Bir avukatın işi müvekkilinin suçsuz olduğunu kanıtlamaktadır.An attorney's job is proving that his client is innocent.
İnsanlar uçmak için amaçlansalardı kanatları olurdu.If humans were meant to fly, they would have wings.
Bütün uçakların kanatları vardır.All planes have wings.
Bütün kuşların kanatları vardır.All birds have wings.
Eğer kanser insanlığın bir düşmanıysa, kanser ıstakozun bir arkadaşıdır.If cancer is an enemy of humanity, a cancer is a friend of lobsters.
Kan kırmızıdır.Blood is red.
Senin kanın kırmızı.Your blood is red.
Kandırılmak istemiyorum.I don’t want to be taken in.
Kanada'dan Andre de Grasse 100 metre yarışında bronz madalya kazandı.Canada's Andre de Grasse won the bronze medal in the 100m race.
Ne yazık ki, şüphem için kanıtım yok.Unfortunately, I have no proof for my suspicion.
Kanepede bir elma oturuyordu.An apple was sitting on the couch.
Dünyaya senin çok aptal bir uzman olduğunu kanıtlayacağım.I will prove to the world that you are a very stupid expert.
Kanıt gün gibi ortada.The evidence speaks for itself.
Boston'da kaç tane Kanadalının yaşadığını merak ediyorum.I wonder how many Canadians live in Boston.
Arkadaşlarımdan üçü Kanadalılarla evlendi.Three of my friends have gotten married to Canadians.
Tom'un yüzünde kan vardı.There was blood on Tom's face.
Kanadalılara yanlış mesaj gönderiyor olduğumuzu düşünüyorum.I think we are sending the wrong message to Canadians.
Gömleğimin üzerindeki kan erkek kardeşimin.The blood on my shirt is my brother's.
O diyabetik, bu yüzden onun kan şekeri zaten bozuktu.She's diabetic, so her blood sugar was already out of whack.
Bizim Büyük Kanyon'a bir geziye gitmemiz gerekiyordu.We were supposed to go on a road trip to the grand canyon.
Zemin üzerinde kan lekeleri vardı.There were blood stains on the floor.
Bir insanı öyle kandırmak haksızlık.It's wrong to trick people like that.
Sizin masum görünüşünüz beni kandırmaz.Your innocent look doesn't fool me.
Sizin masum davranışınız beni kandırmaz.Your innocent act doesn't fool me.
Tom geceyi kanepede geçirdi.Tom spent the night on the couch.
Kanguru faresi Nevada çölünde yaşar.The kangaroo mouse lives in the Nevada desert.
Tom kanserle savaşını kaybetti.Tom lost his fight with cancer.
Mary mendilinin içine kan öksürdü.Mary coughed blood into her handkerchief.
Tom mendilinin içine kan öksürdü.Tom coughed blood into his handkerchief.
Mary kanapede Tom'a doğru yaklaştı.Mary moved closer to Tom on the sofa.
Kanıtın hepsi ikinci derecede.The evidence is all circumstantial.
Kanıta bak.Look at the evidence.
Lanet çapkın! Gerçekten beni kandıracağını düşündün mü?Damn rascal! Did you really think you were going to trick me?
Kanıt nerede?Where is the evidence?
Bunu kanıtlayamazsın.You can't prove it.
Kan lekesi çıkarılamaz.The blood stain can't be removed.
Kansas'taki en yüksek nokta nedir?What is the highest point in Kansas ?
Seni hatalı olduğumu kanıtlamaya çağırıyorum.I defy you to prove I'm wrong.
Hasta akciğer kanserinden öldü.The patient died from lung cancer.
Tom'un akciğer kanseri var.Tom has lung cancer.
Bir Kanadalıdan Fransızca öğrendim.I learned French from a Canadian.
Kantonca, Yue grubunun prestij lehçesidir.Cantonese is the prestige dialect of the Yue group.
Tom kanalın öbür tarafına yüzdü.Tom swam across the Channel.
Tom bizi kandırmaya çalıştı.Tom tried to trick us.
Tom bir kanun kaçağı.Tom is an outlaw.
Ben o gece yalnızdım, sizi kandırmak için sesler çıkarıyordum, hepsi bu kadar!I was alone that night, making noises to trick you, that's all!
Tom, Avustralya'daki bir restoranda kanguru yedi.Tom ate kangaroo at a restaurant in Australia.
Çocukları kandırmanın kolay olduğunu düşünüyor musun?Do you think it is easy to deceive children?
Sence çocukları kandırmak kolay mıdır?Do you think it is easy to deceive children?
Tom'un Kanadalı bir eşi var.Tom has a Canadian wife.
Onlar bizi kandırmadı.They didn't fool us.
Tom da bir kanserden kurtuldu.Tom is also a cancer survivor.
Beni sevdiğini kanıtla.Prove that you love me.
Biz hiç kanunu çiğnemedik.We've never broken the law.
Kanalı değiştir!Change the channel!
Tom yerde kan fark etti.Tom noticed blood on the floor.
Onun şimdiye kadar söylediği her şey kanıt olarak düşünülmeli.Everything he said so far should be treated as evidence.
Tom Kanadalı bir kızla evlendi.Tom married a Canadian girl.
Tom onu kanıtlayabileceğini düşünüyor.Tom thinks he can prove it.
Biz onu kanıtlayamadık.We haven't been able to prove it.