Tartışma karşılıklı saygıya dayalıdır.Discussion is based upon mutual respect.
Yöneticilerle karşılıklı oturduk.We sat face to face with executives.
Biz hedefe ulaşmak için karşılıklı yardımın gerekli olduğu sonucuna vardık.We concluded that mutual aid was essential for attaining the goal.
Bu planı gerçekleştirmek karşılıklı olarak yararımıza olacaktır.It will be to our mutual benefit to carry out the plan.
Bu sorun, karşılıklı yanlış anlamadan ortaya çıktı.This problem arose from the mutual misunderstanding.
Biz karşılıklı ödünlerle sorunu çözdük.We solved the problem by mutual concessions.
Karşılıklı çıkarlar bulursanız, birbirinizle anlaşırsınız.Find mutual interests, and you will get along with each other.
Biz birbirimizle karşılıklı yemeğe oturduk.We sat down to dinner in opposition to each other.
Karşılıklı anlayış, barışı sağlar.Mutual understanding makes for peace.
Onun onu sevdiğini herkes bilir ve karşılıklı olarak.Everybody knows that he likes her and vice versa.
Onlar karşılıklı ilgi alanları konusunda sizinle konuşmak istiyorlar.They want to talk to you about areas of mutual interest.
Dostluk karşılıklı anlayışla oluşur.Friendship consists of mutual understanding.
Bir tür karşılıklı anlayış olmalı.There must be some sort of give-and-take.
Tom yerleri Mary ile karşılıklı değiştirebilmeyi diliyor.Tom wishes he could swap places with Mary.
Karşılıksız aşkı sevmiyorum; aşkımızın karşılıklı olmasını istiyorum.I don't like unrequited love; I want our love to be mutual.
Bir arkadaşlığı sürdürmek için, karşılıklı sevgi olması gerekir.To maintain a friendship, there must be mutual affection.
Bir arkadaşlığı sürdürmek için, karşılıklı sevgi olmalı.To maintain a friendship, there must be mutual affection.
Duygu karşılıklıdır.The feeling is mutual.
Bu karşılıklı anlaşmaya dayalıydı.It was consensual.
Tom'la Mary sahilde oturup karşılıklı konuştular.Tom and Mary sat on the beach and talked to each other.
Bizim karşılıklı sorunumuza bir çözüm bulmak için birlikte çalışmamız gerekmektedir.We need to work together to find a solution to our mutual problem.
Tom Mary'yi seviyor ama duygu karşılıklı değil.Tom loves Mary, but the feeling is not mutual.
Onu seviyorum, ama duygu karşılıklı değil.I love her, but the feeling is not mutual.
Onlar karşılıklı anlaşmayla boşandılar.They divorced by mutual agreement.
Norveççe, İsveççe ve Danimarkaca karşılıklı olarak yüksek derecede anlaşılabilirdir.Norwegian, Swedish and Danish are mutually intelligible to a high degree.
Onun hisleri karşılıklı değildi.Her feelings were not reciprocated.
Evlilik karşılıklı olarak ve son derece eğitici olmalı.Marriage should be mutually and infinitely educational.
Dostluk karşılıklı güven gerektirir.Friendship requires mutual trust.
Tom ve Mary karşılıklı oturdular.Tom and Mary sat across from each other.
Karşılıklı adımlar atmak gerekmektedir.Mutual steps have to be taken.
Bizim karşılıklı arkadaşlarımız var.We have mutual friends.
Duygu karşılıklıydı.The feeling was mutual.
Bu karşılıklı bir karardı.It was a mutual decision.
Hata yapma, duygu karşılıklıdır.Make no mistake, the feeling is mutual.
Karşılıklı farklılıklarımızla kendimizi zenginleştirelim.Let us enrich ourselves with our mutual differences.
Duygu muhtemelen karşılıklı.The feeling is probably mutual.
Cazibe karşılıklıydı.The attraction was mutual.
Hayranlık karşılıklı.The admiration is mutual.
Bence bu karşılıklı olark yararlı.I think it's mutually beneficial.
Sözleşme karşılıklı olarak feshedildi.The contract has been mutually terminated.
Go karşılıklı mücadele ve alan hakimiyetine dayalı bir oyundur.Go is a game of dispute and conquest of territory.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Do not surrender to the evildoers!
Bu, karşılıklı bir aşk oldu."It was a mutual love."
Mektupların Lehmann ile karşılıklı gönderilmesi birçok cevaplanmamış soruyla 24 Nisan’da sona erer.The exchange of letters with Lehmann ended on April 24, with many questions unanswered.
1967'de kurulan bu girişimin amacı, üyeler arasında işbirliği ve karşılıklı yardımı geliştirmektir.Founded in 1967, its aim is to foster cooperation and mutual assistance among members.
Ormancılık ve tarım arasındaki bağlar karşılıklı yarar sağlamıştır.The ties between forestry and farming were mutually beneficial.
Politikaları, adil, şeffaf ve karşılıklı ticareti arttırmayı amaçlıyor.His policies has been aimed at enhancing fair, transparent and reciprocal trade.
Bu karşılıklı etkileşimler sadece çok zayıf olabilir.These interactions can only be very weak.
Karşılıklı olarak yapılan işlemlerin kayıtları açık olarak tutulmakta ve doğrulanmaktadır.There is no book about them that is both revealing and accurate.
Geceleri birbirlerine yaslanarak uyur ve karşılıklı postlarını temizlerler.The night before she meets Clay at the Surrounds, and they sleep together.
Oberneuland ile sözleşme, 4 Şubat 2011'de karşılıklı anlaşma ile sonlandırıldı.The contract with Oberneuland was terminated in mutual agreement on 4 February 2011.
5 Nisan'da karşılıklı ateşkes anlaşması yapıldı.On 5 April, a mutual ceasefire agreement was reached.
Araç, Rover ile Honda ortaklığıyla karşılıklı olarak geliştirildi.The car was mutually developed during Rover's collaboration with Honda.
Yue lehçeleri, diğer Çin dilleri ile karşılıklı olarak anlaşılmaz.Yue varieties are not mutually intelligible with other varieties of Chinese.
Guangksi'de konuşulan Yue lehçeleri, Kantonca ile karşılıklı olarak anlaşılabilir.The Yue dialects spoken in Guangxi province are mutually intelligible with Cantonese.
Karşılıklı görüşmeler satın alma davranışlarını yönlendiren nedenleri bulmaya yardımcı olur.Interviews help uncover motives guiding the buying behaviors.
Bölgesel güç olmak karşılıklı olarak diğer güç kategorilerinin dışında kalmak anlamına gelmez.Being a regional power is not mutually exclusive with any of the other categories of power.
Bu hisleri karşılıklıdır.The feeling is mutual.
Karşılıklı olarak konuştular, konuştular!They have been talking past one another.
Genetik ve biyolojik çeşitlilik arasındaki karşılıklı bağımlılık hassastır.The interdependence between genetic and species diversity is delicate.