Başka bir konumuz da: okulların kapanması hakkında ki tartışmalardı, bu yüzden kararımızı verdik:Була і інша проблема: було багато прозмов про те, що інститут закривається, і ми вирішили:
Başka bir konumuz da: okulların kapanması hakkında ki tartışmalardı, bu yüzden kararımızı verdik:Была и другая проблема: было много разговоров о том, что институт закрывается, и мы решили:
Başka bir konumuz da: okulların kapanması hakkında ki tartışmalardı, bu yüzden kararımızı verdik:ثم كانت هناك مشكلة أخرى: كان هناك مناقشات كثير
Biz de düşündük ve kararımızı verdik: "Neden olmasın?Daher dachten wir eine Weile darüber nach und beschlossen:
Biz de düşündük ve kararımızı verdik: "Neden olmasın? Tarayıcılarda oynanabilecek bir kart oyunu yapalım!"그래서 잠시 생각한 후 결정했죠 "안될 건 뭐야? 브라우저로 즐길 수 있는 카드게임을 만들어보지 뭐!"
Biz de düşündük ve kararımızı verdik: "Neden olmasın?Zastanowiliśmy się chwilę i stwierdziliśmy: — Dlaczego nie?
Biz de düşündük ve kararımızı verdik:Nějakou dobu jsme přemýšleli a bylo rozhodnuto:
Biz de düşündük ve kararımızı verdik:Nous avons réfléchi un moment avant de prendre notre décision:
Bu benim kararım olamaz.Ce n'est pas ma décision.
Bu benim kararım olamaz.Ésa no es mi decisión.
Bu benim kararım olamaz.Es ist nicht meine Entscheidung.
Bu benim kararım olamaz.저는 결정권자가 아닙니다. 제 역할은 모든 사람들이,
Bu benim kararım olamaz.Non è una mia decisione.
Bu benim kararım olamaz.Nu este decizia mea.
Bu benim kararım olamaz.To nie moja decyzja.
Bu benim kararım olamaz.Това не е мое решение.
Bu benim kararım olamaz.Это не моё решение.
Bu benim kararım olamaz.זו אינה ההחלטה שלי. התפקיד שלי הוא לוודא כי כל אדם יזכה בהזדמנות,
Bu benim kararım olamaz.إنه ليس قراري. مهمتي هي التأكد من أن كل شخص ،
Bu benim kararım olamaz.誰もが最良の医療サービスを
Bu da kararımızı etkiledi.Cela a beaucoup influencé notre décision.
Bu da kararımızı etkiledi.Což také nakonec ovlivnilo naše rozhodování.
Bu da kararımızı etkiledi.Dies beeinflusste unsere Entscheidung.
Bu da kararımızı etkiledi.그런 성향이 결정을 내리는 데에도 영향을 미쳤죠
Bu da kararımızı etkiledi.To wpłynęło na naszą decyzję.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,왕이 대답하여 가로되 내가 분명히 아노라 너희가 나의 명령이 내렸음을 보았으므로 시간을 천연하려 함이로다
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Kongen svarede: "Nu ved jeg for vist, at I kun søger at vinde Tid, fordi I ser, mit Ord står fast,
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Kongen svarte: Jeg vet for visst at I bare vil vinne tid, fordi I ser at det ord jeg sa, står fast.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Kralj odgovori in reče: Za gotovo vem, da hočete pridobiti časa, ker vidite, da je pri meni trden sklep:
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Kráľ odpovedal a riekol: Ja viem istotne, že vy chcete získať čas, lebo vidíte, že slovo vyšlo odo mňa.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Odpověděl král a řekl: Jistotně rozumím tomu, že naschvál odtahujete, vidouce, že mi vyšel z paměti ten sen.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Odpowiedział król, i rzekł: Zaiste wiem, że umyślnie odwłaczacie, bacząc, że mi ten sen z pamięci wyszedł.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Rispose il re: «Comprendo bene che voi volete guadagnar tempo, perché avete inteso la mia decisione
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Vua rằng : Ta biết chắc các ngươi tìm cách để huỡn thì_giờ , vì các ngươi thấy sự ấy đã ra khỏi ta .
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,Vua rằng: Ta biết chắc các ngươi tìm cách để huỡn thì giờ, vì các ngươi thấy sự ấy đã ra khỏi ta.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,В отговор царят рече: Зная добре, че вие искате да печелите време, понеже виждате, че указът излезе от мене.
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,ענה מלכא ואמר מן יציב ידע אנה די עדנא אנתון זבנין כל קבל די חזיתון די אזדא מני מלתא׃
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,اجاب الملك وقال اني اعلم يقينا انكم تكتسبون وقتا اذ رأيتم ان القول قد خرج مني
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,王 回 答 說 、 我 准 知 道 你 們 是 故 遲 延 、 因 為 你 們 知 道 那 夢 我 巳 經 忘 了
Bunun üzerine kral, ‹‹Kararımın kesin olduğunu bildiğiniz için zaman kazanmak istediğinizi anlıyorum›› dedi,王 回答 說 、 我 准 知道 你 們是故 遲延 、 因為 你 們 知道 那夢 我 巳經 忘了
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Acest sentiment de alienare de partea noastră care a luat decizia regretată.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Az elidegenedés ezen valós érzete azon részünktől, amellyel a döntést hoztuk.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Cette véritable sensation d'aliénation de la partie de nous qui a pris une décision que nous regrettons.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Đây là cảm giác ghét bỏ từ một phần trong ta đã đưa ra những quyết định khiến ta hối hận.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Denne virkelige sans af fremmedgørelse af den del af os der tog en beslutning som vi fortryder.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Dit gevoel van vervreemding van het deel van ons dat de ongelukkige beslissing maakte.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Este sentido real de alienação da parte de nós que tomou a decisão de que nos arrependemos.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.이 진정한 의미의 소외감은 후회스러운 결정을 내리게 한 자신한테서 옵니다
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Perasaan keterasingan dari sebagian diri kita membuat penyesalan itu.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Questo senso di alienazione della parte di noi che ha preso una decisione che rimpiangiamo.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Tento opravdový pocit odcizení od té části nás, která provedla rozhodnutí, jehož litujeme.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.To prawdziwe poczucie wyobcowania od tej cząstki nas, która podjęła decyzję, której żałujemy.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Αυτή η αληθινή αίσθηση αλλοτρίωσης από το κομμάτι μας που πήρε μια απόφαση που μετανιώσαμε.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Това е реално чувство на отчуждение от тази част в нас самите, която е взела решението, за което съжаляваме.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Це правжешнє відчуття відчуження від тієї частини нас, що прийняла рішення, про яке ми шкодуємо.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.Это настоящее чувство отчуждения от части себя, ответственной за принятие решения, о котором мы сожалеем.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.זו ההרגשה הזו של נתק מהחלק בנו שעשה את ההחלטה עליה אנו מתחרטים.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.إنه شعور حقيقي بالإغتراب عن جزء من شخصيتنا التي قامت بإتخاذ ذلك القرار الذى نندم عليه.
Bu, pişmanlık duyduğumuz bir kararımızdan doğan tam bir yabancılaşma duygusu.自分の中の何者かを、切り離すような感覚です。 それが何者なのか分かりません。
Çok bilgeydi, çünkü yapacağım şeyi biliyordu ama kendi kararımı kendim vermiş gibi hissettim.Ein sehr weiser Mann: