kanıtlar ile cümle

kanıtlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Ancak, son kanıtlar Broca bölgesinin aynı zamanda dil anlamada da önemli bir rol oynadığını gösteriyor.Jednakże, ostatnie dowody wskazują na to, że ośrodek Broki odgrywa ważną rolę w rozumieniu języka.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Relacje, o których pan mówi, są nieprawdziwe.
Kanıtlara göre internet meme'lerinin kaynağı 4chan kullanıcılarıdır.Według doniesień prasowych, pierwszym użytkownikiem eksportowym S-400 będą Chiny.
Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.Niespodziewanie jego eksperyment wymyka się spod kontroli.
Güncel kanıtlar aynı zamanda evrenin kapalı olmadığını işaret ediyor.Teoria Wszechświata zamkniętego zakłada, że ekspansja Wszechświata nie jest nieskończona.
10. yüzyıldan kalma bir şapel olduğuna dair kanıtlar bulunmuştur.Na Dzikowcu usytuowana jest kapliczka z XVII wieku.
Bu kanıtları Aşkabat Devlet müzesinde görmek mümkündür.Można było ją podziwiać w Muzeum Narodowym.
Her ikisi de gözlemlerle ve/ya da deneysel kanıtlarla iyi desteklenmiştir.Uprowadzeni poddawani są badaniom i/lub eksperymentom medycznym.
Kanıtlar, başkalarıyla cinsel ilişkiye girmeyen heteroseksüel çiftlerin risk taşımadığını desteklemektedir.Bevisen stöder att det inte finns någon risk för heterosexuella par som inte har sex med andra personer.
Yeni kanıtlar Brunner'in 2010 civarında Şam'da bilinmeyen bir yerde gömülü olduğunu ortaya çıkardı.Enligt agenten skulle Brunner ha begravts på en okänd plats i Damaskus under 2010.
Benzer kanıtlar, Darwin'den bağımsız olarak Alfred Russel Wallace da benzer sonuçlara ulaşmıştır.Liknande tänkande och bevis ledde Alfred Russel Wallace till att utan Darwins påverkan nå samma slutsatser.
Henüz düzgün bir kanıt olmamasına rağmen numarasal benzetmeler geçerliliğine destekleyici kanıtlar sunar.Även om inga formella bevis ännu finns, stöder numeriska simuleringar dess giltighet.
En önemli kanıtlar eski Çin yazılarında bulunur.Tecknen tillhör de äldsta upphittade kinesiska skrivtecknen.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Men han ser mördaren i sina drömmar.
Bununla ilgili başka kanıtlar da bulunmuştur.Andra förklaringar har också framförts.
İddia makamı, bu amaçlar doğrultusunda Norveç'te Troçki ile gizlice görüştüğüne dair kanıtlar sundu.Agenterna lovade att hålla detta sitt avtal med Goebbels hemligt.
Bu tür kanıtlar genellikle adli tıp raporu gibi somut belgelerdir.Medeltidsbrev är vanligen dokument med juridisk giltighet.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Något noterat bevis för detta finns ändå inte ännu.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.Han har således att styrka påståendet genom sin bevisning.
Bu kanıtları Aşkabat Devlet müzesinde görmek mümkündür.Det kan vara som en del av landets vittnesskydd.
Gizmo uysal ve şirin olduğunu hemen kanıtlar.Zoritj beskrivs som stilig och temperamentsfull.
Kanıtların tamamını düzenlemek umulandan daha uzun sürdü.Att sätta ihop alla element kommer att ta längre tid än vi trodde.
Çeşitli kanıtlar bu cinayetin Çikatilo ile bağlantısı olduğunu gösteriyordu.Mycket tyder på att det rörde sig om ett självmordsförsök.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Denna hypotes är den som idag är den bäst stödda av morfologiska analyser.
Kanıtlar kalenin alt katmanları ve temellerinin Bizans kökenli olduğunu gösterir.Bevis tyder på att grunden och de lägre våningarna av borgen är av bysantinskt ursprung.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.В реальному світі докази часто складні та змішані.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Колумбова гіпотеза має найбільше наявних доказів.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.Крім того, деякі докази явно вказують на нього.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Скам'янілості є найстарішими відомими доказами наявності життя на Землі.
Fakat bu konuda mevcut arkeolojik kanıtlarla uyumlu farklı açıklamalar vardır.Про це свідчать різні археологічні знахідки.
