Şamanların kendilerine özgü şapkaları (sen tsic’uus) olur.Van de hemden van de inzittenden werden zeilen genaaid.
Ya da orada kendilerine yeni bir hayat kurdular.Zij zouden daarop hun boten daarheen hebben gedragen of nieuwe boten hebben gebouwd.
Sonra, bunun sadece kendilerine olup olmadığını tartışırlar.Daardoor dachten ze dat ze de enigen waren.
Ülke eyaletlerinin kendilerine ait bir ordusu yoktur.Het land heeft geen echt leger.
Bulundukları ortamda hem kendilerine hem de bakıcılarına zarar verebiliyorlardı.Bij de afbeelden werden de figuren in een mengeling van zij- en voorgezicht getoond.
The Dudesons kendilerine ait bir çiftlik evinde yaşamlarını sürdürmektedir.The Dudesons maakten namelijk een kampvuur in hun boerderij.
Ne var ki Mevlâna ve Selahattin kendilerine karşı duyulan tepkiye aldırmadılar.De luisteraars en haar baas hebben dus niets gemerkt van haar afwezigheid.
Yaptıkları hatayı fark ederler ve hemen kendilerine çeki düzen verirler.Zij werden geleerd haar te gehoorzamen, respecteren en als zij iets fouts deden werden zij door haar gestraft.
Aslında kurbanların hepsi zorlanarak kurban edilmiyorlardı; kendilerine imrenilecek bir gelecek vadediliyordu.Met de opvarenden kende men geen pardon; die werden allen omgebracht.
Hakaslar gibi kendilerine Tadar (Tatar) kişi demektedirler.Hierdoor leek het voor hen alsof de plaats betoverd was.
Bunların her birinin Tapınakta kendilerine özel görevleri vardı.Elke burcht had een bijzondere opdracht in de opleiding.
İkisi de kendilerine yeni başkentler seçtiler.Hij zei hen dat ze ook nieuwe generaals moesten kiezen.
Çocuk onlara kendilerine bir oğul olarak cennetten gönderildiğini söyler.Het kind vertelt dat de hemel hem heeft gezonden.
Caillie'nin notlarına göre; kendilerine birçok hediye de verilmişti.De abdij van Cluny ontving vele geschenken.
Pek çok küçük hanedan kendilerine sadakat yemini etmiştir.Als kleine kinderen zweren ze elkaar eeuwige trouw.
Çevrelerinde ne hayvanlarına vermeye su, ne de kendilerine kullanmaya su vardır.Daar is hij te water geraakt in ’t Hellegat (gesprongen, volgens getuigen) en niet meer teruggevonden.
Kendilerine burada yaklaşık dönüş zamanı bildirilir.Daar verzamelden zij zich om terug te slaan.
Bu atları kendilerine Pura Han getirir.Deze paarden worden daar selectief voor gefokt.
Kendilerine prensler tarafından fotoğraflar sunuldu.Zij kwamen terug met schilderijen van prinsessen.
Bu şekilde yaratılmış iplikler artık kendi kendilerine bükülmeye meyilli değildirler.Die, of dezen, vonden het niet nodig om ander (buitenaards) leven te scheppen.
Askerler kendilerine cülus bahşişi ödenmesini talep ettiler.Ze horen de soldaten praten over het losgeld.
Sümerler kendi ülkelerine Kengir, konuştukları dile Emegir ve kendilerine Sag-giga derlerdi.'Laat hen zwijgen' en ook: 'laten zij thuis hun mannen om opheldering vragen. (vgl.
Bunun için de ilk olarak sıradan insanı kendilerine konu edindiler.Het was hun eerste (en enige) gezamenlijke titel.
Kendilerine has bir yazı sistemleri vardı.Voor hen gold een pasjesregeling.
Livonyalılar önce Almanları kendilerine destek sağlayan bir müttefik olarak kabul etmişlerdi.Hij bevocht de Duitsers, die voordien zijn bondgenoten waren.
Bunun yanı sıra her bir grup üyesi kendilerine özgü maskeler takar.Elke leeftijdsgroep gebruikte eigen maskers.
Uygurların kendilerine ait bir alfabeleri vardı.De ploeg had een Algerijnse licentie.
Teröristler ondan yeni silahından kendilerine yapmalarını isterler.De indringers willen hen wegjagen met een wapen.
Unaslar kendi aralarında anlaşabilecekleri az kelime haznesine sahip kendilerine özgü bir dili konuşmaktadır.In plaats daarvan hebben ze onderling een eigen geheimtaal, die alleen zij begrijpen.
Süs köpeği grubunun elemanları, kendilerine has farklı görünüşlere ve karakterlere sahiptirler.Een hondenras is een groep honden met in uiterlijk en gedrag overeenkomstige eigenschappen.
