Bu kasabada kaç tane market var?How many markets are there in this town?
Bunun yemek yemek için kasabada en iyi yer olduğunu düşünüyorumI think this is the best place to eat in town.
Kaç kase pilav yedin?How many bowls of rice did you eat?
Tom, Bavyera Alpleri'nde küçük bir kasabada yaşıyor.Tom lives in a small town in the Bavarian Alps.
Bu bölge bir kasırgadan sonra haritadan silindi.This region was wiped off the map after a hurricane.
Kasayı açın.Open the safe.
Hayattaki yegâne gizem, kamikaze pilotlarının neden kask taktığıdır.The only mystery in life is why the kamikaze pilots wore helmets.
"Sana kasabayı gezdirmemi ister misin?" "Ben onu isterim.""Would you like me to show you around town?" "I'd like that."
Kasabadan ayrılma.Don't leave town.
Sadece pasaportunu kasada bıraktığından emin ol.Just be sure to leave your passport in the safe.
Tom bisiklet kaskını çıkardı ve onu masanın üzerine koydu.Tom took off his bicycle helmet and put it on the table.
Tom kasabaya geri döndü.Tom is back in town.
Beni mi kastediyorsun?Do you mean me?
Tom geçen haftadan beri kasabanın dışında.Tom has been out of town since last Saturday.
Bu kasabada birçok güzel bina vardır.There are a lot of beautiful buildings in this town.
Banka müdürü, kasiyerlerden birine güvenmedi.The bank manager distrusted one of the cashiers.
Tom bisiklet kaskını taşıyarak sınıfa girdi.Tom entered the classroom, carrying his bicycle helmet.
Bunu kastetmiyorsun, değil mi?You don't mean that, do you?
Kasabanın bu bölümünden nefret ediyorum.I hate this part of town.
Ne ölçüde bir kaska ihtiyacın var?What size helmet do you need?
Kaç numara kask giyiyorsun?What size helmet do you wear?
Partimiz için on kasadan daha fazla biraya ihtiyacımız var.We need more than ten cases of beer for our party.
Kastettiğim bu değil.That isn't what I meant.
Blackpool bir sahil kasabasıdır.Blackpool is a coastal town.
Otelin kasasına bir şey koymak istiyorum.I'd like to put something in the hotel safe.
Bu sabah zaten kasap dükkânına gittim.I already went to the butcher's shop this morning.
Tom onu kastetmiş olamaz.Tom can't mean that.
Bu küçük kasabada hiçbir şey ilginç değildir.Nothing interesting happens in this small town.
Sandy kasırgası geliyor.Hurricane Sandy is coming.
Bu kasabyı asla terk etmeyeceksin.You'll never leave this town.
Bugünlerde yaşlı insanları kastetmek için "kıdemli vatandaş" terimini sıklıkla kullanırız.Nowadays, we often use the term "senior citizen" to refer to old people.
Bu iyi bir kasaba.This is a decent town.
Bunu kasaya koyalım.Let's put this in the safe.
O bir kasap.He's a butcher.
Kasabadan ayrılmak istemiyorum.I don't want to leave town.
Tom'un kasabada olup olmadığını görmek istiyorum.I want to see if Tom is in town.
O seksi ve kaslı.He's sexy and muscular.
Tom onun kasabayı terk ettiğini düşünmeni istedi.Tom wanted you to think he'd left town.
Görünüm kasvetli.The outlook is bleak.
Tom'un onunla ne kastettiğini bana söylemesini istiyorum.I want Tom to tell me what he meant by that.
Onlar Moskova'nın dışında küçük bir kasabada yaşıyorlar.They live in a small town on the outskirts of Moscow.
Söylediğim her sözü kastettiğimi bilmeni istiyorum.I want you to know that I meant every word I said.
Tom Mary'nin kasabadan ayrılmayı planladığını bilmesi gerekiyor.Tom wants Mary to know he's planning to leave town.
Onlar kas ağrıları çekiyorlar.They suffer from muscle pains.
Onlar kas ağrısına katlanır.They put up with muscle pain.
Geçen ay kasımdı, değil mi?Last month was November, right?
Tom muhtemelen kasabanın bu tarafında yaşamak istemiyor.Tom probably doesn't want to live on this side of town.
Bunun olmasını kastetmediğimi Tom'un bilmesini istiyorum.I want Tom to know that I didn't mean for this to happen.
Ben bir kasaba sakiniyim.I'm a town dweller.
Bizim kasaba mükemmel spor tesislerine sahiptir.Our town has excellent sports facilities.
Bir kasırga Tom'un evini yıktı.A hurricane destroyed Tom's house.
Kasılmalar başladı.Contractions began.
Hayır, hayır! Kasabaya geri döneceğim.No, no! I am going back to town.
O bir cerrah değil, ama bir kasapHe's not a surgeon, but a butcher.
Kasırga küçük eve hasar verdi.The hurricane damaged the small house.
Kasırga tehlikeli bir biçimde yaklaşıyor.The hurricane is coming dangerously close.
Bir kasırganın ortasındaki bir kulübe gibi güvenilirsin.You're reliable like a shack in the middle of a hurricane.
Bu, kayışlar ve kasnaklar ile hareketi iletir.It transmits movement by belts and pulleys.
O hatayı kasten yaptın, değil mi?You made that mistake on purpose, didn't you?
Bu küçük bir kasaba.It's a small town.