Bize kalkan ol ve bizi koru, Daimi Tanrımız.Beschirme und behüte uns, Ewiger Herr.
Kalkınma oranı yükseldi.Der Schwierigkeitsgrad war angestiegen.
Kalkanı ve tekerleği yoktu.Es besaß keine Querruder und keine Flügelklappen.
Bu kalkanların içinde kılcal damarlar vardır.In den Tälern befinden sich Quelltöpfe.
"Sabah kalkıp 'modacı olayım bari' denmez!".Wenn ich mich nicht verrechnet habe, dann werd’ ich dereinst auferstehen!
Avrupa’da Orta Çağ sonuna kadar bilinen tavukgöğsü sonra ortadan kalkmış.Nach Mitteleuropa gelangte der Borretsch im späten Mittelalter.
Ateşleme mekanizması kalkış esnasında yaklaşık olarak 60 metre (200 ayak) uzunluğunda alev oluşturdu.Nach einigen Sekunden kippte die Rakete um etwa 30°.
Ürünlenmiş sürüklenim uçaklarda kalkış ve inişlerdeki en önemli bileşendir.Die Sicherheit der Personen im Korb hat bei den Starts und den Landungen höchste Priorität.
Argo gemisini yakmaya ve Argonaunt'ları öldürmeye kalkışır.Demo erzählt von ihrer Verfolgung der Argonauten.
İsrail Devleti'nin 1948 yılında kurulmasıyla beraber, Davud'un Kalkanı İsrail bayrağında yer almıştır.Mit der Staatsgründung Israels am 14. Mai 1948 wurde der Magen David zum Emblem der Nationalflagge Israels.
Bu yapıldığında ölümün ortadan kalkacağına inanılıyordu."Bis auf einmal man erkennt, dass das Leben geht zu End’.
Engelleme 31 Ekim'de kalkmıştır.Die Krönung wurde am 31. Augustgreg.
Ama bir şekilde bu rolün altından kalktığıma inanıyorum.Es wird teilweise vermutet, dass er hinter der Figur Kalthand steckt.
Öldüğü zaman kalkanı bir Yahudiye ipoteklendi.Zum Zeitpunkt seines Todes war er dem jüdischen Volk verhasst.
Ryan, bir süre kalkamaz ama sonra kalkar.Sara kann gerade noch ausweichen, stürzt danach jedoch ab.
Öyle ki günde 1,400 kez kalkış ve iniş yapılmaktaydı.Täglich werden über 400 Starts und Landungen verzeichnet.
Yerimden kalktım, bebeğimi bulmaya çalıştım.Ich suchte meinen Vater und fand eine Großfamilie.
3 Mart 1972'de Atlas-Centaur roketi ile kalkışını yapmıştır.Pioneer 10 startete am 3. März 1972 mit einer Atlas-Centaur-Rakete.
Serhat Kalkınma Ajansı.Nachlassverwalter ist Mag.
1795 yılında Polonya'nın üçüncü kez bölünmesiyle bağımsız Lehistan-Litvanya Birliği ortadan kalktı.1795 wurde Polen zum dritten Mal geteilt.
Tortilla'nın Güney Amerika'ya kalkan gemide olduğunu öğrenen iki adam da aynı gemiye binerler.Sybil bringt in Erfahrung, dass Western auf einem Schiff eingecheckt hat, das nach Südamerika auslaufen soll.
Kalkıp gidecekleri sırada Mecnun Leyla'yı görür ve aşık olur.Nach seiner Rückkehr nach Mittelerde trifft er auf die Maia Melian und verliebt sich in sie.
ABD'nin yurtdışındaki iktisadi yardımlarını düzenlemek için bir uluslararası kalkınma ajansı kurmaya götürdü.Freiwillige aus dem Ausland bildeten Internationale Brigaden zur ihrer Unterstützung.
Evsizdir, sokaklarda yatıp kalkmaktadır.Er bleibt auf der Straße liegen und schläft ein.
Atın çöker ve kalkamaz.Der Kelchbecher ist behaart und oben nicht eingeschnürt.
Karakol bölümü de kalkmıştır.Hauptort des Departements wurde Stade.
Türkiye ayağa kalktı.Er trat dort für die Türkei an.
1973 yılında Ernar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurulmuştur.1974 trat ein neues Genossenschaftsgesetz in Kraft.
Ama “hayatında tek kelime İspanyolca bilmeyen biri bunun altından nasıl kalkar” diye düşünmeye başladım."Der Einheimische, der kein Wort Spanisch sprach, dachte, man würde sich nach seinem Zustand erkundigen.
Adalet ve Kalkınma Partisi, Libya'daki iktidar partisi.Partei für Gerechtigkeit und Aufbau, eine größere islamistische Partei in Libyen.
Nihayet İncil'deki bir öyküden ilham alarak oğlunu kurban etmeye kalkar.Er beklagt die Tötung des Sohnes und bittet den Sieger, ihn in seine (des Bruders) Kleider zu hüllen.
