kanıtla ile cümle
kanıtla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
"Çok güzel, ama bunu kanıtlayacak mı?"Zo lekker, 't zou verboden moeten worden!".
Bu, şu şekilde kanıtlanabilir.Dit kan als volgt worden aangetoond.
WTP – kanıtlamak istiyorum.MGC stond voor: Ets.
Yapılan DNA testi sonucunda da Tea'nın kendi çocuğu olmadığını kanıtlanır.Jelle ontdekt door een stiekeme DNA-test dat Tom niet haar biologische zoon is.
Bir erken dönem İslam sosyolojisinin varlığına dair çeşitli kanıtlar vardır.Er bestaan aanwijzingen van vroege islamitische sociologie uit de 14e eeuw.
Bu iddiayı tarihsel örneklerle kanıtlamaya çalışmıştır.Zij staafde deze bewering met overtuigend bewijsmateriaal.
Ancak yukarıda sayılan yöntemlerin hiçbiri ne kesin olarak kanıtlanmış ne de reddedilmiştir.Geen van de hierboven of elders beschreven inzetstrategieën zijn bewezen effectief.
Yani bilgelikteki cehalet durumunu kanıtlar.Bewijs Via een bewijs uit het ongerijmde.
Gereklilik 1837'de Pierre Wantzel tarafından kanıtlandı.De noodzakelijke voorwaarde is bepaald door Pierre Wantzel in 1836.
Bu sonuç ile İstanbul'daki ikinciliğinin tesadüf olmadığını kanıtlamıştır.Erg verwonderlijk is deze tweedeling in Finland niet.
Ortaya atılan görüşler genellikle kanıtlanır.De ooropeningen zijn meestal duidelijk zichtbaar.
Bu zamana kadar, bu etkisinin varlığı henüz kanıtlanamamıştır.Op dat moment was zijn testament nog steeds niet gevonden.
Aslında bu pek kanıtlanmamış olup hâlâ tartışılmaktadır.Deze theorie is zeer omstreden en niet bewezen.
Bu yüzden ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu tam olarak kanıtlanmamıştır.Het is nooit duidelijk geworden of dit moord of zelfmoord was.
Filmlerin adları bile bunu kanıtlamaktadır.Dit zijn de namen van de schrijvers van de film.
Delil bir şeyi kanıtlamaya yönelik ipuçlarıdır.Iemand die betrokken is bij de zaak lijkt aanwijzingen te geven.
2002'deki DNA testleriyle bunun doğru olabileceği kanıtlanmıştır.Uit DNA-testen bleek hun gelijk.
Bulaşıcı olduğu kanıtlanamamıştır.Het is niet besmettelijk.
Yapılan araştırmalar da bu görüşü kanıtlamıştır.Nader onderzoek lijkt deze stelling te bevestigen.
Bu kayıt, Atatürk'ün sesinin daha gür ve tok olduğunu kanıtlamıştır.Wat hetzelfde is gebleven is de indringende en direct herkenbare stem van Toyah.
Ancak bunu destekleyen kanıtlar şimdilik yoktur.Bewijzen hiervoor ontbreken echter vooralsnog.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.Het kaartspel zorgde er op deze manier voor dat het moreel werd opgekrikt.
Rusya, kuvvetli bir devlet olduğunu kanıtladı.Hij was voorstander van een sterke federale overheid.
Şimdi bunun aksini kanıtlayalım.We zullen dat nu aantonen.
Adil, suçsuzluğunu kanıtlayamaz ve hapse mahkûm olur.Hij is onschuldig, maar kan dit niet bewijzen en vliegt de cel in.
Genç olduğu kadar onu kazanabileceğini kanıtladı.Ook vertelt hij zijn jonge zelf van zijn jeugd te genieten zolang dat nog kan.
Bununla birlikte, şarkı Portekiz'de popüler olduğu kanıtlandı.De reeks is dan ook redelijk populair in Australië.
Ama daha sonra adadakiler için ne kadar yararlı olduğunu kanıtlamıştır.Hoe gezond bewees hij vervolgens op de atletiekbanen.
Bu daha sonra Raistlin'in Fizban ile tanışmasıyla kanıtlanır.Later biecht zij op dat zij ritalin heeft gehad.
Bu öngörülerin pek çoğu deneyler tarafından kanıtlandı fakat bazıları hala araştırılıyor.Talrijke onderzoeken hebben deze hypothesen getoetst en sommige hebben geleid tot belangrijke ontdekkingen.
İlki sadece 10 yaşayan hücreye (minimum olduğu kanıtlanan) sahiptir.Er wordt beweerd dat het slechts tien fonemen kent (een minder dan het Rotokas).
