Tom oldukça iyi bir kayakçı.Tom is a pretty good skier.
Tom bana kayak yapmayı öğretti.Tom taught me how to ski.
Sen benden daha iyi bir kayakçısın.You're a better skier than me.
Tom kayak yapmada benden çok daha iyi.Tom is much better than I am at skiing.
Uzaktan bakıldığında, kaya eski bir kale gibi görünüyordu.Seen from a distance, the rock looked like an old castle.
O küçük bir kaya üzerine oturdu ve denize baktı.He sat on a small rock and looked out to sea.
Kayan bir yıldız, bir göktaşıdır.A falling star is a meteorite.
Bunlar Tom'un kayak botlarıdır.These are Tom's ski boots.
Bunlar Tom'un kayak ayakkabılarıdır.These are Tom's ski boots.
Bir kaya gibi sağlam.It's solid as a rock.
Kadınlar büyük kayaların önündeler.The women are in front of big rocks.
Kadın büyük bir kayanın önünde.The woman is in front of a big rock.
Bu sana su kayağı yapmayı öğrettiğim yer değil mi?Isn't that where I taught you how to water ski?
Kar kayağı yapmayı öğrenmek istiyorum.I want to learn how to snowboard.
Kar kayağını öğrenmek istiyorum.I want to learn snowboarding.
Tom kayak yapmaya gitti.Tom has gone skiing.
Kayak yapmada iyi misin?Are you good at skiing?
İyi kayak yapabilir misin?Can you ski well?
Tom bir kayanın üzerine oturdu ve ayakkabısından bir taş çıkardı.Tom sat down on a rock and removed a stone from his shoe.
Tom su kayağını hiç denemediğini söyledi.Tom said he'd never tried water skiing.
Tom kayağa gitmek istiyordu.Tom wanted to go skiing.
Tom muhtemelen kayabileceğimi düşündü.Tom probably thought I could ski.
Tom üç dakika içinde yamaçtan aşağı kayabildi.Tom was able to ski down the slope in three minutes.
Tom büyük bir kayanın altına saklandı.Tom hid under a huge rock.
Uranus'un kara, kaya parçaları şeklinde nesneleri içeren, onbir bilinen halkası vardır.Uranus has eleven known rings, which contain dark, boulder-sized particles.
Bir asteroid bir kaya parçasıdır.An asteroid is a bit of rock.
Apollo 16 aya ait çok sayıda kaya ve toprak örnekleri getirdi.Apollo 16 brought back a large number of lunar rocks and soil samples.
Tom kendi kendine kayak yapmayı öğrendi.Tom taught himself how to ski.
Hiç kayak yapmaya gittin mi?Have you ever gone skiing?
Bence Tom, kayak yapmaktan hoşlanmıyor.I think Tom doesn't like to ski.
Tom'un kayak yapmaktan hoşlandığını sanmıyorum.I don't think Tom likes to ski.
Tom kayak botlarını çıkardı.Tom took off his ski boots.
Hiçbir kaya sıkıntısı yok.There's no shortage of rocks.
Burada fazlasıyla kaya var.There are more than enough rocks here.
Tom'un hobileri kayak ve tüplü dalıştır.Tom's hobbies are skiing and scuba diving.
Balıkçılık, avcılık, yürüyüş ve kayakçılık popülerdir.Fishing, hunting, hiking and skiing are popular.
Kayak yapmaya gitmeliyiz.We should go skiing.
O kayak yapıyordu.She was skiing.
Tom inanılmaz bir kayakçı.Tom is an amazing skier.
Ben kayak yapmaktan zevk almıyorum.I don't enjoy skiing.
Nasıl paten kayacağını sana kim öğretti?Who taught you how to skate?
Görünüşe göre Tom kayak yapmada çok iyi.Apparently, Tom is very good at skiing.
Kayak yapmayı tercih ederim.I'd rather be skiing.
Tom sadece Mary kadar iyi kayabilir.Tom can ski just as well as Mary.
Tom bir delikanlı iken çok iyi bir kayakçıydı.Tom was a very good skier when he was a teenager.
Tom sık sık kros kayağına gider.Tom often goes cross-country skiing.
Onun kaya gibi sağlam mazereti var.He has a rock solid alibi.
Hadi kayak yapmaya gidelim.Let's hit the slopes.
Ben patenle kayamam.I can't skate.
Biz bulaşıkları kimin yıkayacağına karar vermek için kaya, kağıt, makas oynadık.We played rock, paper, scissors to decide who would do the dishes.
Keşke kayaklarımı getirseydim.I wish I'd brought my skis.
Kayaklarını ne kadar sıklıkta mumlarsın?How often do you wax your skis?
Bak! Bir kayan yıldız!Look! A falling star!
Rüyamda su kayağı yaptığımı gördüm.I dreamed I was water skiing.
Mary bir kayanın üzerinde tek başına oturuyordu.Mary sat alone on a rock.
Tom bir kaya parçasının üzerine tek başına oturdu.Tom sat alone on a boulder.
Onlar sivri kayalara tırmandılar.They climbed up the jagged rocks.
Dalgalar kayalara çarptılar.The waves crashed against the rocks.
Küçük kız kardeşim ona nasıl kayak yapacağını öğretmemi istedi.My little sister asked me to teach her how to ski.
Tom kayalığın üzerinde dikkatlice görünüyordu.Tom looked cautiously over the cliff.