kanıtla ile cümle

kanıtla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Kanıtlara göre internet meme'lerinin kaynağı 4chan kullanıcılarıdır.Według doniesień prasowych, pierwszym użytkownikiem eksportowym S-400 będą Chiny.
Kanıt 2: Kanıt 1'in biraz daha değiştirilmiş haliyle teorem yine kanıtlanabilir.Krok 2: Wykaż, że zmienna 1 w sposób istotny statystycznie przewiduje zmienną 3.
Çabukça göründüğünden daha fazlası olduğunu kanıtladı.Szybko okazuje się, że jest ich więcej.
Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.Niespodziewanie jego eksperyment wymyka się spod kontroli.
Tevsik: Doğruluğu kanıtlama.Tusk: Prawda przeciw przemocy.
Güncel kanıtlar aynı zamanda evrenin kapalı olmadığını işaret ediyor.Teoria Wszechświata zamkniętego zakłada, że ekspansja Wszechświata nie jest nieskończona.
10. yüzyıldan kalma bir şapel olduğuna dair kanıtlar bulunmuştur.Na Dzikowcu usytuowana jest kapliczka z XVII wieku.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.W tej grze wręcz wskazane jest stosowanie oszustw!
Bu kanıtları Aşkabat Devlet müzesinde görmek mümkündür.Można było ją podziwiać w Muzeum Narodowym.
Her ikisi de gözlemlerle ve/ya da deneysel kanıtlarla iyi desteklenmiştir.Uprowadzeni poddawani są badaniom i/lub eksperymentom medycznym.
Microsoft tarafından belirlenmiş konulardan sınavlara girmek suretiyle sertifikaya yeterlilik kanıtlanmalıdır.Przed przystąpieniem do egzaminu certyfikacyjnego Microsoft, należy się przygotować.
Bu, sıradan bir donma olayıyla kanıtlanabilir.Można ją było obserwować przez zwykłą lornetkę.
Michelson-Morley deneyleri ışık hızının değişkenliğini kanıtlamak üzere kurulmuştur.Zatem eksperyment Michelsona-Morleya testuje jedynie prędkość światła w zależności od orientacji urządzenia.
Yapılan araştırmalar sonucu cilt hastalıklarına faydalı etkisi olduğu kanıtlanmıştır.Rezultat przeprowadzonej próby potwierdził skuteczność szczepionki.
TNFα inaktivasyonunun otoimmun hastalıklardaki downregülasyonu inhibe ettiği kanıtlanmıştır .Działanie opiera się na obniżeniu poziomu czynnika TNF-α w organizmie.
Bu yanıtlar da doğrudur, yine de hiçbiri öğrencinin test edilen akademik alandaki yeterliliğini kanıtlamaz.Pomimo prawdziwości, tożsamości tej nie można udowodnić używając jedenastu szkolnych aksjomatów.
Bunu nasıl kanıtlayabilirim?Jak mogę to udowodnić?
Frisch bunu deneysel olarak 13 Ocak 1939'da kanıtladı.Frisch bekräftade detta experimentellt den 13 januari 1939.
Pi'nin irrasyonel bir sayı olduğunu kanıtlamıştır.Därav är pi ett exempel på ett irrationellt tal.
Kanıtlar, başkalarıyla cinsel ilişkiye girmeyen heteroseksüel çiftlerin risk taşımadığını desteklemektedir.Bevisen stöder att det inte finns någon risk för heterosexuella par som inte har sex med andra personer.
1906’da, bilim insanları, insanların Aedes sivrisineklerinden hastalık kaptıklarını kanıtladılar.År 1906 visade forskare att människor blev infekterade genom stickmyggorna Aedes.
Yeni kanıtlar Brunner'in 2010 civarında Şam'da bilinmeyen bir yerde gömülü olduğunu ortaya çıkardı.Enligt agenten skulle Brunner ha begravts på en okänd plats i Damaskus under 2010.
Benzer kanıtlar, Darwin'den bağımsız olarak Alfred Russel Wallace da benzer sonuçlara ulaşmıştır.Liknande tänkande och bevis ledde Alfred Russel Wallace till att utan Darwins påverkan nå samma slutsatser.
Henüz düzgün bir kanıt olmamasına rağmen numarasal benzetmeler geçerliliğine destekleyici kanıtlar sunar.Även om inga formella bevis ännu finns, stöder numeriska simuleringar dess giltighet.
Fakat bu henüz kanıtlanmamıştır.Detta har dock inte bevisats ännu.
İkinci romanı City Boy, 1948'de ilk yayınlandığında ticari bir hayal kırıklığı yaşadığını kanıtladı.Hans tredje roman, City Boy, blev en kommersiell besvikelse då den gavs ut 1948.
Son günlerdeki kozmik özgeçmiş radyasyonunun ölçümleri bu senaryo için ilk kanıtla sonuçlandı.Nya mätningar av den kosmiska bakgrundsstrålningen har resulterat i det första beviset för detta scenario.
