kala ile cümle

kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Gelecek yıl daha çok çalışmak zorunda kalacaksın.You'll have to study harder next year.
Tren öylesine kalabalıktı ki Ueno'ya kadar bütün yol boyunca ayakta durmak zorundaydım.The train was so crowded that I had to stand all the way to Ueno.
Koridor o kadar kalabalıktı ki yürüyemedik.The corridor was so crowded that we couldn't walk.
Sözcünün etrafında büyük bir kalabalık toplandı.A crowd of people gathered around the speaker.
Biz ayrıca ayrı sigara içme bölümü yapmak zorunda kalacağız.We'll also have to create a separate smoking section, won't we?
Gazete bayiinde sormak zorunda kalacaksın.You'll have to ask at the newsstand.
Ben müdavim olmak istiyorsam, geriye kalanın iki katı kadar çok çalışmak zorundayım.If I'm to become a regular, I have to work twice as hard as the rest.
O, kalabalığa yanlamasına sokuldu.He edged sideways through the crowd.
Sonsuza dek burada kalamam.I can't stay here forever.
Yarın yağmur yağarsa, ben sadece evde kalacağım.If it rains tomorrow, I'll just stay at home.
Ben yarın evde kalacağım.I'll stay at home tomorrow.
Yarın yağmur yağarsa, evde kalacağız.If it rains tomorrow, we'll stay at home.
Ben okula geç kalacağım.I'm going to be late for school!
Gümüşü kalaydan ayırabilir misin?Can you tell silver and tin apart?
Kalabalık otobüslerde gençler koltuklarını yaşlılara vermelidir.On crowded buses young people should give their seats to old people.
Bir daha geldiğinde evde ben kalacağım.I'll stay at home the next time she comes.
Şimdi gidelim. Aksi halde, geç kalacağız.Let’s go now. Otherwise, we'll be late.
Ben kısa bir süre için burada kalacağım.I'll stay here for a bit.
Çabuk! Biz geç kalacağız.Hurry up! We'll be late.
Kahvaltıdan kalan sütü içtim.I drank the milk that was left over from breakfast.
Bir kalabalık bu caddeye toplandı.A crowd gathered on this street.
Çok çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to work a lot.
Çok ders çalışmak zorunda kalacaksın.You will have to study a lot.
Bu gece evde kalacağım.I'm going to stay at home tonight.
Aman Tanrım. Ben derslere geç kalacağım.Oh my gosh. I will be late for lessons.
Bir şey yapmak zorunda kalacağız.We will have to do something.
Birkaç dakika beklemek zorunda kalacağız.We'll have to wait a few minutes.
Şişe içinde kalan sadece bir miktar süt vardı.There was only a little milk left in the bottle.
Herhangi bir gürültü yapmadığın sürece burada kalabilirsin.You can stay here as long as you don't make any noise.
O, tren için geç kalabileceğinden endişeliydi.She was worried that she might be late for the train.
Ne zamana kadar Japonya'da kalacaksın?Until when will you stay in Japan?
O ne zaman yurt dışına gitmek zorunda kalacak?When will she have to go abroad?
Eğer o böyle içmeye devam ederse eve bir taksi çağırmak zorunda kalacak.If he keeps drinking like that, he'll have to take a taxi home.
Kitap raflarımı tekrar cilalamak zorunda kalacağım gibi görünüyor.It looks like I'm going to have to varnish my bookshelves again.
Bir kalamarın on bacağı vardır.A squid has ten legs.
O, bir gün yaptığının hesabını vermek zorunda kalacak.Someday she'll have to pay for what she's done.
Bugün hayatınızın geri kalanının ilk günüdür.Today is the first day of the rest of your life.
Öfkeli kalabalık, arabaları devirdi ve mağazaların önündeki camları kırdı.The angry mob overturned cars and smashed storefront windows.
Tren kalabalık olduğu için, Kyoto'ya giden bütün yol boyunca ayakta durdum.Since the train was crowded, I stood all the way to Kyoto.
Doğru şeyi yap. Bu bazı insanları sevindirecek ve geriye kalanını şaşırtacak.Do the right thing. It will gratify some people and astonish the rest.
Trenin arkasında oturmak zorunda kalacağız.We'll have to sit at the back of the train.
Büyük bir kalabalık caddede durdu.A big crowd stood in the street.
500 kişilik bir kalabalık tiyatroyu doldurdu.A crowd of 500 filled the theater.
Kalabalık konseri sevdi.The crowd loved the concert.
O, işini kaybettiği için eğitimini ertelemek zorunda kalacak.She'll have to delay her education because she lost her job.
Gelecek yıl için bütçemizi ikiye katlamak zorunda kalacağız.We'll have to double our budget for next year.
Trenin ne kadar geç kalacağını tahmin edebilir misiniz?Can you estimate how late the train will be?
1940'lardan kalan bu uçak hâlâ uçuyor.This airplane from the 1940's still flies.
Büyük bir kalabalık başkanın konuşmasını bekledi.A great crowd waited for the president to speak.
Tom binadan ayrılmak zorunda kalacak.Tom will have to leave the building.
Polis kalabalığı kontrol edemedi.The police could not control the mob.
Öfkeli kalabalık binaya saldırdı.The angry mob attacked the building.
Dosyaların geri kalanı nerede?Where are the rest of the files?
Elbiselerinin geriye kalanını çamaşırhaneye koydum.I put the rest of your clothes in the laundry.
Benim sandviçin geri kalanını istiyor musunuz?Do you want the rest of my sandwich?
Çölde tek başına hayatta kalabilir misin?Could you survive alone in the wilderness?
Bugün evde kalacağım.I'll stay home today.
Ben bugün evde kalacağım.I will stay home today.
Dedemin II.Dünya savaşından kalan eski ilk yardım çantası tavan arasında.In the attic is my grandfather's old first-aid kit from World War II.
Beklemek ve görmek zorunda kalacaksınız.You will have to wait and see.

İlgili Sayfalar