kalmamış ile cümle

kalmamış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Köyde kuraklıktan dolayı kimse kalmamıştır.Now there are no Balouch people left in the village.
Siyaset ile artık hiçbir alakası kalmamıştı.And that has nothing to do with politics.
Aralık ayı sonunda iki tarafın da harekâtı sürdürecek gücü kalmamıştı.In late October, both sides agreed to end things once and for all.
Ancak şu anda handan eser kalmamıştır.Nothing now remains above ground.
Sıcak su kalmamıştır.There's no hot water.
Kaçacak bir yer kalmamıştı.There was nowhere left to run.
Aşağıda yer kalmamış.I don't have space below here.
Hiç camı kalmamış.No glass remains.
-elinizde başka sunucu kalmamıştı, değil mi?-you didn't have any servers left, right?
Artık hostesle konuşmama gerek kalmamıştı.I didn't have to talk to the flight attendant anymore.
Artık onların kaybedecek hiç bir şeyi kalmamıştı.Now, campesinos had nothing left to lose.
Lev, kimse kalmamış.Lev, there's no one else.
- Kimse kalmamış.There's no one else.
Yavaşça evde kitaplar dışında yer kalmamıştı.Slowly there was no place in the house for anything other than my books.
Tek bir rezervasyon kalmamış.He has no bookings left.
Artık korkuları kalmamıştı.The fear is no longer fear.
"Yaratılış" Özel Bankalar genellikle aptal kredi tarafından hiçbir şey kalmamış."Creation of money out of nothing by private banks' often foolish lending".
Kayıp, kaybetmek. Rafe'in hayatı kayıplarla doluydu. Ama artık kaybecek hiçbir şeyi kalmamıştı.He thought alcohol might dull his senses enough to entice tears.
Farkettim ki zamanımız kalmamış.And I just realized that I'm out of time.
Dehşet verici olarak, sadece yazmakla kalmamış, mahkemeye de göndermiştim.And to my horror, not only had I written it, but I had sent it to court.
Dayanacak gücüm kalmamıştı.I couldn't take it anymore.
Umarım aklınıza takılan bir şey kalmamıştır.Hopefully, that was vaguely clarifying.
Bir hafta sonra, talaş tozuna benzer hiçbir şey kalmamıştı evde.One week later, I had no sawdust piles whatsoever.
Gördüğünüz gibi sadece sarı arazi var, hiçbir şey kalmamış, sadece biraz ot.As you can see there's only yellow terrain. There's nothing left -- just a bit of grass there.
Hiçbir tarımsal faaliyet kalmamıştı.There was no agricultural productivity left.
Hiç ağaç kalmamıştı.There are no trees left.
Eşimle ilişkiye girdiğimde, dışarıya çıkacak sperm kalmamıştı; sadece kanım vardı.When I made love with my wife, I had no sperm that came out of me; I had blood.
Elde avuçta hiç birşey kalmamıştı.We drop down to nothing.
Hiç otelde kalmamıştım.I had never slept in a hotel.
Kötü niyete gerek kalmamıştı. Aynı süreç dünyadaki tüm uluslara uygulanabilir.The same process can be applied to all the sovereign nations of the world.
Ama biz biyologlar ve ekolojistler hiç bu kadar karmaşık bir sorunla uğraşmak zorunda kalmamıştık.But we biologists and ecologists had never tackled anything as complex as this.
Hiçbir uyanık insan politikacı olamaz, çünkü egolarını tatmin emek için hiç arzuları kalmamıştır.No awakened person will be a politician, because he has no desire for his ego to be fulfilled.
-Dükkandaki bütün 53'leri getir. -Hiç kalmamış, dün de söylemiştim. Kalmamış mı?- Bring all item 53s from the store - There's none left; I told you
-Hayır, uyuya kalmamışım. -Hayır.- I haven't overslept - Coffee's ready.
Bilim adamları daha önce hiç bu kadar baskı ve talep altında kalmamıştı.Never had scientists been put under such pressure and demand.
Bilim adamları hiç bu kadar baskı ve talep altında kalmamıştı.Man 2: Never had scientists been put under such pressure and demand.
Bununla da kalmamış.But not just that.
Evinizi kaybettikten sonra hiç ayakkabın kalmamıştır.Since you lost your house, you must have no shoes left.
Onun için yapılacak hiçbir şey kalmamıştı.There was nothing left to do in his case.
Jimmy, program için hiç şakamız kalmamış.Jimmy, we don't have any jokes for the show.
Durum böyle iken hiçbirşeyin anlamı kalmamış zatenDanas smo zagrizli krivu kobasicu
Eğer kalmamışsa başarısız oluruz, çözüm yoktur.If not we fail, there can be no solution.
İçinde karadelikten başka birey kalmamış olan bir evrende yaşayacağızçWe will live in a universe with nothing in it but black holes.
Ana enkazda pek yapabilecekleri bir şey yoktu. Orası bayağı -- yapılabilecek bir şey kalmamıştı.Couldn't do a lot in the main rubble pile, things were just too -- there was nothing left to do.
Pirincimiz kalmamıştı.We were out of rice.
Hiç bir tane kalmamış.There's none left.
Onun giymesine izin verdim, çünkü başka üniformamız kalmamıştı.I had her wear it because we were short in uniforms.
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.And neither stand up nor defend themselves.
Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.But he who does not give and is unconcerned,
Kritik hata: İleti gönderilmeden önce filtreler uygulanamıyor (boş alan kalmamış olabilir mi?)Critical error: Unable to execute filters before sending message (out of space?)
Ancak anlaşmadan yedi gün sonra ciddi bir çekilmeden eser kalmamıştı.Seven days after the agreement, however, there was still no sign of a serious pullout.
"Birikimlerimizi harcamaya başladık, ki daha önce hiç böyle bir durumda kalmamıştık.She adds, "We started using money from our savings, something that had never happened before.
Manastırın izleri kalmamıştır.No traces of the Monastery remain.
Günümüzde bu kampla alanlarının kalıntısı kalmamıştır. [ alıntı gerekli ]No remains of the encampment site are left.[citation needed]
Günümüzde bu fresklerden hiçbir iz kalmamıştır.There is no trace of these frescoes left.
Genişlemeye yer kalmamıştı ve yeni bir büyük fabrika planlandı. [1]There was no more room for expansion and a new larger factory was planned.[3]
1958'de Kahi Rosebaşvili tarafından incelendiğinde neredeyse bu çalgıyı çalan kimse kalmamıştı.By 1958, when it was studied by Kakhi Rosebashvili, it had largely disappeared.[2]
Castiglione'nin can damarı olan antik Prile Gölü'nden geriye pek bir şey kalmamıştır.Nothing much remains of the ancient lake Prile that used to be Castiglione's lifeblood.
1990'a gelindiğinde, orijinal Baas hareketinden geriye pek bir şey kalmamıştı.By 1990, there wasn't much left of the original Ba'ath movement.
Bu andan sonra, artık sulhten başka yapılacak bir şey kalmamıştır. ”Now, there is nothing left to do but to make peace.[20] — Mustafa Kemal

İlgili Sayfalar