kala ile cümle

kala kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
5
ORT. KELİME
Bugün geç kalamam.I can't be late today.
Muhtemelen bugün işi biraz erken terk etmek zorunda kalacağım.I'm probably going to have to leave work a little early today.
Bugün eve erken gitmek zorunda kalacağım.I'm going to have to go home early today.
Ne kadar uzun kalabileceğimi bilmiyorum.I don't know how much longer I can stay.
Tom para biriktirmeye başlamak zorunda kalacak.Tom is going to have to start saving money.
Tom Mary ile konuşmak zorunda kalacak.Tom is going to have to talk to Mary.
Gelecek sefer daha uzun kalacağım.I'll stay longer next time.
İstersen bütün gece burada kalabilirsin.You can stay here all night if you want.
Benim evimde kalabilirdin.You could've stayed at my place.
Bakalım sonunda nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalacağız.It remains to be seen what kind of picture we will be faced with in the end.
Biz kalamayız.We can't stay.
Bütün yıl burada kalacağım.I'll stay here all year.
Bir ay boyunca burada kalacağım.I'll stay here a whole month.
Arapça Seviye 5'i tekrar almak zorunda kalabilirim.I may have to retake Arabic Level 5.
Takımımız bu sene pileyofa kalamadı.Our team did not reach the playoffs this year.
Acele etmezsen geç kalacaksın.You're going to be late if you don't hurry up.
Biraz uzun kalabilir misiniz?Can't you stay a while longer?
Bu arada, bizimle kalabilirsin.Meanwhile, you can stay with us.
Kalabalık sarsılmış görünüyordu.The crowd looked shocked.
Başka bir talimata kadar sessiz kalacaksın.You will remain silent until further instructed.
Onların nasıl hayatta kalabildiğini anlamıyorum.I don't see how they could've survived.
Tom hayatta kalabildi.Tom could've survived.
Tom kalabalığı yararak ilerledi.Tom pushed through the crowd.
Tom kalabalıktan çıktı.Tom emerged from the crowd.
Tom hızla kalabalıkta kayboldu.Tom quickly disappeared in the crowd.
Ben bu yerde hayatta kalabileceğimizi sanmıyorum.I don't think I can survive in this place.
Katliamda hayatta kalan sadece Tom değildi.Tom wasn't the only survivor of the massacre.
Sona kalan çürük yumurta.Last one in is a rotten egg.
Kalabalık çığlık atıyordu.The crowd was screaming.
Kalabalık genç.The crowd is young.
Hesabı ödemek zorunda kalacaksınız.You'll have to pick up the check.
Hayatımın geri kalanını hapiste geçirmeyeceğim.I'm not going to spend the rest of my life in jail.
Hiç kimse o miktarda kan kaybıyla hayatta kalamazdı.No one would survive that amount of blood loss.
Onların her birini kontrol etmek zorunda kalacağız.We'll have to check every one of them, Tom.
Ne yazık ki Tom'u serbest bırakmak zorunda kalacaksın.I'm afraid you're going to have to release Tom.
Tom'a sormak zorunda kalacaktın.You'd have to ask Tom.
Muhtemelen artık kalamam.I can't possibly stay any longer.
Bu senin yanına kar kalamaz.You can't get away with this.
Yakın temas içinde kalalım.Let's stay in close contact.
Sadece kalan bir torpido var.There's only one torpedo left.
Tom sadece kalan tek hasta.Tom is the only patient left.
Kalabalık sustu.The crowd fell silent.
Tom'un adı oy pusulasında kalacak.Tom's name will stay on the ballot.
Sana kalacak yer verebiliriz.We can accommodate you.
O, kalabileceğim anlamına gelmiyor.That doesn't mean I can stay.
Ben muhtemelen kalamam.I can't possibly stay.
Onların önünde kalabilir miyiz?Can we stay ahead of them?
Neden Tom'la kalamazsın?Why can't you stay with Tom?
Geri kalanımız seni ikna etmek için ne yapmak zorunda?What do the rest of us have to do to convince you?
Bu kalacağın anlamına mı geliyor?Does that mean you'll stay?
Bu kalmak zorunda kalacağın anlamına mı geliyor?Does that mean you'll have to stay?
Kalabalık olup olmadığı önemli değil.It doesn't matter if there's a crowd.
Tom evde kalabilirdi.Tom might just as well stayed home.
Her yerde kalabalık olacak.It'll be crowded everywhere.
Tom Mary'nin geç kalacağını bilmeliydi.Tom ought to have known that Mary would be late.
Tom Mary'nin geç kalacağını biliyordu.Tom knew Mary would be late.
Tom'u arayacağım ve ona geç kalacağımızı bildireceğim.I'll call Tom and let him know we'll be late.
Tom'un geç kalacağına dair içimde bir his vardı.I had a feeling Tom was going to be late.
Sanırım Tom geç kalacak.I think Tom is going to be late.
Sanırım Tom muhtemelen geç kalacak.I think Tom is likely to be late.

İlgili Sayfalar