Diodorus, Greklerin büyük kalkanlarının gerisinde omuz omuza dövüştüğünü yazmaktadır.Dietrich nahm auf der Seite des Deutschen Ordens an den Feldzügen gegen die Prußen teil.
Bipolar bozuklukları vardı ve 17 yaşındayken yetişme sıkıntılarından dolayı intihara kalkıştı.Depressionen und ein Suizidversuch folgten mit 17 Jahren.
Bilici Kalkhas kızı geri vermeyi buyurur.Die Kinder bitten die Pfadfinderin, wieder zu gehen.
Bunlar arasında üç büyük şehir de vardı: Kalkilya, Refah ve Beyt Lahiya.Diese besaß drei Abteilungen in Baku, Gəncə und Naxçıvan.
Servet esası kalkmış ve seçmen yaşı 18'e inmişti.Die Anzahl der Beschäftigten stieg stark an, das Wahlalter wurde auf 18 Jahre herabgesetzt.
Rahatsız edildiklerinde yerden uçarak kalkar ve yakınlardaki ağaçlara sessizce tünerler.Bei einer Störung fliegt er ganz ruhig zum nächsten Baum.
Sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi ile yakın ilişkileri sürmüştür.Ihr fügte er in der Folgezeit für Gerechtigkeit und Toleranz werbende Inschriftsteine bei.
Şifa taşkını: Alınan fazlalık iyileştirmeyi kalkana dönüştürür.Was uns krank macht – Was uns heilt: Aufbruch in eine Neue Medizin.
Gece tuvalete kalkmak sorunu çözebilir.Es gelingt ihr, sich ins Badezimmer zu retten.
Kalkedon MÖ 315'ten itibaren Zipotlar tarafınden kuşatılmış, I. Antigonos tarafından kuşatma kaldırılmıştır.Kalchedon wurde 315 v. Chr. durch Zipoites belagert, jedoch löste Antigonos die Belagerung auf.
Öyle olunca engel kalkıyordu.Der Hang setzte sich also in Bewegung.
20–30 yıl önce meyvecilik de geçim kaynağı iken, günümüzde tamamen ortadan kalkma aşamasına gelmiştir.In den letzten 20 bis 30 Jahren vor der Reformation war es um das Chorherrenstift nicht mehr gut bestellt.
Bu sırada yaratık ayağa kalkar ve yaralarını iyileştirir ve Strickland'ı öldürür.Das Wesen kann sich wundersamerweise selbst heilen und Strickland die Kehle aufschlitzen.
Ayrıca ne zaman ortadan kalkacağı da bilinmez.Wir wissen einfach nicht wann man aufhört.
Çin, sürekli ekonomik kalkınmayı sağlamak için "beş yıllık plan" stratejisini yerine getirmiştir.Die Volksrepublik China verwendet Fünfjahrespläne zur Planung der Volkswirtschaft.
Oradan kalkıp, Kemah çevresine geldiler.Dieser türmte sich zu Wällen entlang der Feldbahngleise auf.
Doktor, yer çekimi kalkanlarını devre dışı bırakır.Der Doktor entfernt die Gräte.
14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucu başkanlığını üstlendi.Hier wurde er am 14. Januar 1992 zum Vorsitzenden des Ausschusses für Rechts- und Verfassungsfragen gewählt.
Kalktığı sırada havanın fırtınalı olduğu açıklandı.Durch Unwetter verschwindet das Wahrzeichen des Wettersteins.
Adrian, ailede en erken kalkan kişi.Aditya ist der jüngste aus der Familie.
Genel olarak höyüğün Geç Kalkolitik Çağ'dan Demir Çağı'na kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır.Das erklärt sich dadurch, dass am Ende der Eiszeit das Land tiefer lag als heute.
Bunlar kalker bakımından zengin olmalarına rağmen ilk oluşumlarındaki kalkerlerin bir kısmı erimiştir.Als sie dort fruchtbares Land vorfanden, ließen sie sich nieder und legten die ersten Reisfelder an.
Böylelikle mor ekonomi, kültür elemanını sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası haline getirir.Nur dann kann sich die Kultur entwickeln, die für den Erfolg entscheidend ist.
İlçeye Hamdibey, Kalkım, Pazarköy beldeleri bağlıdır.See Binsfeld: Blick auf dessen Ostufer, auf die Landzunge die Binsfeld vom Kuhuntersee trennt.
Kalkanı her iki tarafından da tutan iki adet kudu yer almaktadır.Ebenfalls über jeweils zwei Stockwerke verfügen die Anbauten.
Parti 2010'da ortadan kalktı.Deshalb ruhte die Liga 2010.
Anadoluhisarı Turizm Kalkındırma Derneği.Händler stärkt Tourismussparte.
Fiziksel sınırların kalkışı.Die Grenzen der geistigen Gesundheit.
Sabah erken kalkıyordum.Je me levais tôt le matin.