Kanada, Avrupa Birliği ile bir ticaret anlaşması imzaladı.Canada has signed a trade agreement with the European Union.
Tom'un patronu Kanadalı.Tom's boss is Canadian.
Kanapeyi taşımam yardım eder misin?Can you help me move the sofa?
Kanada demokrasi için bir modeldir.Canada is a model for democracy.
Tom bir Kanadalı değil.Tom isn't a Canadian.
Kan basıncın kışın yükselebilir.Your blood pressure may go up in the winter.
Tom'un bir Kanadalı olduğunu biliyordum.I knew Tom was a Canadian.
Umarız orada hiç kan dökülmez.We hope there won't be any bloodshed.
Tom gastrik kanserden öldü.Tom died of gastric cancer.
Tom'un ayakkabıları üzerinde kan vardı.Tom had blood on his shoes.
Senin Kantoncanı anlıyorum.I understand your Cantonese.
Kandırılmış hissetmiyorum.I don't feel cheated.
Tom'un gömleğinde kan vardıThere was blood on Tom's shirt.
Tom ceketini kancaya astı.Tom hung his coat on a hook.
Bir sürü Kanadalı tanıyorum.I know lots of Canadians.
Tom'un yastığı üzerinde kan vardı.There was blood on Tom's pillow.
Tom Kanadalı ve ben de Kanadalıyım.Tom is Canadian, and so am I.
Tom görünüşe göre bir Kanadalı.Tom is apparently a Canadian.
Onun yanındaki kanepeye oturdum.I sat down on the couch next to him.
Kanada'nın en soğuk yeri Nunavut'taki araştırma üssü Eureka'dır.The coldest place in Canada is the research base Eureka, in Nunavut.
Daha fazla kan dökmek istemedim.I didn't expect more bloodshed.
Tom, Avustralya'da yaşayan bir Kanadalı.Tom is a Canadian who lives in Australia.
Bu kanun anayasaya aykırı bir şekilde yazıldı.This law was written in an unconstitutional way.
Tom sadece kıt kanaat geçinmeye çalışıyor.Tom is just trying to make ends meets.
Kanepede uyuyabilirim.I can sleep on the sofa.
Tom kan görünce bayıldı.Tom fainted at the sight of blood.
Tom'un e-postasıyla kandırılmayın!Don't be fooled by Tom's e-mail!
Bu kanun bizi temel haklarımızdan yoksun bırakacaktır.This law will rob us of our basic rights.
Tekrar kandırılma.Don't be fooled again.
Bir daha kandırılma.Don't be fooled again.
O 1955 dolaylarında kaniş etek giyiyordu.She was wearing a poodle skirt circa 1955.
Onunla ilgili herhangi bir kanıt görmedik.We haven't seen any evidence of that.
İhtiyacımız olan kanıtların hepsine sahibiz.We have all of the proof we need.
İhtiyaç duyduğumuz kanıtların tümüne sahibiz.We have all of the proof we need.
Tom üç yıldır kanserle savaşıyor.Tom has been battling cancer for three years.
Tom'un tedavisi kan nakli gerektirebilir.Tom's treatment may require transfusions.
Herhangi bir fiziksel kanıt var mıydı?Was there any physical evidence?
Tom'un suçlu olduğu henüz kanıtlanmadı.Tom hasn't been proven guilty yet.
Tom insanın kanını donduran bir çığlık duydu.Tom heard a bloodcurdling scream.
Kanadalı değilim. Japonum.I'm not Canadian. I'm Japanese.
Onunla ilgili hiçbir kanıtımız yok.I don't have any proof of that.
Tom kanla kaplı bulundu.Tom was found covered in blood.
Tom kanepede kıvrılmıştı.Tom curled up on the davenport.
Ben onlara kanunsuzlar demedim.I didn't call them vigilantes.
Bugün kan bağışçılarına ihtiyaç duyulmaktadır.Blood donors are needed today.
Tom kemik kanserinden acı çekti.Tom suffered from bone cancer.
Kanun böyle buyurur.That's what the law dictates.
Tom kanserin neye benzediğini bilir.Tom knows what cancer is like.
Tom'un suçluluğu kanıtlanmadı.Tom hasn't been proven guilty.
Tom'un kanıtlayacak hiçbir şeyi kalmadı.Tom has nothing left to prove.
Kanolar yerel olarak kiralanabilir.Canoes can be rented locally.
Belgelenmiş bir kanıt yok.There's no documented proof.
Tom yine Mary tarafından kandırıldı.Tom was fooled again by Mary.
Kan testi negatifti.The blood test was negative.
Böyle bir kanunun farkında değilim.I'm not aware of such a law.
Kanıt kurtarıldı.Evidence has been recovered.
Kanıtlar yok edildi.Evidence has been destroyed.
Bu çok zor kanıtlandı.This proved very difficult.
Kanla kaplıydılar.They were covered in blood.
Kanun her zaman doğru değildir.The law isn't always right.