kanıtla ile cümle

kanıtla kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Çabukça göründüğünden daha fazlası olduğunu kanıtladı.Она быстро демонстрирует, что она — нечто большее, чем кажется.
Bu seviyenin altında, diş macunlarının çürüke karşı mücadelede etkinliği kanıtlanmamıştır.Ниже этого уровня эффективность зубных паст в борьбе с кариесом не доказана.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Есть несколько причин, почему это практически невозможно.
1921'de Neill, düşüncelerini kanıtlamak amacıyla Summerhill Okulu'nu kurdu.В 1921 году Нилл основал школу Саммерхилл для практической демонстрации своих образовательных теорий.
Her ne kadar ilerlemeler kaydedildiyse de özel müdahelelerin etkinliğini kanıtlayan veriler sınırlıdır.Хотя был достигнут прогресс, данные, подтверждающие эффективность определённых вмешательств, ограничены.
Film, 1989 yılının Japonya'da en çok hasılat elde eden filmi olarak finansal bir başarı olduğunu kanıtladı.Фильм был признан наиболее популярным и финансово успешным в Японии в 1989 году.
Sosyal beceriler eğitiminin popülerliğinin yanı sıra etkinliği kesin olarak kanıtlanmamıştır.Несмотря на популярность тренинга социальных навыков, его эффективность строго не доказана.
Ancak hiçbir suçlama kanıtlanamadı.Но ни одно из этих обвинений не было доказано.
Taştan aletler, bundan yaklaşık 1.8 milyon yıl önce Fransa'da ilkel insanın bulunduğunu kanıtlamaktadır.Каменные орудия труда указывают на пребывание древних людей на территории Франции уже 1,8 миллиона лет назад.
Üstelik tüm kanıtlar kendisini göstermektedir.Кроме того, некоторые улики явно указывают на него.
Fosiller Dünya’daki yaşamın bilinen en eski kanıtlarını sağlarlar.Окаменелости являются старейшими известными доказательствами наличия жизни на Земле.
Ancak bu iddiayı da destekleyen kanıtlar bulunmamaktadır.Однако это утверждение до сих пор не подкреплено соответствующими доказательствами.
1984'teki senatörlük seçimlerinde 1984 oyların %84'ünü alarak bunu kanıtlamıştır.За год после релиза 84 % немцев знали об этой игре.
Diğer bir grupa ise bunun tam tersine dair kanıtlar verilmiştir.В обратную сторону доказательство очевидно.
Salınımların varlığı nihayet 1998 yılındaki Süper-Kamiokande deneyinde kanıtlandı.Окончательно наличие атмосферы было подтверждено в 1988 году интенсивными наблюдениями нового покрытия.
En önemli kanıtlar eski Çin yazılarında bulunur.Проблема доказательства в древнейшей китайской литературе // ИМ.
Adil, suçsuzluğunu kanıtlayamaz ve hapse mahkûm olur.Доказать свою невиновность таксисту не удалось, и он угодил в тюрьму.
Hakkında doping yaptığına dair söylentiler çıkmış fakat hiçbir zaman kanıtlanamamıştır.Поползли слухи об отравлении, которые так и не были ничем подтверждены.
Fakat bu henüz kanıtlanmamıştır.Однако это ещё не доказано.
Bunu da geometri kullanarak kanıtlamaya çalışmaktadır.Существует также доказательство этого факта с использованием только геометрических методов.
BTH modunun ufuk ötesi gemileri belirlemede yararlı olduğu kanıtlandı.Теперь полностью доказана пригодность силы пара для приведения в движение кораблей.
Bu birçok göreceli enerji ve momentum deneylerinde kanıtlanmıştır. .Это экспериментально установлено во многих тестах релятивистской энергии и импульса.
Böylelikle, f(z) = a0 olur ve teorem kanıtlanmış olur.Если же F обнаружил, то теорема доказана.
Yapılan araştırmalar da bu görüşü kanıtlamıştır.Современные исследования подтвердили эту точку зрения.
Bu yöntem özellikle çift bağların varlığını kanıtlamada kullanılır.Вопрос в том, как установить существование этих двух мезонов.
Çevresel nedenler ile ilgili kanıtlar bilimsel olarak bulunmasa da detaylı araştırmalar yapılmaktadır.По объективным причинам научная деятельность не ведётся.
Fakat bu iddia henüz kanıtlanmış değildir.Однако это утверждение так и не было доказано.
Hastalığın genetik olarak geçişiyle ilgili de güçlü kanıtlar vardır.На течение болезни существенное влияние оказывают генетические факторы.
Böylece, Bob'un sahte sözleşmeye imza koyduğu "kanıtlanmış" olur.Таким образом, вероятно, это он «сдал» Боба.
Şimdi bunun aksini kanıtlayalım.Этот признак докажем так.
Bu yüzden ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu tam olarak kanıtlanmamıştır.Так и не было окончательно установлено, была ли его смерть убийством или самоубийством.
Kanıtlanmış bir toksisitesi yoktur.Не оказывает токсического действия.
Barney ise bunun aksini kanıtlamaya kalkışır.Сам Борн попытается найти ответы.
