kanıtlar ile cümle
kanıtlar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
En önemli kanıtlar eski Çin yazılarında bulunur.Il rotolo disteso si originò dai documenti degli antichi testi cinesi.
Kanıtları incelerken beynimizi devre dışı bırakmayalım.Non dobbiamo lasciare imprigionare il nostro pensiero.
Kanıtlar ortaya koyulduktan sonra her iki tarafın avukatları olayı kendi açılarından değerlendirir.Seguendo gli indizi l'avvocato riesce a salvare entrambi.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.В реальном мире доказательства часто сложные и смешанные.
Üstelik her birine karşı gerçekten bazı kanıtlar bulunmaktadır.На это у каждой из них есть веские причины.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.Кроме того, некоторые улики явно указывают на него.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Окаменелости являются старейшими известными доказательствами наличия жизни на Земле.
Ancak bu iddiayı da destekleyen kanıtlar bulunmamaktadır.Однако это утверждение до сих пор не подкреплено соответствующими доказательствами.
Diğer bir grupa ise bunun tam tersine dair kanıtlar verilmiştir.В обратную сторону доказательство очевидно.
En önemli kanıtlar eski Çin yazılarında bulunur.Проблема доказательства в древнейшей китайской литературе // ИМ.
Çevresel nedenler ile ilgili kanıtlar bilimsel olarak bulunmasa da detaylı araştırmalar yapılmaktadır.По объективным причинам научная деятельность не ведётся.
Hastalığın genetik olarak geçişiyle ilgili de güçlü kanıtlar vardır.На течение болезни существенное влияние оказывают генетические факторы.
Bu kanıtlar, domuzun evcilleştirilme sürecinin başlarında olunduğunu göstermektedir.Празднование совпало с окончанием периода убоя свиней.
Yani bilgelikteki cehalet durumunu kanıtlar.Безынициативность ведомых в аварийной обстановке.
Bu durum, Kervwe Okoro'nun hatalı olduğunu kanıtlar.Это означает, что утверждение Сорокина неверно.
Eğer taraflar kanıtlar üzerinde anlaşıyorsa, kanıtların geçerliği tartışılmaz.Так как каждая из сторон приводит свою статистику, трудно судить о реальном положении вещей.
Bir diğer seferde, Lisa, Bart'ın bir hamsterden daha aptal olduğunu başarıyla kanıtlar.وذات مرة أخرى أثبتت ليسا بنجاح أن بارت أكثر حمقاً من همستر.
Buna rağmen, popülasyon ve türler düzeyinde birlikte evrime dair kanıtlar bulunmaktadır.إلا أنَّ هناك أدلة على التطور المشترك على مستوى التجمعات والأنواع.
Bir kuram, yeni ya da daha iyi kanıtların toplanmasıyla bilimsel kanunlara dönüşmez.ولكن النظريات لا تتحول إلى قوانين علمية لمجرد تراكم أدلة جديدة أو أدلة أفضل.
Camm, cinayetlerden üç gün sonra hatalı kanıtlar nedeniyle tutuklanmıştı.أُلقي القبض على كام بعد ثلاثة أيّام مِن وقوع الجرائم بناءً على أدِلَّة مغلوطة.
Ordulardaki bu uygulama çok nadir görüldüğü için kanıtların test edilme imkânı sınırlıdır.وامكانية اختبار النساء من أجل هذا التطبيق في الجيوش يكون محدود لما يبدو أنه نادر جداً.
Evrim hakkındaki bütün kanıtlar Uçan Spagetti Canavarı tarafından yerleştirilmiştir.كل الأدلة التي تشير إلى التطور قام وحش السباغيتي الطائر بوضعها في الأرض.
Yani bilgelikteki cehalet durumunu kanıtlar.فيحظر لذلك تنكيس العلم في الحداد.
Bu da iddiayı kanıtlar.وبذلك تثبت المبرهنة.
Fransa kupayı dört kere kazanarak doğmakta olan otomotiv endüstrisi içinde önderliğini kanıtlar.وفازت فرنسا بالكأس أربع مرات مما يدل على حسن الإدارة في صناعة السيارات.
Bu kanıtların birçoğu erkeklerin kadınlara göre fiziksel olarak daha üstün olmalarını içerir.ومعظم هذه الأدلة تتضمن أن الرجال يكونوا ذو لياقة جسدية عالية مقارنة بالنساء.
Yerel olarak yaygın olsa da sayılarının azaldığına dair kanıtlar bulunmaktadır.على الرغم من وجود دلائل على انخفاض اعداده.
Bir erken dönem İslam sosyolojisinin varlığına dair çeşitli kanıtlar vardır.كوثيقة حيّة تشهد بالوجود الإسلامي منذ وقت مبكر .
Kanıtlar, başkalarıyla cinsel ilişkiye girmeyen heteroseksüel çiftlerin risk taşımadığını desteklemektedir.الدليل يؤكد عدم وجود أي خطر للممارسة الجنسية مغايرة الجنس بين الأزواج الذين لا يمارسون الجنس مع آخرين.
1982 Satoha ve ark. sıçanların ülserinde enfeksiyon etkeni ile ilgili kanıtlar buldular.1982 ساتوها وآخرون يكتشفون أدلَّة تُفيد بِوُجُود سبب مُعدٍ للقرحة في الجُرذان.
