din mantel också.
Maçka yerleşkesinde fakültenin kendine ait bir kütüphanesi vardır.Ekonomihögskolan har ett eget bibliotek.
Elon, kendi kendine yazılım programlayıp kodlamayı öğrendi.Trion har själva skrivit och arrangerat allt material.
Sonraları da annesinin soyadı olan Eastman soyadını kendine seçmiştir.Senare tog hon namnet Östman, som är hennes mors flicknamn.
Kendine gelen temsiliç ^ El-Makrizi, Cilt:1/say.Självständigt med syftning på något – one.
Çok geçmeden York Dükü Shrewsbury'de kendine bağlı bir ordu geliştirdi.Detta var populärt och han hade snart samlat ihop en armé i Shrewsbury.
Kendine has bir kahkahası vardır.För andra betydelser, se Er Râs.
Ayrıca her ajansın kendine özgü yasal kişiliği mevcuttur.Var och en av dem utgjorde fortfarande en egen juridisk person.
Muazzam resim yeteneği sayesinde 11 yaşında, Kraliyet Akademisi'nin okullarında kendine yer buldu.Hans otroliga talang gav honom en plats vid Royal Academy Schools då han var endast elva år gammal.
Kendine has kıyafetleri vardır.Han äger en egen klädaffär.
Arnavutluk'ta her bir bölge kendine ait spesifik kahvaltı kültürüne sahiptir.Alla historiska områden i Georgien har sin egen utpräglade matkultur.
Kendine özgü bir dili vardır.De hade ett eget språk.
Kendine özgü bir alfabeyle yazılıyordu.Språket skrivs med ett eget alfabet.
Royal Albert Hall Birleşik Krallık'ın en kıymetli ve kendine özgü binalarından birisidir.Och Royal Albert Hall är ett väldigt ikoniskt och speciellt ställe.
Arnie'yi kendine bağlamıştır.Men Artie oroar sig för honom.
Ağaçsakalı'nın kendine özgü neredeyse boyunsuz başı yüksek ve gövdesi kadar kalındı.Svansen var ungefär lika lång som huvud och bål tillsammans.
Otomat kelimesinin kökeni Yunanca "αὐτόματα" kelimesi olup "kendi kendine hareket eden" demektir.Ordet kommer från det grekiska ordet αυτος (Autos), som betyder "själv".
Glyptodontların her birinin kendine özgü osteoderm desen ve kabuk tipi vardır.Varje art av glyptodont hade ett unikt osteodermt mönster och en unik typ av skal.
Genel olarak her halkın kendine özgü bir kültür yapısı vardır.I den meningen är varje nationell kultur unik.
Kendi kendine yeterli bir ekonomiye sahip değildir.Föreningen hade inte heller god ekonomi.
Mançucanın kendine özgü bir alfabesi vardır.Språket har ett eget alfabet.
Gördüğü her erkekten hoşlanmakta ve birçok kişiyi kendine aşık etmektedir.Han såg vad varje människa tog sig för och han förstod varje sak han såg."
Her işlemin kendine has önemi vardır.Varje position har en betydelse.
Film, yaşamı boyunca Akira Kurosava'nın kendine dayalı çeşitli rüyalarından oluşuyor.Filmen består av åtta separata drömsekvenser baserade på Akira Kurosawas egna drömmar.
İnsanoğlu sıkışınca toplum olsun, kişi olsun kendine sığınacak bir düş dünyası yaratıyor, bir kişi yaratıyor.Lämnad ensam i universum, kan mänskligheten tro på en överlevnad genom sin förmåga att älska?
Ayrıca bağımsız duruş ve kendi kendine yetebilme hali olarak da yorumlanabilir.Förbandet har också förmågan att verka självständigt.
Bu durumda Ay'a yakın yerdeki sular ay tarafından kendine doğru çekilirler.Här på floden närmar månen sig människorna.
T-Bag Kansas’ta kendine protez bir el alır.Cutwell Arm är en vik i Kanada.
İnsan kendi kendine "bu şekilde olmamalıydı", "böyle bitmemeliydi" diyor.Man ska med andra ord tänka ”vad skulle hända om jag inte gjorde så?”.
Göl, kendine özgü bir ekosistem oluşturmuştur.Nationalparken kännetecknas av ett unikt ekosystem.
Kendine has hoş kokulu siyah üzümü ile meşhurdur.De äts direkt eller med grov svartpeppar på.
Zen aynı zamanda paradoksal olarak, kendine özgü zengin bir yazılı literature de geliştirmiştir.Howard ägnade sig vid sidan om detta åt en mångsidig och rikhaltig vetenskaplig författarverksamhet.
İzci gruplarının kendine has üniformaları bulunur.Utrustning Stadsvakterna är uniformerade.
Diğer bir deyişle kendi kendine sinyal üretebilen elektronik bir elemandır.Detta beror på att delar i hjärtat skapar sina egna elektriska signaler.
Bunları kendi kendine yapması mümkün değildi.De tror inte jag var kapabel att göra det själv.
Kendine Büyük Baba'yı örnek almıştır.En son akşam yemeğinde görünür.Hon uppger sig vara adopterad kusin till Stålmannen och presenterar sig vid ett tillfälle som Karen.
Asıl para birimi uluslararası düzeyde tanınmadığı için kendine ait bir ISO 4217 kodu da yoktur.Eftersom valutan inte är självständig har den inte någon ISO 4217-valutakod utan DKK används.