"Hûrremîler" yani Yeni-Mezdekîler’in de kendilerine has dinî kitapları mevcuttu.Zij is dertien aan het begin van het boek.
Aynada kendilerine bakıyorlar.Ze bekijken zichzelf in een spiegel.
Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet etmemeleri emredilmişti.A rozkazano im przecież czcić tylko Boga Jedynego.
Çevrelerinde ne hayvanlarına vermeye su, ne de kendilerine kullanmaya su vardır.Brak w niej jakichkolwiek oczek wodnych, nie odwadnia jej żaden stały potok.
Magda ve kocası Joseph Goebbels, Kunz'un kendilerine yardım etmesinde ısrar ettiler.Magda i Joseph nalegali by Kunz im pomógł.
Kendilerine burada yaklaşık dönüş zamanı bildirilir.Para zrywa, lecz wracają do siebie po jakimś czasie.
Bizanslılar birtakım diplomatik uygulamalarla kendilerine yarar sağladı.Bizantyńczycy czerpali korzyści z wielu dyplomatycznych praktyk.
Ülke eyaletlerinin kendilerine ait bir ordusu yoktur.Państwo nie posiada własnych sił zbrojnych.
Bunu yapabilmek için de önce kendilerine verilen özel kartları kullanarak kapyı açmaları gerekiyordu.Można było je otworzyć za pomocą zdobytych wcześniej kluczy.
Buraya yerleşerek kendilerine Éotheod dediler.Uczynili to słowami: „Wszyscy powstać!
Kendilerine yetecek kadar bağ ve bahçeleri vardır.Posiadali też części wsi Podjazy i Chośnica (XVI wiek).
Öküzler çamurda arabayı kendi kendilerine çekiyorlar.Wagony samodzielnie toczyły się do młyna.
Askeri işbirliği karşılığında buradan kendilerine toprak vermeyi taahhüt etti.W zamian za służbę wojskową otrzymywali ziemię.
Kendilerine has olan bazlama benzeri lefse ve kurutulmuş balık lutefisk yemekleri vardır.Prowadzą podobny – przydenny tryb życia i podobnie jak piły żywią się rybami i bezkręgowcami.
Gelenler Hakkâri'nin Benekli yaylasına yerleştirildi ve kendilerine uçakla yiyecek maddesi atıldı.Usunął bowiem postacie mężczyzn a w ich miejsce umieścił ogromne, gorejące słońce.
Sınırdışı edilenlerin masrafları kendilerine aittir.Na niektórych spośród nich pobierane są opłaty za przejazd.
Ama denizden geçip kendilerine Vadedilmiş Topraklar'a geçme imkani yok görülmektedir.Nie występują jedynie w pełnosłonych morzach (z wyjątkiem jednego gatunku).
Tessa Virtue ve Scott Moir, kısa dansta kendilerine ait dünya rekorunu kırdı.Tym samym Tessa Virtue i Scott Moir stali się najbardziej utytułowaną parą taneczną w historii.
Ancak Yakut Olongoları uzunlukları ve kendilerine özgü anlatım yapılarıyla dikkat çeker.Zachowały się z jego wielu dzieł tylko fragmenty i świadectwa pośrednie, tzw. testimonia.
2008 yıllarında Santino Marella ile hikâye gereği bir ilişkide bulunmuştur kendilerine Glameralla diyorlardi.W 2008 r. tworzyła tag team z Santino Marellą o nazwie Glamarella.
Elfler kendilerine Quendi derler, anlamı "Konuşanlar"dır.A niektórzy spośród stojących tam słysząc te słowa, mówili: Oto Eliasza woła.
Her bir oyuncuya kendilerine ait bir klan verilir.Każda z nich otrzymała swój kryptonim.
Her klanın savunduğu ve içinde besin aradığı kendilerine ait bir bölgeleri vardır.Każde stado posiada własne terytorium, którego broni i na którym poszukuje pożywienia.
Bu yüzden kendilerine yeni bir yol çizerler.Naprowadzi on ich na zupełnie nowy trop.
Grup, ilk başta kendilerine Halogen demekteydiler.Początkowo grupa nosiła nazwę Somgorsi.
Ruslar kendilerine teslim edilmesi için baskı yapıyorlardı.Rosjanie przez moment udawali, że chcą się poddać.
Her çift birlikte kendilerine ait bölgeyi savunur.Oba ptaki z pary bronią swego terytorium.
Anna'nın babasının katiline hitap ettiğini bilmeyerek ondan kendilerine yardımda bulunmasını isterler.Początkowo proszą go o pomoc, Anna jednak rozpoznaje w nim zabójcę swojego ojca.
Ömürleri de kendilerine depolanan enerji maliyetindedir.Koszt energii zużytej na potrzeby własne.
Kendilerine, ikili ajan olarak çalışmak seçeneği verilmiştir.Dwukrotnie wybrany do pełnienia tej funkcji jednogłośnie.