Bu kanıtlar, domuzun evcilleştirilme sürecinin başlarında olunduğunu göstermektedir.Спосіб приготування дозволяв довготривале зберігання свинини.
Çünkü bu güne kadar ulaşılan arkeolojik kanıtlar bu yöndedir.Майже всі археологічні свідоцтва що дійшли до нас належать до цього періоду.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Там лікарі беруться дослідити її сни.
Diğer bir grupa ise bunun tam tersine dair kanıtlar verilmiştir.З іншого боку, мають місце протилежні свідчення.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Водночас, жодного доказу на підтримку цієї тези немає.
Ek olarak, hayatını kaybedenlere ait hesaplar ve mallar kaldırıldı ve kanıtlar da kaza alanından yok edildi.Втратили землю й ті, що загубили документи на право володіння нею.
Bazı kanıtlar Bering Denizi ekosisteminde halihazırda büyük değişmeler olduğunu ortaya koymaktadır.T. barrerae значно змінюють екосистему, в якій живуть.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Fosilní záznam poskytuje nejstarší známý důkaz pro život na Zemi.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Dostupné důkazy hovoří ve prospěch kolumbovské hypotézy.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Důkazy na podporu těchto souvislostí jsou však slabé.
Henüz düzgün bir kanıt olmamasına rağmen numarasal benzetmeler geçerliliğine destekleyici kanıtlar sunar.Zatím neexistují žádné formální důkazy, výsledky numerických simulací však podporují její platnost.
Bu kanıtlar, sondaki düşmenin sözcüksel olup olmadığını belirleyememektedir."Díky" tomu není možné zjistit příčinu pádu ...
1929 yılında Edwin Hubble, evrenin genişlediğine dair kanıtlar buldu.Nicméně v roce 1929 práce Edwina Hubbla a dalších ukázaly, že se náš vesmír rozpíná.
En eski kanıtlar).Nejstarší historie .
Arkeolojik kazılar sonucu bölgede 9.000 sene öncesine ait yaşam kanıtları bulunmuştur.Archeologické výzkumy prokázaly osídlení v této oblasti již před 9 000 lety.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Ipoteza columbiană este cel mai bine susținută de dovezile pe care le avem la dispoziție.
Henüz düzgün bir kanıt olmamasına rağmen numarasal benzetmeler geçerliliğine destekleyici kanıtlar sunar.Deși nu există nicio demonstrație pentru aceasta, simulările numerice aduc dovezi în sprijinul său.
Bulunan en eski kanıtlar M.Ö. 2650 yılına aittir.Cele mai vechi atestări datează din 650 î.
Ekinezyanın (kirpi otu)faydası hakkındaki kanıtlar tutarsızlık göstermektedir.Evidențe privind utilitatea echinaceei sunt lipsite de consistență.
Çevresel nedenler ile ilgili kanıtlar bilimsel olarak bulunmasa da detaylı araştırmalar yapılmaktadır.Chiar și teorii legate de extratereștri au fost propuse, fără dovezi clare...
Kanıtların tamamını düzenlemek umulandan daha uzun sürdü.Să mă ocup singură de emisiune a fost mai mult decât puteam duce.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Unul susținea că-i doctor în filosofie.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.A kolumbuszi hipotézist a rendelkezésre álló bizonyítékok támasztják alá leginkább.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Fosszilis leletek őrzik az élet keletkezésének legrégebbi bizonyítékait.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.A valós életben tapasztalt szituációkban a bizonyíték gyakran komplex és kevert.
Bununla ilgili başka kanıtlar da bulunmuştur.Erről más beszámolók is megjelentek.
Hayvan çalışmaları da nörotoksik etkileri kanıtlar ayrıca spermde mutasyonlar olduğunu da gösterir.Állatkísérletek neurotoxikus hatást és a sperma mutációját is kimutatták.
Ekinezyanın (kirpi otu)faydası hakkındaki kanıtlar tutarsızlık göstermektedir.A kasvirág (echinacea) hatékonyságáról eltérőek a tapasztalatok.
1960'tan bu yana bu tür kanıtların bulunmasına yönelik çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.1960 óta tesznek különböző kísérleteket ilyen bizonyítékok keresésére.
İnsanların M.Ö. 7000 yıllarında burada yaşadığına dair kanıtlar elde edilmiştir.A területen mintegy 7000 éve élnek emberek.
İlgili Sayfalar