Yeni video kaset kaydedici için iki tane video kasedi satın aldım.I bought two video tapes for the new VCR.
Onun kasırgayı atlatması bir mucize.It's a miracle that he survived the hurricane.
Şehir ve kasaba arasındaki fark nedir?What is the difference between 'city' and 'town'?
Biz biftek satın almak için kasaba gittik.We went to the butcher's to buy steaks.
Kasabasındaki yeni kuaföre gitti.She went to the new hairdresser in town.
Savigny-sur-Orge'de yaşıyorum, Paris varoşlarında küçük bir kasaba.I live in Savigny-sur-Orge, a small town in the Paris suburbs.
Bu sabah onu kasabaya getirdim.I brought her into town this morning.
O onu kasabada bıraktı.He left her in town.
Kastettiğim tam olarak bu.That's exactly what I meant.
Hikaye 1920'li yıllarda Almanya'nın kuzeyindeki küçük bir kasabada başlar.The story begins in a small town in the north of Germany in the 1920s.
Bu defa, gerçekten bunu kastediyorum.This time, I really mean it.
Biz kasabaya geri gidiyoruz.We're heading back to town.
Biz kasabaya taşınıyoruz.We're moving to town.
Kasabayı terk etmek zorunda olacağız.We'll have to leave town.
O çok küçük bir kasaba.It's a very small town.
Tom çok küçük bir kasabadan gelir.Tom comes from a very small town.
Tom on üç yaşına kadar küçük bir kasabada yaşadı.Tom lived in a small town until he was thirteen.
Timmendorfer Strand tanınmış bir sahil kasabasıdır.Timmendorfer Strand is a well-known beach town.
Bu kasaba ikimiz için yeterince büyük değil.This town isn't big enough for both of us.
Büyük bir şehirde yaşamaktansa küçük bir kasabada yaşamayı tercih ederim.I'd rather live in a small town than in a big city.
Vajina kaslı bir tüptür.The vagina is a muscular tube.
Kask kafanızı koruyacak.The helmet will protect your head.
Kask kafanı koruyacak.The helmet will protect your head.
Tom'la ilk kez kasabanın dışında küçük bir barda tanıştım.I first met Tom in a little bar outside of town.
Onu kastettim.I mean that.
Kimi kastettiğimi biliyorsun.You know who I mean.
Kaskımı aldın.You've got my helmet.
Tom'un zengin olduğunu mu kastediyorsun?Do you mean Tom is rich?
Onu kasıtlı olarak yaptın, değil mi?You did that on purpose, didn't you?
Onu kasten yaptın, değil mi?You did that on purpose, didn't you?
Onu kasten yaptın.You did that on purpose.
Kasabadan çıkmalısın.You should get out of town.
Bu gerçekten kıyı boyunun kasvetli bir sahasıdır.This is a really lonely stretch of shoreline.
Gelmemi istemediğini mi kastediyorsun?Do you mean that you don't want me to come?
Onun kasıtlı olduğunu düşünüyor musun?Do you think that was deliberate?
Kasabaya gidemezsin.You can't go to town.
Tom'un kasabada olduğunu duydun mu?Did you hear Tom is in town?
Tom şeker kasesine uzandı.Tom reached for the sugar bowl.
Tom bir sonraki kasabada tutuklandı.Tom was arrested in the next town.
O parayı kasaya koymalısın.You should put that cash in the safe.
Tom onu kasten yaptı.Tom did that on purpose.
Dolu bir yazar kasa soyguncuları çekiyor.A fat cash register attracts robbers.
Tom kasesini baş aşağı çevirdi.Tom turned his bowl upside down.
Tom biraz kaslarını gevşetmek zorunda.Tom has got to loosen up a little.
Tom'un biraz kaslarını gevşetmesi gerekiyor.Tom needs to loosen up a little.
Tom'un bir banka kasası var.Tom has a safety deposit box.
Tom gelecek ay kasabaya geliyor.Tom is coming into town next month.
Tom yarın kasabadan ayrılacak.Tom is leaving town tomorrow.
Tom kasabadaki en zengin adam.Tom is the richest man in town.
Tom kasabadaki en iyi berber.Tom is the best barber in town.
Tom kasabadaki en zengin adamlardan biri.Tom is one of the richest men in town.
Tom kasabadaki başka birinden daha zengin.Tom is richer than anybody else in town.
Tom sadece üç haftadır kasabaya geri geldi.Tom has only been back in town for three weeks.
Ne yazık ki o, kasabadayken ona yetişmedin.It's a pity that you didn't catch up with Tom while he was in town.
Tom kaseyi Mary'ye doğru itti.Tom shoved the bowl toward Mary.
Diller kaslar gibidirler. Düzenli olarak kullanmazsanız onları kaybedersiniz.Languages are like muscles. If you don't use them regularly, you will lose them.
Tom kedisi için şişeden kaseye biraz süt döktü.Tom poured some milk from the bottle into a bowl for his cat.
Tom kaseye biraz tahıl döktü.Tom poured some cereal into a bowl.
Tom kaseye biraz süt döktü.Tom poured some milk into a bowl.
Tom benim terk etmemi istediğini söylüyor, ama gerçekten bunu kastettiğini sanmıyorum.Tom says he wants me to leave, but I don't think he really means it.