Yarın kanıtımızı alacağız.Tomorrow we'll get our proof.
O, onların torun oğlu doğmadan önce kanserin kocasını öldüreceğinden korkuyordu.She feared cancer would kill her husband before their great-grandson was born.
Sadece heyecan olsun diye masum kanı döktü.He shed innocent blood just for kicks.
Büyük annem kanaviçe işi yapmayı sever.My grandmother likes doing cross-stitch.
Tütün dumanı ve akciğer kanseri arasındaki bağlantının farkında mısınız?Are you aware of the link between tobacco smoke and lung cancer?
Onlar kanepede birbirlerine sarılıyordu.They were cuddling on the couch.
On beş gün onu kanıtlamaya çalıştım.For fifteen days I strove to prove that.
Rahip kanın birazını alacak.The priest will take some of the blood.
Mavi kan olduğumu zaten biliyordum.I already knew I am a blue blood.
Uyuyacak bir yerim yok. Kanepenizde sabahlayabilir miyim?I have nowhere to sleep. Can I crash on your sofa?
Kanepede bitki gibi boş boş yatmayı kes.Stop vegetating on the couch.
Yavaş yavaş kanji öğreniyorum.Little by little, I am learning kanji.
Kanada'da her şey süt ve bal değildir.All is not milk and honey in Canada.
Önce kendini kanıtlamalısın.You must first prove yourself.
Onun işinin olduğuna dair kanıtı var.He has proof that he's employed.
O kanatlı bir atın üzerinde uçuyor.He's flying on a winged horse.
Aslında domuzların kanatları yokken neden menüde domuz kanatları var?Why are there pork wings on the menu when pigs don't actually have any wings?
Ben de Kanadalıyım.I'm Canadian, too.
Japon dilinin üç farklı alfabesi var: hiragana, katakana ve kanji.The Japanese language has three different alphabets: hiragana, katakana and kanji.
On beş bin göçmen Kanal Tüneli'ne saldırdı.Fifteen hundred migrants stormed the Channel Tunnel.
O eski bir Kanada geleneğidir.That's an old Canadian custom.
Kancalı kurt bir kurttur, ince bağırsağa yapışan bir insan paraziti.Hookworm is a worm, a parasite of man, that sticks to the small intestine.
Lütfen kanalı değiştir; o müziğe tahammül edilemez.Change the channel, please; that music is unbearable.
Gömlekten kan lekelerini nasıl çıkarabilirim?How can I remove the spots of blood from the shirt?
Kanunu bilmemek mazeret teşkil etmez.Ignorance of the law is not accepted as a defence.
Mary meme kanserinden öldü.Mary died of breast cancer.
Tütün dumanı kansere neden olur.Tobacco smoke causes cancer.
Onlar onu zaten kanıtlamıştı!They have already proven it!
Onun her zaman elleri ve ayaklarında kan dolaşım ile ilgili problemleri vardı.She has always had problems with the circulation in her hands and feet.
Endişelenmeyin. Kan yakında kesilecek.Don't worry. The blood will clot soon.
Yaradan gelen kanama için bir şey yap.Do something for the bleeding from the wound.
Karım kanepede uyuyor, ama onun horlaması uykumu rahatsız ediyor.My wife is asleep on the couch, but her snoring is disturbing my sleep.
Tanrı'nın var olduğuna dair kanıtın var mı?Do you have proof that God exists?
Tom'un bir Kanada pasaportu var.Tom has a Canadian passport.
Tom'un suçlu olduğu kanıtlandı.Tom has been convicted.
Tom'un kızının erkek arkadaşı Kanadalı.Tom's daughter's boyfriend is Canadian.
Tom'un anne ve babasının ikisi de Kanadalıdır.Tom's parents are both Canadians.
Kanıtlar tartışmasızdır.The evidence is indisputable.
Sen Kanadalısın, değil mi?You're Canadian, aren't you?
Onlardan üçü Kanadalıydı.Three of them were Canadian.
Kanıt nedir?What's the evidence?
Kan davası bitti.The feud is over.
Senin Kanadalı olduğunu varsayıyorum.I assume that you're Canadian.
Tom'un gömleğinin üzerinde kan lekeleri vardı.Tom's shirt had blood stains on it.
Kan basıncını kontrol edeyim.Let me check your blood pressure.
Tom bolca kanıyordu.Tom was bleeding profusely.
Her yerde kan var.There's blood everywhere.
Kan vardı.There was blood.
Tom sayısız kanunu çiğnedi.Tom broke numerous laws.
Tom katalogdan yeni bir kanepe sipariş etti.Tom ordered a new sofa from the catalog.
O iddiayı kanıtlayabilir misin?Can you substantiate that claim?
Tom'un o suçu işlediğine dair hiçbir kanıt yok.There is no proof that Tom committed that crime.
Kanıt bunu doğruluyor.The evidence confirms it.
Bunun doğru olduğu kanıtlandı.This was proven correct.
Onlar bizi kandırdı.They deceived us.
Ekim 2013'te Tom'a kolon kanseri teşhisi kondu.Tom was diagnosed with colon cancer in October of 2013.
Mary'ye ekim ayında meme kanseri teşhisi kondu.Mary was diagnosed with breast cancer in October.
Mary'ye 2013 yılında yumurtalık kanseri teşhisi kondu.Mary was diagnosed with ovarian cancer in 2013.
2013 yılında Tom'a böbrek kanseri teşhisi kondu.Tom was diagnosed with kidney cancer in 2013.
Tom'a mide kanseri tanısı kondu.Tom was diagnosed with gastric cancer.