Dan Kanada'da bir ada almayı planladı.Dan planned to buy an island in Canada.
Dan kolejden ayrılıp Kanada'ya taşınmayı planladı.Dan planned to drop out of college and move to Canada.
Dan, Matt'i kanlı bir biçimde dövdü.Dan beat Matt bloody.
Dan kanserli çocuklar için keman çaldı.Dan played violin for children with cancer.
Polis fiziksel kanıt göstermekte başarısız oldu.Police failed to produce physical evidence.
Dan'ın hikaye versiyonu kanıtla eşleşmedi.Dan's version of the story didn't match the evidence.
Dan'in, otomobilin içinde kanlı bir burnu vardı.Dan had a bloody nose inside the car.
Bu sana kan gibi görünüyor mu?Does that look like blood to you?
Gerçekten Tom'un seni kandırmaya çalıştığını düşünmüyorsun, değil mi?You don't really think Tom tried to cheat you, do you?
Polis Mary'nin ayakkabılarında Tom'un kanını buldu.The police found Tom's blood on Mary's shoes.
Tom neyi kanıtlamaya çalışıyor?What's Tom trying to prove?
Daha fazla neyi kanıtlamak zorundasın?What more do you have to prove?
Kanadalılardan neden bu kadar nefret ediyorsun?Why do you hate Canadians so much?
Beni kandırabileceğini nereden çıkardın?What on earth makes you think you can fool me?
Tom Mary'nin yanındaki kanepede oturuyordu.Tom was sitting on the couch next to Mary.
Bunu kanıtlamaya gerek yok.There's no need to prove it.
Buradaki tek Kanadalı olduğumdan emin misin?Are you sure I'm the only Canadian here?
Kimi kandırdığını düşünüyorsun?Who do you think you're fooling?
Yerde kan var.There's blood on the floor.
Bu zor olduğunu kanıtlayabilir.That may prove to be difficult.
Neden bana Tom'un Kanadalı olmadığını söylemedin?Why didn't you tell me Tom wasn't Canadian?
Tom'un Kanadalı olan üç arkadaşı vardır.Tom has three friends who are Canadian.
Kanaate dayalı bir karardı.It was a judgment call.
Tom ambulans gelmeden önce kan kaybından öldü.Tom bled to death before the ambulance arrived.
Gerçekten herhangi birini kandırdığını düşünüyor musun?Do you really think that you're fooling anybody?
Dan pahalı kanser tedavisi görmeye başladı.Dan began costly cancer therapy.
Kanamayı hemen durdurmak için yaranın üzerine baskı uygulayın.To stop the bleeding immediately press on the wound.
Şu kadın beni kandırdı ve paramı çaldı.That woman tricked me and stole my money.
Tom seni kandırmış olabilir ama beni kandıramayacak!Tom might have fooled you, but he won't fool me!
Tom kanser olabilir.Tom might have cancer.
Tom, Kanadalı'ymış gibi yaptı.Tom pretended to be Canadian.
Tom'un karısı Kanadalıdır.Tom's wife is Canadian.
Tom gerçekten Kanadalı değil.Tom isn't really Canadian.
Tom, Mary'nin Kanadalı olduğunu söyledi.Tom said Mary was Canadian.
Sülük onun kanını emdi.The leech sucked his blood.
Gemi Süveyş Kanalı'ndan geçti.The ship sailed through the Suez Canal.
Aşk çoğalma için insanları kandırmanın doğal bir yoludur.Love is nature's way of tricking people into reproducing.
Tom kanepede yalnız oturuyordu.Tom was sitting on the couch alone.
Mary kanepede yalnız oturuyordu.Mary was sitting on the couch alone.
Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious.
Kanadalıların giydikleri giysilerin çoğu Kanada'nın dışında yapılmaktadır.Most of the clothes that Canadians wear are made outside of Canada.
Bir kız ilk kez seks yaptığında, onun kızlık zarı parçalanır ve kanar.When a girl has sex for the first time, her hymen ruptures and bleeds.
Tom kanepeye yapayalnız oturdu.Tom sat on the couch all alone.
Tom televizyon izlerken Mary ile kanapede oturuyordu.Tom was sitting on the couch with Mary watching TV.
Neden benim kan basıncım yüksek?Why is my blood pressure high?
Belki Tom kanapeyi taşımana yardım edebilir.Maybe Tom can help you move the sofa.
Şırıngada kan vardı.There was blood in the syringe.
Meleklerin iki kanadı, Şeytan'ın bir kuyruğu vardır.Angels have two wings; the Devil has a tail.
Tek kanıt pencere üzerindeki parmak izleriydi.The only evidence was the fingerprints on the window.
Kişilik ve kan grubu arasında bir bağlantı bilimsel olarak kanıtlanmadı.A connection between personality and blood type has not been scientifically proven.
Kurbanın kendi kanı ile katilin adını yazmaya çalıştığı görünmektedir.It appears that the victim tried to write the murderer's name with his own blood.
Ben bir fırçayla nasıl kanci yazılacağını öğreniyorum.I've been learning how to write kanji with a brush.
Tom yaptığı açıklamayı destekleyecek herhangi bir kanıt elde edemedi.Tom was unable to produce any evidence to support his statement.
Bu ev, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki sınırda yer almaktadır.This house straddles the border between Canada and the United States.
Kimi kandırmaya çalışıyorsun?Who are you trying to kid?
Kanada, buz hokeyinin anavatanıdır.Canada is the motherland of ice hockey.
Bir diyabetik kanında ve idrarında çok fazla şekere sahiptir.A diabetic has too much sugar in his blood and in his urine.
Matematik profesörü, kanıtı yazı tahtasına yazdı.The math professor wrote the proof on the chalkboard.
Matematikçiler şeyleri kanıtlamayı sevmektedir.Mathematicians love to prove things.
Kendilerini kandırmak için gençlerin yeteneğini hafife aldım.I underestimated teenagers' ability to delude themselves.