Ödülü kazanan kitabı okudunuz mu?Did you read the book that won the prize?
Gazetemizi alın ve Hmelnitski'ye gezi kazanın!Buy our newspaper and win a trip to Khmelnytsky!
Kazanmak yok, kaybetmek yok, biz tamamen eşitiz.No gain, no lose, we are fully equal.
O, bir servet kazanmadı, servet onu kazandı.He has not acquired a fortune; the fortune has acquired him.
Sana para kazandırmayan projelere ne kadar zaman ve enerji harcarsın?How much time and energy do you spend on projects that don't make you any money?
Biz savaşı kazanacağız.We will win the battle.
Akıllı insanlar hiçlikten nasıl para kazanılacağını bilirler.Clever people know how to make money out of nothing.
Marcel çok sıkı çalışsa da yılda yalnızca 30.000 Kanada doları kazanıyor.Even though Marcel works hard, he only earns 30 000 Canadian dollars per year.
Sıra beyazda ve kazandı.White to play and win.
İyi para kazandığımı düşünüyor musunuz?Do you think I'm made of money?
Sizce iyi para kazanıyor muyum?Do you think I'm made of money?
Kazanacağımı bir an bile asla düşünmedim.I never for a moment imagined that I would win.
Ben para kazanmış değilim.I'm not made of money.
Takımımızın kazanması pek olası değil.It's unlikely that our team will win.
Takımımızın kazanma şansı zayıf.It's unlikely that our team will win.
Bu filmin çok para kazanacağı pek muhtemel değil.It's unlikely that that movie will make a lot of money.
Yeteneğin sayesinde çok para kazanabilmelisin.With your talent, you should be able to make a lot of money.
İktidar partisi yaklaşan seçimi kazanacak gibi görünüyor.It looks like the party in power will win the upcoming election.
Tom nadiren tartışmaları kazanır.Tom seldom wins arguments.
Tom yarışı kazandıktan sonra çok mutlu olmalı.Tom must be very happy after winning the race.
Tom geçen ay otuz bin dolar kazandı.Tom made thirty thousand dollars last month.
Tom kirayı ödemek için yeterli parayı zar zor kazanmayı başardı.Tom just barely managed to earn enough money to pay the rent.
Tom geçinmek için güçlükle yeterince kazanıyor.Tom just barely earns enough to live on.
Tom'un seçimi kazanma şansı az.Tom has little chance of winning the election.
Tom'un seçimi kazanma şansı yüksek.Tom has a good chance of winning the election.
Tom cadde köşelerinde gitarını çalarak para kazandı.Tom earned money by playing his guitar on street corners.
Tom, çok para kazanmaz.Tom doesn't make much money.
Tom kazanın onun dikkatsizliğinden dolayı olduğunu itiraf etti.Tom admitted that it was due to his carelessness that the accident had happened.
Tom Mary'nin kazanmasını istedi.Tom wanted Mary to win.
Tom Mary'nin yarışı kazanacağını önceden tahmin etti.Tom predicted Mary would win the race.
Tom'un yarışı kazanmak için Mary'nin yeteneğine güveni var.Tom has confidence in Mary's ability to win the race.
Tom Mary'nin iki katı kadar çok kazanır.Tom earns twice as much as Mary.
Tom, Mary'nin kazandığının iki katı kadar çok kazanır.Tom earns twice as much as Mary.
Tom Mary gibi bir kadını geçindirmek için yeterli para kazanmıyor.Tom doesn't earn enough money to support a woman like Mary.
Tom Mary'ye büyük olasılıkla yarışı kimin kazanacağını düşündüğünü sordu.Tom asked Mary who she thought would be the most likely to win the race.
Onun sevgisini kazandı.He won her love.
O işle, o ayda 500 doların üzerinde kazanmaktadır.He earns over 500 dollars a month with that job.
O işten, ayda 500 doların üzerinde kazanmaktadır.He earns over 500 dollars a month from that job.
O işte, ayda 500 doların üzerinde kazanıyor.He earns over 500 dollars a month at that job.
O, benim kazandığımın üç katı kadar çok kazanıyor.He earns three times as much as I do.
Tom Mary'nin yarışı kazanması hakkındaki övünmelerinden bıkıyordu.Tom was getting tired of hearing Mary bragging about winning the race.
O kolaylıkla yarışı kazandı.He won the race with ease.
Piyangoyu kazanmış olsan ne yapardın?What would you do if you won the lottery?
Kent, önemli bir turistik yer olarak rağbet kazandı.The city is gaining popularity as a major tourist destination.
Ne pahasına olursa olsun kazanmalıyız.We must win at all costs.
Tom için önemli olan tek şey, onun ne kadar para kazandığıdır.The only thing that matters to Tom is how much money he makes.
Kazanmak önemli olan tek şey değildir.Winning isn't the only thing that matters.
Önemli olan tek şey kazanmak olsa, o zaman keyfimiz kaçar.If the only thing that mattered was winning, then we'd be depressed.
Saygın bir insan bulmak bir piyango kazanmaktan daha zor.Finding a decent man is more difficult than winning a lottery.
Tom Mary'nin saatte otuz dolardan daha fazla kazanamayacağını düşündü.Tom thought Mary wouldn't be able to earn more than thirty dollars an hour.
Tom yarışı kazanma şansı olduğunu düşündü.Tom thought he had a chance to win the race.
Tom borsada çok para kazanma şansı olduğunu düşündü.Tom thought he had a chance to make a lot of money on the stock market.
Tom biraz daha çok çabalasaydı, yarışı kazanabileceğini düşünüyor.Tom thinks that if he had tried a little harder, he could have won the race.
Tom, John'un seçimi kimin kazanacağını umduğunu Mary'nin bildiğini düşündüğünü söyledi.Tom said that he thought Mary knew who John hoped would win the election.
Tom dengesini yeniden kazandı.Tom regained his balance.
Tom restoranlar için menüleri çevirerek çok para kazanır.Tom makes a lot of money translating menus for restaurants.
Tom odalarından birini bir üniversite öğrencisine kiralayarak ekstra para kazandı.Tom made some extra money by renting one of his rooms to a college student.
Tom piyangoyu kazanacağını ummuştu.Tom had hoped that he would win the lottery.
Tom saatte üç yüz dolar kazanır.Tom earns three hundred dollars an hour.
Tom yarışı kazanmayı beklemiyordu.Tom didn't expect to win the race.