kanıtla ile cümle

kanıtla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Існують багато різних методів доказу неможливості чого-небудь.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Колумбова гіпотеза має найбільше наявних доказів.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.Крім того, деякі докази явно вказують на нього.
Ancak hiçbir suçlama kanıtlanamadı.Проте звинувачення не було доведено.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Скам'янілості є найстарішими відомими доказами наявності життя на Землі.
Hidrojen-4'ün varlığı yayılan protonların belirlenmesiyle kanıtlanır.Присутність водню-4 визначили, виявивши випускання надлишкових протонів.
Yao kendi adıyla anılan ilkeyi kanıtlamak için minimax teoremini kullanmıştır.Яо використав мінімаксну теорему, щоб довести те, що зараз відомо як принцип Яо.
Fakat bu konuda mevcut arkeolojik kanıtlarla uyumlu farklı açıklamalar vardır.Про це свідчать різні археологічні знахідки.
Bu yüzden ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu tam olarak kanıtlanmamıştır.Досі невідомо точно — це самогубство або вбивство.
Ancak, bunu kanıtlayabilecek hiçbir mantıki fizik senaryosu ortaya konulamamıştır.Пояснити раціонально такі явища ніхто не міг.
1944'te Gerard Kuiper Titan üzerinde metan ve amonyak saptayarak atmosferin varlığını kanıtladı.1944 року Джерард Койпер відкрив густу атмосферу на Титані.
Bu da inekliği ve şıpsevdiliğini kanıtlamaktadır.Весь його вигляд говорить про жадібність і підступність.
1871'deki Fransa zaferi, Prusya'nın birleşik Alman devletinde baskın rol üstleneceğini kanıtladı.Перемога над Францією в 1871 року затвердуло Пруссії в ролі домінуючого гравця в об'єднаній німецькій державі.
Bu kanıtlar, domuzun evcilleştirilme sürecinin başlarında olunduğunu göstermektedir.Спосіб приготування дозволяв довготривале зберігання свинини.
Filmlerin adları bile bunu kanıtlamaktadır.Також називається WWE Films.
Bununla beraber genç sağlıklı çocuklarda da görüldüğü çeşitli çalışmalarda kanıtlanmıştır.Також аналізи взяли у всіх здорових дітей.
Ancak henüz varlığı resmen kanıtlanmış değildir.Хоча прямих доказів їхнього існування немає.
Çünkü bu güne kadar ulaşılan arkeolojik kanıtlar bu yöndedir.Майже всі археологічні свідоцтва що дійшли до нас належать до цього періоду.
Bunun arkasından Macbeth, sahte bir öfkeyle, daha masumluklarını kanıtlayamamış uşakları öldürür.У фальшивому гніві Макбет вбиває прислугу, не даючи їй можливості виправдатися.
Yapılan DNA testi sonucunda da Tea'nın kendi çocuğu olmadığını kanıtlanır.Тест ДНК, однак, встановив, що Стів є батьком дитини.
Bununla birlikte, şarkı Portekiz'de popüler olduğu kanıtlandı.Її музика також популярна в Португалії.
Adil, suçsuzluğunu kanıtlayamaz ve hapse mahkûm olur.Довести свою невинність таксисту не вдається, і він потрапляє до в'язниці.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Там лікарі беруться дослідити її сни.
Diğer bir grupa ise bunun tam tersine dair kanıtlar verilmiştir.З іншого боку, мають місце протилежні свідчення.
Eleştirmenler görünen deneysel başarıların aslında yöntemsel kusurlardan oluşabileceğini kanıtlamışlardır.Критики стверджують, що методологічні недоліки можна пояснити очевидністю експериментальних успіхів.
İnsanlığını kanıtlamaya çalışır.Відстоював ідеї гуманізму.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Водночас, жодного доказу на підтримку цієї тези немає.
Bakhtiyar kendini hızlı bir şekilde kanıtlayabildi.Парашурамі довелося думати швидко.
Ömrü boyunca kendi süresi için güvenilirliğini ve üretkenliğini kanıtladı.Протягом багатьох років бореться за чистоту та точність своєї термінології.
Rakip fileleri ise 14 kez havalandırarak bir üst seviyeye çıkabileceğini kanıtladı.Нарешті, водень в 14 разів легший за повітря.
Bu seçenek popüler olduğunu kanıtlamadı.Проект був непопулярним.
Ek olarak, hayatını kaybedenlere ait hesaplar ve mallar kaldırıldı ve kanıtlar da kaza alanından yok edildi.Втратили землю й ті, що загубили документи на право володіння нею.