Takip eden yıllar, onun ne kadar yetenekli olduğunu kanıtladı.Många år senare beskrev han hur storslaget han då upplevt målningen.
Gandi brahmaçaryayı Tanrı'ya yakınlaşma ve kendini kanıtlama yolunda ana temel olarak görmüştür.Gandhi såg brahmacharya som ett sätt att bli nära Gud och som en primär grund för självförverkligande.
Gereklilik 1837'de Pierre Wantzel tarafından kanıtlandı.Problemet bevisades vara olösbart i det allmänna fallet av Pierre Wantzel år 1837.
"Çok güzel, ama bunu kanıtlayacak mı?"Det skall vara vackert, även om det är krokigt.”
En önemli kanıtlar eski Çin yazılarında bulunur.Tecknen tillhör de äldsta upphittade kinesiska skrivtecknen.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Flera saker uppdagas som visar att saker och ting inte är som de verkar.
Varsayım 1844'te basıldı ve 2002'de matematikçi Preda Mihăilescu tarafından kanıtlandı.Han formulerade Catalans förmodan år 1844, som först blev visad av Preda Mihăilescu år 2002.
Bu birçokkez kanıtlamıştır.Det skulle visa sig vara tillräckligt.
Fakat, bu parçacıkların varlığı henüz kanıtlanmadı.Det verkar dock numera som om dessa partiklar faktiskt inte existerar.
Bu durum onun avantajlı olduğunu kanıtladı.Vi vet att han fick dessa förmåner.
WTP – kanıtlamak istiyorum.IAAF - Athlete Profile. sådan.
Ancak hiçbir suçlama kanıtlanamadı.Anklagelsen kunde inte bevisas.
Böylece Doktor rüyada olduklarını kanıtlar.Men han ser mördaren i sina drömmar.
İnsanlığını kanıtlamaya çalışır.Den felmätta människan.
Bununla ilgili başka kanıtlar da bulunmuştur.Andra förklaringar har också framförts.
İddia makamı, bu amaçlar doğrultusunda Norveç'te Troçki ile gizlice görüştüğüne dair kanıtlar sundu.Agenterna lovade att hålla detta sitt avtal med Goebbels hemligt.
Bir diğer tarihçi Necdet Sakaoğlu'na göre Kırım Hanı Mengli Giray'ın kızı olduğu iddiaları kanıtlanamamıştır.En vän berättade att Morrison aldrig hade hört talas om någon kvinna vid namn Gigi Lee.
Bu tür kanıtlar genellikle adli tıp raporu gibi somut belgelerdir.Medeltidsbrev är vanligen dokument med juridisk giltighet.
Delil bir şeyi kanıtlamaya yönelik ipuçlarıdır.Ett bevisled är ett led i en bevisföring.
Animasyon daha kabul edilebilir olduğunu kanıtladı ve üretime devam etti.Kiseljärn ansågs fortfarande vara säljbart och produktionen fortsatte.
Filmlerin adları bile bunu kanıtlamaktadır.Först i filmerna fick de namn.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Något noterat bevis för detta finns ändå inte ännu.
Bu kişi iddiasını kanıtlarla sunmakla yükümlüdür.Han har således att styrka påståendet genom sin bevisning.
Bu kanıtları Aşkabat Devlet müzesinde görmek mümkündür.Det kan vara som en del av landets vittnesskydd.
Gizmo uysal ve şirin olduğunu hemen kanıtlar.Zoritj beskrivs som stilig och temperamentsfull.
Kanıtların tamamını düzenlemek umulandan daha uzun sürdü.Att sätta ihop alla element kommer att ta längre tid än vi trodde.
Çeşitli kanıtlar bu cinayetin Çikatilo ile bağlantısı olduğunu gösteriyordu.Mycket tyder på att det rörde sig om ett självmordsförsök.
Bernoulli bu basıncın, birim hacimdeki gazın ortalama üçte iki kinetik enerjisi olduğunu kanıtladı.Han bevisade att trycket är två tredjedelar av gasens genomsnittliga rörelseenergi.
Michelson-Morley deneyleri ışık hızının değişkenliğini kanıtlamak üzere kurulmuştur.Michelson–Morleys experiment visar att ljushastigheten är oberoende av förflyttning.
Ancak yeteneğini önemli ölçüde kanıtlamış olması gereklidir.Det dröjde inte länge innan dess duglighet sattes på ett avgörande prov.
Kolomb hipotezi en iyi mevcut kanıtlar ile desteklenmektedir.Denna hypotes är den som idag är den bäst stödda av morfologiska analyser.
Kanıtlar kalenin alt katmanları ve temellerinin Bizans kökenli olduğunu gösterir.Bevis tyder på att grunden och de lägre våningarna av borgen är av bysantinskt ursprung.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.В реальному світі докази часто складні та змішані.
İlgili Sayfalar