Mahir artık bundan sonra babasının suçsuz olduğunu kanıtlamak için uğraşacaktır.Очень скоро капитану предоставляется возможность доказать свою невиновность.
Bu kanıtlar, domuzun evcilleştirilme sürecinin başlarında olunduğunu göstermektedir.Празднование совпало с окончанием периода убоя свиней.
1976 yılında Wolfgang Haken ve Kenneth Appel dört renk teorisini kanıtlamak için bir bilgisayar kullandı.Вольфганг Хакен и Кеннет Апель с помощью компьютера решили проблему четырёх красок (1976).
Ancak yukarıda sayılan yöntemlerin hiçbiri ne kesin olarak kanıtlanmış ne de reddedilmiştir.Ни одна из этих гипотез не опровергнута и не доказана.
Bu sanatçının yaşamış olduğunu kanıtlayan tek belge yapıtlarıdır.Это единственный источник сведений о художнике.
Gebelerde kullanım güvenliği kanıtlanmadığından önerilmez.Навоз применять не рекомендуется.
Yani bilgelikteki cehalet durumunu kanıtlar.Безынициативность ведомых в аварийной обстановке.
Yapılan DNA testi sonucunda da Tea'nın kendi çocuğu olmadığını kanıtlanır.Анализ ДНК показал, что Джордан не является отцом ребёнка.
Ama bu görüş te kanıtlanamamıştır.Однако, это мнение не бесспорно.
Ancak bu kesin olarak kanıtlanamamıştır.Но с определенностью это не было показано.
Böylece dolaylı da olsa kütleçekim dalgalarının varlığı ilk defa kanıtlanmış oldu.Точно неизвестно, когда впервые появились бумажные рукописи.
Örnek 3: Hayaletlerin olmadığı kanıtlanamadığına göre, hayaletler vardır.Например: Привидения существуют, поскольку никто ещё не доказал, что их нет.
Böylece deniz memelilerinde ilk kez "maddi kültür" kanıtlanmıştır.Там, по её собственным воспоминаниям, она «впервые почувствовала вкус демократии».
Bu durum, Kervwe Okoro'nun hatalı olduğunu kanıtlar.Это означает, что утверждение Сорокина неверно.
Eğer taraflar kanıtlar üzerinde anlaşıyorsa, kanıtların geçerliği tartışılmaz.Так как каждая из сторон приводит свою статистику, трудно судить о реальном положении вещей.
"Çok güzel, ama bunu kanıtlayacak mı?"Это смело, но если вдуматься, как это хорошо».
1927 yılında Heisenberg bu varsayımların doğru olmadığını kanıtlamıştır.في عام 1927 أثبت هايزنبيرغ عدم صحة هذه الفرضيات.
Bu, özellikle ülkenin tamamında bulunan eski nehirlerin kalıntıları tarafından kanıtlanmaktadır.يتضح ذلك بشكل خاص من خلال آثار الأنهار القديمة التي يعثر عليها في جميع أنحاء البلاد.
Bir diğer seferde, Lisa, Bart'ın bir hamsterden daha aptal olduğunu başarıyla kanıtlar.وذات مرة أخرى أثبتت ليسا بنجاح أن بارت أكثر حمقاً من همستر.
Haiti pasaportu almak için, bir Haiti vatandaşı olmak ve bunun kanıtlanması gerekir.للحصول على جواز سفر هايتي، يجب على المتقدم أن يكون مواطن هايتي ويقدم ما يثبت ذلك.
Buna rağmen, popülasyon ve türler düzeyinde birlikte evrime dair kanıtlar bulunmaktadır.إلا أنَّ هناك أدلة على التطور المشترك على مستوى التجمعات والأنواع.
Bir kuram, yeni ya da daha iyi kanıtların toplanmasıyla bilimsel kanunlara dönüşmez.ولكن النظريات لا تتحول إلى قوانين علمية لمجرد تراكم أدلة جديدة أو أدلة أفضل.
Sadece Einstein'ın teorisi deney ve gözlemlerle tutarlı olduğunu kanıtladı.أثبتت نظرية أينشتاين فقط لتكون متوافقة مع التجارب والملاحظات.
Camm, cinayetlerden üç gün sonra hatalı kanıtlar nedeniyle tutuklanmıştı.أُلقي القبض على كام بعد ثلاثة أيّام مِن وقوع الجرائم بناءً على أدِلَّة مغلوطة.
Rejim kısa ömürlü oldu ve İngiliz askeri desteği olmadan sürdürülemez olduğu kanıtlandı.كانت حياة هذه الحكومة قصيرة و أثبتت عدم إستمراريتها بدون مساعدة من طرف الجيش البريطاني.
Kısa süreli yangın koruma gereksinimi için savaş esnasında önce kanıtlandı.فقد تجلت الحاجة من الوقاية من الحرائق لمدة قصيرة في وقت مبكر خلال تلك الحرب.
Her ne kadar ilerlemeler kaydedildiyse de özel müdahelelerin etkinliğini kanıtlayan veriler sınırlıdır.وعلى الرغم من التقدم الذي تم إحرازه، فإن البيانات التي تثبت فاعلية تلك التدخلات الخاصة لا تزال محدودة.
İlgili Sayfalar