Şimdi bunun aksini kanıtlayalım.Доведемо це від протилежного.
Aktif kömür uygulamasının etkinliği kanıtlanmamıştır.Промислового використання азотовмісні сполуки нафти не отримали.
Ama bu görüş te kanıtlanamamıştır.Але ця думка не має жодних підтверджень.
Bazı kanıtlar Bering Denizi ekosisteminde halihazırda büyük değişmeler olduğunu ortaya koymaktadır.T. barrerae значно змінюють екосистему, в якій живуть.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Fosilní záznam poskytuje nejstarší známý důkaz pro život na Zemi.
Son günlerdeki kozmik özgeçmiş radyasyonunun ölçümleri bu senaryo için ilk kanıtla sonuçlandı.Nedávná měření kosmického záření vedly k prvnímu důkazu tohoto scénáře.
1768'de Lazzaro Spallanzani mikropların havadan geldiklerini ve kaynatılarak öldürülebileceklerini kanıtladı.V roce 1768 Lazzaro Spallanzani ukázal, že ve vzduchu jsou přítomny mikroorganismy, které lze zabít vařením.
1886'da, seyreltik çözeltilerle gazlar arasındaki benzerliği kanıtladı.V roce 1886 dokázal podobnost mezi chováním zředěných roztoků a plynů.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Dostupné důkazy hovoří ve prospěch kolumbovské hypotézy.
Böylece, Bob'un sahte sözleşmeye imza koyduğu "kanıtlanmış" olur.Tento podpis poté prokazuje, že Bob podepsal falešný kontrakt.
Bu bilgiler aslında bitkilerin ağırlığının sadece topraktan değil havadan da geldiğini kanıtlamış oldu.Tím ukázal, že část rostlinné hmoty pochází nejen z půdy, ale také ze vzduchu.
Ancak hiçbir suçlama kanıtlanamadı.Obvinění se však neprokázala.
HCV enfeksiyonu karaciğer anomalileri olduğu kanıtlanmış kişilerin tedavi araması gerekir.Lidé s abnormální funkcí jater v důsledku prokázané infekce HCV by měli podstoupit léčbu.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Důkazy na podporu těchto souvislostí jsou však slabé.
"Çok güzel, ama bunu kanıtlayacak mı?"A věřím, že je nádherná, když se ji naučíte správně."
Henüz düzgün bir kanıt olmamasına rağmen numarasal benzetmeler geçerliliğine destekleyici kanıtlar sunar.Zatím neexistují žádné formální důkazy, výsledky numerických simulací však podporují její platnost.
Böylece bu yöntem Dijital imzalama tarafından kimlik kanıtlama için kullanılamaz.Proto se nedá využívat pro autentizaci elektronickým podpisem.
Yapılan araştırmalar da bu görüşü kanıtlamıştır.Také ostatní zkoušky mě o tom přesvědčily.
Biletleri satma gücünü kanıtlamış oldu.Vyjadřuje kupní sílu mezd.
Arkeolojik bulgular insanlar Taş Devri beri burada yaşayan insanlar olduğunu kanıtlamıştır.Jsou zde archeologické nálezy dokazující, že lidé zde žili již v pravěku od doby kamenné.
Pi'nin irrasyonel bir sayı olduğunu kanıtlamıştır.Proslul především svým matematickým důkazem, že číslo π je iracionální.
Bu kanıtlar, sondaki düşmenin sözcüksel olup olmadığını belirleyememektedir."Díky" tomu není možné zjistit příčinu pádu ...
WTP – kanıtlamak istiyorum.NKC - Úplné zobrazení záznamu.
Gerçekte Sovyet sistemi esnek ve şaşırtıcı biçimde uyum sağlayabilir olduğunu kanıtladı.Sovětský systém se však ve válce projevil jako velmi pružný a překvapivě přizpůsobivý.
1929 yılında Edwin Hubble, evrenin genişlediğine dair kanıtlar buldu.Nicméně v roce 1929 práce Edwina Hubbla a dalších ukázaly, že se náš vesmír rozpíná.
Bunu da geometri kullanarak kanıtlamaya çalışmaktadır.Geometrický důkaz je takový důkaz, který využívá metod geometrie.
Orff'un Nazi partisi ile ilişkisi öne sürülse de, kesin olarak kanıtlanamamıştır.Kdy se Stangl stal členem nacistické strany, není přesně jisté.
Michelson-Morley deneyleri ışık hızının değişkenliğini kanıtlamak üzere kurulmuştur.Michelsonův-Morleyův experiment je slavný pokus, který chtěl změřit vliv éteru na rychlost světla.
İlgili Sayfalar