Bu kanıtlar eski modellerin yaptığı çok tahmini çürütmüşlerdir.هذه الأدلة تناقض العديد من الافتراضات والتوقعات في النماذج السابقة.
Tolcapone - sistematik bir çalışmada sözlü ve episodik hafızayı güçlendirdiğine dair kanıtlar bulunmuştur.تولكابون -أشارت مراجعة منهجية أنه يحسن الذاكرة العرضية اللفظية والذاكرة العرضية الرمزية.
Çeşitli kanıtlarla desteklenmiş doğanın bazı yönlerini kapsamlı bir şekilde açıklar.حيث يُقصد بالكلمة أي تفسير شامل لظاهرة معينة من ظواهر الطبيعة وتؤيدها مجموعة كبيرة من الأدلة.
Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.يجب أن يأتي هذا التبرير من دليل تجريبي على أنه يعمل.
Yeniden iskan edildiğine ilişkin kanıtlar esas olarak Geç Helenistik Dönem ve Erken Roma Dönemi ile ilgilidir.كما يضم البناء آثارًا أسفله تعود إلى الحقبة الهلنستيّة المُتأخرة أو الرومانيّة المُبكرة.
Kişisel sofuluğa ait kanıtlara Yeni Krallık Döneminden önce pek rastlanmaz.Evidência de piedade pessoal é escassa antes do Reino Novo.
Kawashima beyine kalıcı zarar veren endirekt kanıtlar buldu.Kawashima não encontrou nenhuma evidência direta de dano cerebral permanente.
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.Esta suposição muitas vezes é usada por tornar as provas mais curtas e fáceis.
Güncel kanıtlar aynı zamanda evrenin kapalı olmadığını işaret ediyor.Outras medidas sugerem também que o universo não é fechado.
Bazı kanıtlar türevi ve hatta analitik fonksiyonları kullanmaktadır.Algumas funções também empregam derivabilidade ou mesmo funções analíticas.
Kromozom 2, insan ve diğer maymunların ortak kökenli olması lehine çok güçlü kanıtlar sunmaktadır.O cromossomo 2 é, assim, forte evidência da origem comum de humanos e outros primatas.
Bu kanıtlara rağmen patlamanın kesin tarihini belirlemek zordur.Apesar desta evidência, a data exata da erupção tem sido difícil de determinar.
Benzer kanıtlar, Darwin'den bağımsız olarak Alfred Russel Wallace da benzer sonuçlara ulaşmıştır.As mesmas premissas levaram a que Alfred Russel Wallace chegasse à mesma conclusão.
1960'tan bu yana bu tür kanıtların bulunmasına yönelik çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.Vários esforços para encontrar tais evidências foram feitos desde 1960.
Özellikle incirin bu bölgede 11.400 yıl önce evcilleştirildiğini gösteren kanıtlar vardır.Existem registos mencionando este arroz datando de há cerca de 1100 anos, nesta região.
Arkeolojik kanıtlar, ilk insanların Papau Yeni Gine’ye yaklasik 47.000 yıl önce ulastıklarını göstermektedir.Os primeiros habitantes do arquipélago terão chegado por mar, desde a actual Papua-Nova Guiné, há 33000 anos.
Yine de teorem bu durumun doğru olduğu bir sayı sistemi olduğunu kanıtlar.Prova é o processo de mostrar que um teorema está correto.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Assim, realizou o sonho de se tornar médico.
Moesia Inferior ve Küçük İskitya'dan kurşun mühürler, quaestura exercitus varlığını destekleyen kanıtlardır.Selos de chumbo da Mésia Secunda e da Cítia Menor comprovam a existência do Questorado do exército.
Mağaralar aynı zamanda erken dans kanıtları da sunmaktadır.De grotten leveren ook een vroeg bewijs van de dans.
Bu kanıtlar, domuzun evcilleştirilme sürecinin başlarında olunduğunu göstermektedir.Dit is het begin van de actie Varkens in nood.
Kanıtları daha kolay ve kısa tutmak için bu varsayım genellikle yapılır.Dit is meestal een indicatie dat de voorslag snel en kort gespeeld moet worden.
Bir erken dönem İslam sosyolojisinin varlığına dair çeşitli kanıtlar vardır.Er bestaan aanwijzingen van vroege islamitische sociologie uit de 14e eeuw.
Yani bilgelikteki cehalet durumunu kanıtlar.Bewijs Via een bewijs uit het ongerijmde.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Bewijzen hiervoor ontbreken echter vooralsnog.
Jüri üyeleri kanıtları değerlendirir ve olayla ilgili karara varırılar.De rechter bepaalt mee het voorwerp van de rechtszaak en staat mee in voor de bewijsvoering.
Bir diğer seferde, Lisa, Bart'ın bir hamsterden daha aptal olduğunu başarıyla kanıtlar.Later in de aflevering bezat Bart een bruine hamster.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.W rzeczywistym świecie dowody są często skomplikowane i wieloaspektowe.
Arnavutluk mimarisi Arnavutların tarihi, kültürü ve kimliğinin en önemli kanıtlarından biridir.Architektura Albanii jest jednym z najważniejszych świadectw historii Albańczyków, ich kultury i tożsamości.
İddia makamı, bu amaçlar doğrultusunda Norveç'te Troçki ile gizlice görüştüğüne dair kanıtlar sundu.W czasie procesu Piatakow zeznał, że spotkał się w Norwegii z Trockim.
İlgili Sayfalar