1940 yılında Philip Abelson ile birlikte Neptünyum elementini izole etmeyi başarıp keşifini kanıtlamıştır.In 1940 maakte hij samen met Philip Abelson de ontdekking bekend van het eerste element zwaarder dan uranium.
Jüri üyeleri kanıtları değerlendirir ve olayla ilgili karara varırılar.De rechter bepaalt mee het voorwerp van de rechtszaak en staat mee in voor de bewijsvoering.
İnsanlığını kanıtlamaya çalışır.Hij hoopt daarmee de mensheid te redden.
Bir diğer seferde, Lisa, Bart'ın bir hamsterden daha aptal olduğunu başarıyla kanıtlar.Later in de aflevering bezat Bart een bruine hamster.
Bu, özellikle ülkenin tamamında bulunan eski nehirlerin kalıntıları tarafından kanıtlanmaktadır.Świadczą o tym zwłaszcza pozostałości starożytnych rzek znalezionych w całym kraju.
Gerçek dünyada kanıtlar sıklıkla karmaşık ve çok yönlüdür.W rzeczywistym świecie dowody są często skomplikowane i wieloaspektowe.
Arnavutluk mimarisi Arnavutların tarihi, kültürü ve kimliğinin en önemli kanıtlarından biridir.Architektura Albanii jest jednym z najważniejszych świadectw historii Albańczyków, ich kultury i tożsamości.
Bu görüşün doğruluğu 1970'lerin başından beri kanıtlanmıştır.Stwierdzenie to zachowuje prawdziwość od czasu wczesnych lat 70.
Gereklilik 1837'de Pierre Wantzel tarafından kanıtlandı.W roku 1837 wykazał to Pierre Wantzel.
1976 yılında Wolfgang Haken ve Kenneth Appel dört renk teorisini kanıtlamak için bir bilgisayar kullandı.Wolfgang Haken i Kenneth Appel wykorzystali komputer do udowodnienia twierdzenia o czterech barwach w 1976.
Hidrojen-4'ün varlığı yayılan protonların belirlenmesiyle kanıtlanır.Obecność wodoru-4 została stwierdzona przez wykrycie emitowanych protonów.
"Çok güzel, ama bunu kanıtlayacak mı?"To będzie trudne do udowodnienia”.
Bunu da geometri kullanarak kanıtlamaya çalışmaktadır.Pojęcie to jest wykorzystywane także w geometrii.
WTP – kanıtlamak istiyorum.Veep - Testimony (ang.).
Bazı doğruluğu kanıtlanmamış kısa filmler ve fotoğraflar dışında çok az görüntüsü mevcuttur.Istnieje też niewiele dowodów fotograficznych, są to z reguły niesprawdzone krótkie filmy i zdjęcia.
İddia makamı, bu amaçlar doğrultusunda Norveç'te Troçki ile gizlice görüştüğüne dair kanıtlar sundu.W czasie procesu Piatakow zeznał, że spotkał się w Norwegii z Trockim.
Ancak, son kanıtlar Broca bölgesinin aynı zamanda dil anlamada da önemli bir rol oynadığını gösteriyor.Jednakże, ostatnie dowody wskazują na to, że ośrodek Broki odgrywa ważną rolę w rozumieniu języka.
1904 yılına kadar kanıtlanmış bir çözüm getirilemedi.Do 1904 brakowało rozsądnego rozwiązania tego problemu.
Anna, yalnızca entelektüel seviyede değil ama günlük konularda da yetkin olduğunu kanıtlamıştır.Andie nie tylko wyczuła jej obecność, ale też znalazła pamiętnik.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Relacje, o których pan mówi, są nieprawdziwe.
Rusya, kuvvetli bir devlet olduğunu kanıtladı.Można kwestionować, czy Rosja jest jeszcze wielkim mocarstwem.
Hofföamm bunu mahkemede kanıtlama olanağına sahip değildi.Zeznania ludności służebnej nie mogły służyć za dowód w sądzie przeciwko rycerstwu.
Ancak 2. savın kanıtlanabilirliği tartışmaya açıktır.Jednakże, można uzasadnić, że wybranie 2 będzie lepsze.
Ancak bu kesin olarak kanıtlanamamıştır.Nie można tego jednak z całą pewnością udowodnić.
Bu, şu şekilde kanıtlanabilir.W ten sposób może to wykryć.
İnkâr edememe, size daha sonra o işleme kimlerin katıldığını kanıtlama imkânı verir.Później dodał do tego Kto jest zdolny to przyjąć?
Ama bu görüş te kanıtlanamamıştır.Pogląd taki nie wydaje się uzasadniony.
Fakat Risch algoritması kullanılarak bu kanıtlanmıştır.W implementacji algorytmu przyjęto, że tak jest.
Fakat bu henüz kanıtlanmamıştır.Jak na razie nie zostało to potwierdzone.
İlgili Sayfalar