Kamera ekibine yardımcı olur.It helps with the team.
Öznel kamera ile aslında biz de eve doğru gideriz.Model-era Kyary walks onward, with the camera following.
Önden bakan kamera 1.2 megapiksel çözünürlüğe sahip ve 720p'de videolara izin veriyor.The front-facing camera has a resolution of 1.2 megapixels, allowing for videos at 720p.
- Cep telefonu. Kameralı.With camera!
Bu, benim kamera lensim.That's my camera lens.
Tavandaki kameralar ve bir dizüstü bilgisayar kapalı küresel konumlama sistemi olarak iş görüyor.Cameras on the ceiling and a laptop serve as an indoor global positioning system.
Bu robot bir kamera, lazer mesafe ölçer tarayıcı ile donatılmıştır.So this robot is actually equipped with a camera, and a laser rangefinder, laser scanner.
Elinde kamera telefona bakarak giden bu adam benim.This is me with a camcorder on a phone going like this.
Kameraya doğru tutuver.Hold it up for our camera there.
Bu görüntüler, jiro-sabitleyici kamera kullanılarak helikopterden çekildi.That was filmed from a helicopter using a gyro-stabilized camera.
Ýndirmeyi durdurmaktansa, içeriye güvenlik kamerasý yerleţtirdiler.They didn't stop the downloads. Instead, they installed a surveillance camera.
Ve sen, bırak şu kamerayı!And you, put down the camera!
Sonra kamerayı çalıştırıp ışıkları kapatıyorsunuz.So you turn on the camera, turn out the lights.
Böylece bir süre önce, bir kamera sistemi ile ilgili bir fikir belirdi aklımda.And so, sometime ago, I got this idea for a camera system.
Biz de gelişmiş bir kamera yaptık, bir nevi elektronik denizanası yapmak istedik.Made an intensified camera, wanted to make this electronic jellyfish.
Burada tuzlu su gölünün hemen dibindeyiz kameraya doğru yüzen bir balık görüyorsunuz.We're at the edge of the Brine Pool, there's a fish that's swimming towards the camera.
1991 yılıydı. İsmim Steve Miller, TV kameramanıyım.My name's Steve Miller, I'm a TV cameraman.
İyiydi. Artık merdiven boşluğuna kamera sallamayın.No more throwing cameras around stairwells.
Bunu yaptığımda, onu bıraktım ve o sudayken hemen kameraya koştum.Which I did, and then I let go of him, and went to walk back to the camera -- in he went. Shit.
Kamerayı hallediyor, sesi de halledebilir.He can do camera, he must be able to do sound.
- Bana kamerayı ver, dostum.Just give us the camera, mate. He's... he's gone.
Şimdi, kamera ışığım vardı ve en fazla iki, üç saat dayanacağını biliyordum.Now, I had my camera light and I knew I had about two, maybe three hours tops worth of light.
Kamerayı ver, bakayım.Give me the camera. Let me see.
Kamerayı bana ver.Give me the camera.
İşte. Kameraya çekmemi ister misin?Here, you want your piece to camera?
Bunun için kameraya ne diyeceksin?What's your piece to camera for this one, huh?
Kameramı çıkardım, defterimi çıkardım, bir sandalye çektim ve bu davranışı gözlemlemeye başladım.I took my camera, I took my notebook, took a chair, and started to observe this behavior.
Gerçek şu ki, aile politikası olarak kameraların karşısına çıkmıyorum.I don't like this run in with the cameras, especially if it's about my personal life.
Galiba bana sarıldığında kameralar çekmiş.There are videos of you hugging me.
Tabii ki müzenin içinde bir kameradan bakmalarıLook at the girl. Of course they have to look through a bloody camera in a museum.
Güvenlik kamerasý kasetleri VHS olurdu eskiden.The security cassettes used to be VHS.
MTA kameranıza el koyacak."The MTA will confiscate your camera."
Bu esnada oturuken kameramın bu insanlardan daha iyi muamele gördüğünü düşündüm.I thought, my camera is getting far better treatment than these people.
(muhabir- kamera kapalı) Neden?(Interviewer - off Camera) And why?
Özgürlük peşine düştük ama güvenlik kameralarıyla örülmüş bir dünyada yaşıyoruz.We've pursued freedom, but we now live in a world that is more monitored by CC TV cameras.
Kızlardan birinin kamerada babasının gözlerine bakıpI'll never forget that one girl looked in her father's eyes with that camera and said,
Kameramanı öldüremeyi.We can't be killing camera men.
Önemli olan, kameramı çıkarmadan bile önceI have been walking around London
Odada dört adet gizli kamera var ve altı gizli mikrofon.[♪] The place is rigged with four hidden cameras and six concealed microphones.
Ellerinde kameraları ile her gün gelen otobüsler dolusu turiste işaret etti.And he pointed to the busloads of tourists that would show up everyday, with cameras ready usually.
Kameramana da.Get the cameraman.
-Sıçtığımın kameralarından da fena gına geldi.-I'm so fucking tired of cameras.
Hayret hiç kamera yok ortalıkta.I'm surprised there are no cameras.
Burada, bir başüstü kamerası beni konuşurken ve kağıda birşeyler çizerken kaydediyor.Here, an overhead video camera is recording me as I'm talking and drawing on a piece of paper.
Şu sağdaki, David. Ve elinde bir kamera tutuyor. Soldaki bu kameranın gördükleri.Here's David on the right, and he's holding a camera.
Kamera her zaman çalışmaktadır.The camera is always on.
Kamera aşşağıya doğru ona bakıyordu.And the camera is looking down at her.
Otobüsteki insanları kameraya almışlar ve sonradan videodakileri işlemişler.They videotaped people on a bus, and then they post-processed the video.
Elleri kameraya çok büyük geliyordu, eşininkilere de, vücuduna da.His hands no longer fit his camera, no longer fit his wife's, no longer fit his body.
Bu, babamın kamerayı yeniden eline almasından bir yıl önceydi.It was a year before my father picked up a camera again.
Zapata, kameralardan utanırdı.Zapata was camera-shy.
Bu bir kamera şakası mı?Crazy Willie put you up to this?
Eğer kamerayı yukarı koyarsak, tekrar bu rakamları düşünmeye başlarsınız.If you take the camera above, you start thinking about these numbers again.
Robert'ı altı kamera ile çektik.We shot Robert with six cameras.
Bu ürünün iki kamerası var.This product, it has two cameras.
Spyfish devrimci bir su altı kamerası.The Spyfish is a revolutionary subaquatic video camera.
Kameralı telefonlar, tabiki de, bu proje için temel olacak.Camera phones, of course, would be fundamental to the project.
18 gün boyunca kameralarımız canlı yayın yaptı, Tahrir Meydanı'ndaki insanların seslerini duyurdu.For 18 days, our cameras were broadcasting, live, the voices of the people in Tahrir Square.
Bana dedi ki, "Sizden rica ediyoruz, kameraları kapatmayın.He told me, "We appeal to you not to switch off the cameras.
Eğer bu gece kameraları kapatırsanız, kıyım olacak.If you switch off the cameras tonight, there will be a genocide.