kalmış ile cümle
kalmış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Akşam yemeğini nerede yediğimiz benim için dert değil. O tamamen sana kalmış.I don't care where we eat dinner. It's entirely up to you.
Yemeği nerede yediğimiz umurumda değil. Bu tamamen sana kalmış.I don't care where we eat dinner. It's entirely up to you.
Tren geç kalmış olsa bile, biz zamanında gittik.Even though the train was late, we made it in time.
Uçak kötü hava yüzünden üç saat geç kalmıştı.The plane was three hours late due to bad weather.
O koştuğu için nefes nefese kalmıştı.He was out of breath because he had been running.
Size kalmış.It's for you to decide.
Karar vermek size kalmış.It's for you to decide.
Bazı insanlar geç kalmıştı.Some people were late.
Kol saatim geri kalmış olmalı.My watch must be slow.
Her zamanki gibi, Mike, bu öğleden sonra toplantı için geç kalmıştı.As usual, Mike was late for the meeting this afternoon.
Ne yapılacağı size kalmış.What to do is up to you.
Tren geç kalmış gibi görünüyor.The train seems to be late.
Bu sabah uyuya kalmışım, bu yüzden kahvaltımı yemedim.I overslept this morning, therefore I haven't had my breakfast.
Yarım kalmış işten nefret ederim.I hate unfinished business.
Saatim beş dakika geri kalmış.My watch is five minutes slow.
Birçok kişi konsere geç kalmıştı.Many people were late for the concert.
Amerikalıların çoğu Başkan Wilson ile mutabık kalmıştı.Most Americans agreed with President Wilson.
Nerede kalmıştık?Where were we?
Trompet çalmak için harcadığın zamanın süresi sana kalmıştır.The amount of time you spend practicing the trumpet is up to you.
Tom bu sabah tekrar işe geç kalmıştı.Tom was late for work again this morning.
Tom tam olarak on iki dakika geç kalmıştı.Tom was exactly twelve minutes late.
Söylenenlere göre on Avrupalıdan biri IKEA yatakta hamile kalmıştır.Supposedly, one in ten Europeans are conceived in an IKEA bed.
Önemli olan bugün ne yaptığındır, dün geçmişte kalmıştır.The only thing that matters is what you do today, yesterday is gone.
Tom toplantıya geç kalmıştı.Tom was late for the meeting.
Tom randevusuna geç kalmıştı.Tom was late for his appointment.
Tom donanmada kalmış olmayı dilemeye başladı.Tom was beginning to wish he had stayed in the navy.
Rosenfelderler geç kalmış olabilirler.The Rosenfelders might be late.
Tom trafikte sıkışıp kalmıştı.Tom was stuck in traffic.
Ne yapacağına karar vermek sana kalmıştır.It's up to you to decide what to do.
Ne yapacağına karar vermek sana kalmış.It's up to you to decide what to do.
Tom Mary'ye kalmış diyor.Tom says it's up to Mary.
Şimdi size kalmış!Now it's up to you!
Leonardo da Vinci tarafından yapılmış yaklaşık 900 eskiz kalmıştır.There remain approximately 900 art sketches by Leonardo da Vinci.
Çalışıp çalışmamak size kalmış.It's up to you whether you study or not.
Oraya gidip gitmeyeceğimize karar vermek sana kalmış.It's up to you to decide whether we'll go there or not.
Bir kazadan dolayı tren geç kalmıştı.The train was late because of an accident.
O sana kalmış.It depends on you.
Tom nefes nefese kalmış.Tom is panting.
Tom geçmişte saplanıp kalmış.Tom is stuck in the past.
Tom nefes nefese kalmıştı.Tom was panting.
Tom soluk soluğa kalmıştı.Tom was panting.
Bir seçim yapmak sana kalmış.It's up to you to make a choice.
İki tane kalmıştı.There were two left.
Nefes nefese kalmıştı.She was panting.
Soluk soluğa kalmıştı.She was panting.
Nefes nefese kalmışlardı.They were panting.
Soluk soluğa kalmışlardı.They were panting.
Tom ve Mary yetim kalmış yavru bir kediyi kurtardı.Tom and Mary rescued an orphaned kitten.
Tom ve Mary en sonunda yalnız kalmışlardı.Tom and Mary were finally alone.
Seçim size kalmış.The choice is yours.
Japonya'ya dönmeden önce Boston'da kalmıştım.I had stayed in Boston before I returned to Japan.
Bu sabah çok erken kalmıştım.This morning I was up very early.
Tom geç kalmıştı.Tom was late.
Herkesin ağzı açık kalmıştı.Everybody was stunned.
Donmuş kalmıştım.I was petrified.
O ülkenin geri kalmışlığı iyi bilinir.The backwardness of that country is well known.
Tom çok geç kalmıştı.Tom was very late.
Yarım kalmış işleri sevmiyorum.I don't like loose ends.
Ramak kalmıştı.It was a near miss.
Ben TV izlerken uyuya kalmışım.I fell asleep while I was watching TV.